XX. Yüzyılın en etkili filozoflarından, aynı zamanda Bertrand Russell'in de öğrencisi olan Wittgenstein'in I. Dünya savaşı sırasında cephede tuttuğu defterler, onun felsefi düşüncelerinin gelişimine ışık tutan önemli birincil kaynaklar olmuşlardır.
Wittgenstein'ı diğer bütün filozoflardan ayıran en önemli özellik bana göre henüz yirmili yaşlarının başında mantık ve dil, metafizik ve etik, bilgi teorisi ve kişisel yansımalar gibi felsefenin en derin çukurlarına girerek kendi felsefi dilini yaratmayı başarmış olmasıdır. Ben yirmili yaşlarımın başında Immanuel Kant'ın estetik felsefesini kavrama aşamasındayken metafizik ve mantık konuları bana çok ağır geliyordu -hala öyle-, lakin genç yaşında, hem de dünya savaşının yaşandığı bir dönemde, karşılıklı mermi yağmurunun aktığı cephelerin birinde böyle derin konulara kafa yorup yeni bir dil felsefesi oluşturmak nasıl bir aklın ürünüdür hayret ederim.
Wittgenstein'ın 1914-1916 defterleri, onun erken dönem felsefesinin temel taşlarını oluşturan düşüncelerin ham halini sunuyor bize bir nevi. Bu notlar, Tractatus Logico-Philosophicus'da sistemleşecek olan mantık, dil, metafizik ve etik gibi alanlardaki fikirlerin nasıl filizlendiğini ve geliştiğini anlamak için paha biçilmez bir kaynak sunuyor. Aynı zamanda, savaşın ve kişisel deneyimlerin genç bir filozofun düşünce dünyasını nasıl etkilediğine dair de çarpıcı bir tablo çiziyor.
Yazarın Tractatus Logico-Philosophicus eserinden önce bu kitabı okursanız Wittgenstein'ın felsefeye olan bakış açısına da aşina olmuş olursunuz.