“Dün gece sen uyurken
çiçeklere su verdim
ve insanların korkunç
öykülerini anlattım onlara.” youtube.com/watch?v=w0pBLFV... Lale Müldür’ün bestelenmiş bir şiiri ile başlamak istedim incelememe: Destina. Hiçbir şeyin iyi gelmediği bir dönemde bazen bir türkü iyi gelebiliyor bir çift kulağa.
“Ben böyle yaşıyorum işte
bir şeylerin acısı,
bir şeylerin anısıyla...”
Yaşayan bir şair Lale Müldür, kendi yaşarken şiiri de yaşatan… Bambaşka bir üslubu var. Okurken çok yerde, “Bu okuduklarım şiir olamaz, bambaşka bir şey olmalı bunun adı!” diye düşündüm durdum. Tamam geleneksel şiir anlayışından farklıydı, bunu kabul edebilirdim ancak modern, postmodern şiire göre de çok farklıydı. Kendine yeni bir tür kurmuştu adeta; anlamanın, anlamlandırmanın, hayal etmenin dahi oldukça zor olduğu. Adına “hayalistan” dediği ülkesinin ürünü olsa gerek: “Kendi kurduğum hayalistan ülkemde binlerce kişiyi sevdim.” Soyutluk, çok anlamlılık, derinlik… Her okuduğunda sanki başka bir kitabı okuyormuş gibi olmak… Herkese hitap etmeyecek ama hitap ettiği yüreğin de vazgeçemeyeceği şiirler.
“Ben sizin bende görmek
istediğiniz biçimlerin arasına
koyduğunuz mesafeyim.”
O mesafeden dolayı anlayamıyoruz belki de. Öyle alıştık ki karşımızdaki insanları zihnimizde kurduğumuz kalıplara yerleştirmeye, kırıyor ne kadar kalıp varsa, yıkıyor tüm öngörülerinizi. Ben başkayım, diyor! Başka anlayın beni! Ben şiir yazmıyorum, şiir benim! Şiir kadın, ve kadına dair ne çok şey var şiirlerinde:
“Bir kadınım ben ve insan kadın olunca
her şeyi unutur yüreğinin içindekinden başka.”
“Bir kadındı,
bir ülkeydi,
kapanmazdı artık yarası.” Kapanmıyor kadınların yarası, büyük harflerle haykırıyor böyle olunca: “KADINLARI SEVMEYİ ÖĞRENİN!”
Yaşayan şairleri öyle seviyorum ki… Yaraların hala var olan ilacı gibiler. Hep var olsunlar, hep yazsınlar istiyorum… Ancak yaşayan bir şairin dilinde çokça ölüm teması: “Ölecek kadar mutsuzum,” diyor bir dizesinde. “Ölseydim de bu günleri görmeseydim.” Başka bir dizesi farklı boyutlara götürüyor: “Bazen var olmak için ölmek gerekir.” Düşleri ölünce ölmez mi insan? Ama onları da öldürüyor işte: “Artık tüm düşler öldü, terk etmeli kentleri.” Ve en acısı, zaten ölü olduğumuz duyumsaması: “Ve çoğu insan ölmüyor, çünkü onlar zaten ölü.”
“Unutmak istemiyordum oysa.
Güzel kalan yaralar da vardır çünkü.”
Çoğu insan sevmeyecek,
Birçoğu anlamayacak,
“Bunlar da şiir mi,” diyenler bile olacak eminim. Ruhsal parçalanma arttıkça şiirler de parçalanıyor. Bir Didem Madak okuduysanız, bir Umay Umay dizesinde kaybolduysanız, Nilgün Marmara ile kendinizi boşluğa bıraktıysanız okuyun derim. Değilse zorlamayın, her çiçek her toprakta açmıyor. Yarası olmayan yarası olmayanı anlamıyor. Yaralarınıza iyi gelmesi temennisiyle. Rainer Maria Rilke ile başlıyor bir bölüm, onunla veda edelim: “Şimdi korkunç zordu beni sevmek; ve ben buna yalnız Biri’nin gücü yeteceğini seziyordum.”