Gönderi

Puan vermedi·95 syf.··
2018 3. kitabı
Kör Baykuş şimdiye kadar okuduğum romanlar arasında en olağandışı olanlardan biridir. Anlamak, dolayısıyla da anlatmak çok zordur bu romanı. Her okumadan sonra, bu anlayamamaktan kaynaklanan anlatamamazlık öylesine çarpıcıdır ki, “sen anlamazsan, senin dediğin de anlaşılmaz,” diye bir not düşme gereği duyarsınız. Ama, kesinlikle oldukça doyurucu bir eser. Etkisinden uzun zaman kurtulamayacağınızı garanti veririm. Çünkü, imgeler ve gerçeküstü simgeler bakımından çok zengindir. Okur Kafka üslubunu sayfalar arasında kesinlikle hisseder. Okur, Kafka’nın imgelerle yarattığı Kafkaesk labirentinde ağır ağır aynı yönde ilerlerken, Hidayet’in labirentinin bir döngü olduğunu fark eder. Aslında fark etmez, hisseder. Ama bilir ki, her İkisinin de yarattığı, kayıp oldukları labirentlerden çıkmayı başaramayacaktır. Aralarında bir algılama farkı vardır. Kafka ağır bürokratik cehennemde bir hiçliğin içine hapsolurken, Hidayet kendi içinde kaybolur. Eserin temi, her bir bireyin kendi dışında var olan, kendisini çevreleyen dünyanın-dünyasının bilincine varma konusunda, hayatının merkezine aldığı bir var olma mücadelesidir. Ailesi, karşı cinsi, hemcinsi ve genel olarak şer şey. Bu temi dillendiren anlatıcıdan duyduğunuz her şey, sanki normal bir anlatıcının değil, sarhoş bir uyuşturucu bağımlısı zihnin hayallerinden, algılamalarından süzülür. Kocaman bir SANKİ'yi atlamamak gerek. Neden böyle düşünürüz? Çünkü anlatıcı, metinde, gerçek anlamda ne bir zaman ne de bir mekan hissi verir okura. Aslında mekan vardır. Ama zamana dağıtır onu. Lime lime eder .Hatta aktardığı olayların herhangi birinin cereyan edip etmediğini de anlayamaz okur. Aynı olaylar habire tekrarlanıp durur. Dönüşler, işte yukarıda değindiğimiz ouroboros labirentin, kısır-ouroboros döngünün içine hapsolur. Anlatıcının sürekli yeniden üreterek oluşturduğu ouroboros labirentin yeni halinin içinde anlatıcıyla beraber okur da kaybolur. Dairesel labirentin içinde gezinirken fark ettiğimiz geri dönüşlerde, aslında biraz önce geçtiğimiz yeri fark ederek kapıldığımız umut, karşılaştığımızın bir zaman ya da mekan değil, sadece hayali bir an olduğunu fark ettiğimiz an-ki bunu hep fark ettirir anlatıcı- karamsarlığımız büyür. Beynimiz deli gibi bir matematik üretip çalışmaya başlar. Huzurumuz kaçar. Aslında tüm metin boyunca çatlaklarla dolu duvarlarıyla, penceresiz odadan hiç çıkmadığınızı düşünürsünüz. <<<<<Hayatım odamın dört duvarı içinde geçti ve geçiyor. Baştan sona hayatım dört duvar arasında geçti. Hep bir servi çiziyordum. Dibinde ihtiyar, kambur bir adam bağdaş kurmuş oturuyor, bir Hind fakirine benziyordu. Bir abaya sarınmış, başına bir şal bağlamıştı. Sol elinin işaret parmağını bir hayret ifadesiyle dudaklarına götürmüştü. Karşısında uzun, siyah entarili bir genç kız hafif eğilmiş, ona bir gündüzsefası uzatıyordu. Ve bir dere akıyordu ikisinin arasından. Ben bu sahneyi daha önce görmüş müydüm, yoksa rüyamda mı almıştım ilhamı? Bilmiyorum, bildiğim: çizdiğimin hep bu meclis, hep bu konu olduğuydu.>>>>> Çünkü mekan, bir oda olmaktan çıkar, anlatıcının, ne zaman girilip ne zaman çıkıldığını muğlaklaştırdığı, bir mezarın sessizliğini, bir zihnin içini tanımlamak için kullandığı bir metafor haline gelir. SH’in yaptığı şey sizi deli birinin kafasına sokmak ve anlatıyı bu güvenilmez zihnin bakış açısıyla aktarmaktır. Yanakları kızaran kadın, sadece bu yanak kızarıklığıyla hayatta değil, arada bir güzel gözlerini açıp, anlatıcının kağıdına resmedilirken aslında bir ölüdür de. Uzaktan hissedilen yaşam, yakınına varıldığında toprak-hayat-ölüm-toprak-hayat döngülü bir metamorfoza (Kafka) kaynaklık eder. <<<<< Fakat yanına vardığımda bir ceset kokusu duydum, bir çürüme kokusu. Üzerinde küçük küçük kurtlar kıpırdaşıyor ve mum ışığında iki mayısböceği, gövdesi etrafında dolanıyordu. Ölüydü de niçin açılmıştı gözleri? Bilmiyorum. Acaba rüya mı görmüştüm, yoksa gerçek mi?>>>>> Sanki sorgulanan normal bir bireyin değil, zihinsel, dolayısıyla duygusal deformasyona uğramış bir bireyin dünyayı nasıl algıladığıdır. Bu zihnin uğradığı deformasyon o kadar anormaldir ki, kendi içinde, sanki bu “iç” -ya da mekan gerçekmiş gibi, bu sefer de zamanla oynar. Okuru, metnin içinde götürdüğü bütün İran medeniyetlerinin anılarına taşır. Bu aslında toplumsal hafızaya bir yolculuktur. Bulunan testi işte bu gerçek ve aynı zamanda yaşanmış gibi hissedilen efsanelerin, birbirinin içinde erimiş toplumsal hafızanın metaforudur. <<<<< O eski ressam, belki bin yıl önce, acıda çilede benim derttaşım değil miydi? Benim geçtiğim ruh hallerinden geçmemiş miydi? Ben ki şimdiye kadar kendimi yaratıkların en mutsuzu görüyordum, şimdi şimdi anlamaya başlamıştım: İnsanların, kemikleri çoktan çürümüşken, hücreleri belki mavi gündüzsefalarına karışmış yaşamaya devam ettikleri zamanlarda, şimdi şimdi anlamaya başlamıştım, insanların henüz tepelerde kerpiç kulübelerde oturdukları zamanlarda, aralarında feleğin hışmına uğramış bir ressam yaşamıştı; lanetlenmiş bir ressam, herhangi, benim gibi, mutsuz bir kalemdan ressamı belki.>>>>> Bazen daha somutlaştırır. <<<<< Meselâ bugün bir mezar kazdım, kazarken de şu testiyi buldum. Bir Rhages testisi, eski Rey yani, ya! Tamam, tamam! İşte sana veriyorum testiyi, benden sana yadigâr!>>>>> Yaşadığı kısa hayatta bitkilere gönül vermiş SH, cinselliğin doğallığına doğa üzerinden bir gönderme yapmayı da unutmaz. <<<<<Onu kendi tenimin sıcaklığıyla ısıtmak istedim, ona kendi sıcaklığımı verip ölümün soğukluğunu ondan almak istedim. Ola ki ona kendi ruhumu üflerim diye soyundum, yanma uzandım. Adamotu (ginseng-MN) kökleri gibi, dişi erkek, bitişiktik birbirimize. Zaten erkeğinden ayrı düşmüş dişi bir adamotunu andırıyordu vücudu ve tıpkı adamotu gibi, yakıcı bir aşkla yanıyordu. Ağzı bir salatalığın içi gibi buruk ve serinletici.>>>>> Resimle de uğraşan SH, Edvard Munch'un Çığlık'ını kendi içinde tekrar tekrar üretip labirentine haykırır. El yordamıyla yolunu bulmaya çalışan okur, işte bu Çığlık'ın yankısında ilerler. Gariptir. Batıyla İran’ın arasında Türkler vardır. Türklerle doğunun arasında ise İranlılar. Her iki ulus modernleşme yıllarında yüzlerini batıya çevirdiklerini sandılar hep. Oysa bu bir yanılsamaydı. Onlar batıya değil, birbirlerine bakıyorlardı. Anlamadılar bunu ama. Bunu hala fark etmediklerini düşünüyorum. Kaan Murat Yanık, Butimar, Sessizliğin Kanatları’nı yazarken, SH’tin “Butimar, deniz kıyısına çöker, kanatlarını açar, oturur tek başına,” dediğini elbette okumuştu. Sitenin formatına uymak için incelememi burada kesiyorum. Amacım genel bir kavrayışa işaret etmekti. Kendi okumama yani. Belki de hiç olmamış mistik sevgisini/sevgilisini kaybettikten sonra büründüğü umutsuz ruh haliyle sürrealist bir anlatıcı portre vardı romanda. Sizi temin ederim ki, bu küçücük romanda yazdıklarımdan çok daha fazlası var. Ölüm ve gençlik, dolayısıyla cinsellik, önemli motiflerdir. Çok daha fazlasını bulabilirsiniz. Tekrar tekrar okuma yapılacak büyük romanlardan biridir. Ve sakın anlayamam diye çekinmeyin. Zor metin ama inanılmaz doyurucu. Asla pişman olmazsınız. İyi okumalar dilerim.
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
··
2 +1'leme
·
201 Gösterim
35 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Metin abi, senin de incelemende sıkça kullanmış olduğun üzere, "sanki" kelimesi bu kitap için türetilmiş sanki. Okur sürekli gerçek mi, rüya mı, hayal mi arasında gidip geliyor. Sanki bunu daha önce okumuştum, sanki bunu ben biliyorum ama nereden biliyorum diye sürekli kendisine soruyor, bir türlü içinden çıkamıyor. Okurken okurun başını döndürüyor, sanki midesini bulandırıyor. Çok mistik bir kitap. Bu zamana kadar okuduğum kitaplar arasında beni gerçek manada büyülemiş bir kitap varsa o da "sanki" bu kitaptı.Sabahıma güzel bir başlangıç yaptım sayende. Teşekkür ederim :)
Metin T.
Gönderi Sahibi
Sanki bu yazdıklarını bir yerden tanıyorum gibi. Sanki sen Semih'sin gibi :)))) Var ol değerli dostum.
Elinize sağlık Metin Hocam, bir ara tüm kitabı satır satır dökeceksiniz sandım önümüze.:) Devam etseydiniz keşke. Kör baykuş tekrar okunacak kitapların başındaydı zaten, sizin bu inceleniz de faydalı olacak okurken. İran-Türkiye ikilemi konusunda benzer düşünüyorum ben de. Aynı coğrafyadaki benzer insanlar olarak daha çok tanımalıyız birbirimizi. Çok teşekkürler.
Metin T.
Gönderi Sahibi
Erhancığım, dikkat edersen, kitabın nispeten düze çıktığı yerlere hiç temas etmedim. O işi akademisyenlere bırakalım. Fakat, bu İran-Türkiye ikilemi var ya, sıkı bir araştırma konusu olarak okunsa, dehşet zihin açıcı olurdu.
Kitabı okumaya karar verdiğimde burada ki incelemeleri okumuştum. Okurken incelemenizde takılıp kaldım ve okumak için hayli sabırsızlandım. Şimdi bitirdim ve incelemenizi yeniden paylaşıyorum izninizle :) Betimlemelerine ve benzetmelerine hayran kaldığım dolu dolu muhteşem bir kitaptı. :)
Metin T.
Gönderi Sahibi
Güzel kitap gerçekten. Bol kitaplı günler dilerim. Teşekkür ederim
Bu kitap ancak bu kadar güzel bir inceleme ile açıklanabilirdi..Tespitlerinizi hayranlıkla okudum 🙏
Emeğinize sağlık. Raftan alıp hemen okumaya başladım incelemeyi okuyunca:)
Metin T.
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim. Var olun. Kolay gelsin. İyi okumalar dilerim.
Reklam
Yeni bitirdim ve okuduktan sonra bu neydi şimdi oldum. Sarsılmış hissediyorum gerçekten kafamın içinde bir sürü soru ne gerçek ne hayal okurken beni zorlayan bir kitabı uzun zamandır okumamıştım . Kitabı yeniden okumak İçin sarsıntıyı atlatmam gerekiyor sanırım 😅
İnsan karmaşık bir varlıktır ve bu karmaşaya rağmen bir anlam çabası içerisinde eğer hakikatin farkına vardıysa peşine düşer ve bu çaba kimi zaman şuurluk hali kimi zaman ise insanın kendini tanıyamamasina döner.. Bu kitapla ilgili okuduğum ikinci inceleme elinize sağlık. Bir inceleme daha okursam sanırım kitabı okumama gerek kalmayacak :)
Özgün yorumunuz için teşekkürler. Kendim olmaktan daha anlamlı bir mücadelenin olmadığını düşünüyorum. Her şeye rağmen. Hatta kendime rağmen.