Hep deriz: “Her kitap yeni bir hayat yaşamak,” diye. Her kitap yeni bir hayatsa aynı zamanda her kitap yeni bir “ölüm” aslında. Son zamanlarda şu cümleyi çok fazla kurmaya başladım, “Hiç böylesi güzel ölmemiştim.” Öyle sonları var ki kahramanların, böylesini tahayyül bile edememiştim! “Artık ölmekten başka yapılacak şey kalmamıştı.” Ölmek de bir olay, başlı başına bir tantana! Ne gerek var bunca telaşa… “... mümkün olduğu kadar sıkıntısız bir şekilde bu dünyayı bırakıp gitmek istiyordu.” Mümkün oldu mu? Ne büyük muamma!
“Hayatında yalnızlıktan başka bir şey görmediği için, müthiş yalnızlığının farkında bile değildi.”
Yaşadığım mahallede bir teyze vardı. Müthiş yalnızlığının farkındaydı! Yalnız başına evde ölmekten korktuğu için sabah akşam, sıcak soğuk demeden gelir çocuk parkına otururdu. Haber aldım, evinde ölmüş. Kaderinden kaçamıyorsun, tıpkı kederinden kaçamadığın gibi. “Ölüm adildir,” diyordu Nazım Hikmet Ran’ın “Ölüme Dair” şiirinde bir Acem şairi, “Ölümün âdil olması için, hayatın âdil olması lâzım.” Ah Nazım, bazen öyle dokunuyor ki bu zamanlı zamansız haklı oluşların. youtube.com/watch?v=yGXHwS_...
Hep “gitmek” “gitmek” diyoruz değil mi?
Hiçbir gidiş “Sivaslı Ali”nin gidişi kadar acıtmadı canımı. İlk hikayemizin kahramanı, “Hüzünlü gidişler ustası” koydum adını. Hepimiz Anadolu’nun bağrından kopup geldik ama çok azımız kaldık Anadolulu. “Ertesi sabah, aramızda topladığımız birkaç lirayı kendisine vermek ve onu Konya otobüslerine bindirip selametlemek için Haymana Han’ına giden arkadaşıma hancı, Sivaslı Ali’nin, sazını iki liraya satıp yol parası yaptığını ve şafakla kalkan kamyona binip Konya yolunu tuttuğunu söylemiş.” Her toprakta açmayan çiçek, ehline düşmeyip ziyan olan adam… Sesini hiç duymasam da her türküsünü onun sesinden dinedim sanki… Ayın şavkı vurur sazın üstüne…youtube.com/shorts/9a_sGOtG80k Sabahattin Ali’nin bir şiiri aynı zamanda. Kim bilebilir ki?
Her hikaye bir roman çıkacak kadar derindi. Hikayeler bitti, bıraktıkları acı kaldı dimağımda. “Neden bu kadar erken gittin,” diye sordum defalarca yazara sanki neden öldüğünü bilmiyormuş gibi. Daha neler yazacaktı kim bilir, daha neler okuyacaktık. Ne romanlar ne filmler çıkardı Emine’nin hikayesinden. Ah Emine… Olmasaydı sonun böyle. “Fakat ne o gün, ne de ondan sonra, hiçbir yerden Emine’ye dair bir haber çıkmadı.” Sivaslı Ali’nin gidişine alışamamışken Emine’nin gidişi çok başkaydı. İnsan sevdiği için ölürdü, ama onunki ölümden de ötesiydi. Şimdi kaç bölüm Gassal verebilirdi ki onun verdiği acıyı? “Ruhum hayattan tiksindi,” diyor Nazan Bekiroğlu, “Ruhum kitaptan bile tiksindi bu hikayenin ardından.”
“Çöp yığınlarının başına üşüşen sekiz on yaşlarındaki çocuklar, onu kolayca bir kenara itiyorlar, hatta kendisinin bulduğu bir şeyi bile kolayca elinden alıveriyorlardı.” Mehtaplı bir gece, usulca ölüme gitmek isteyen bir adam. Hiç düşündünüz mü son anımda yanımda kim olur diye? Öyle ansızın, ölürken… Evinde bir başına ölen, komşuları kokuyu alınca farkına varılan insanlar düşüyor aklıma… Ve parktaki teyze, sen artık çık aklımdan! Şükrü Erbaş haklı, “İnsan bütün hayatını sonunda yalnız kalmak için yaşıyor sanırım.” Ve aklımdan çıkmayan kadın, Nermin Yıldırım, “Yalnız bekleyen duvarlar bile çürüyor diyorum. Bir gelmeyeni bekleyen her şey içeriden çürür.” Böyle anlarda sığınmalı Allah’a, ne der Kuran’ı Kerim’de: “Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir velî ne de bir yardımcı vardır.”
Adına “hikaye” dediklerimizin hepsi yaşamdı. Anadolu insanında, kadınında, çocuğunda ne varsa… Hani der ya Mehmet Âkif Ersoy,
“Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim.”
Yazılanlar “hikaye” değil “toplumumuzun yarası.” Kimi yaralar kapanmıyor, kimi yaralar kapanacak gibi değil. Kimi insanlar geliyor hayatımıza, yüzümüze çarpıp gidiyorlar insanların acılarını. Duyarsızlaştık ya da tabiri caizse “yüzsüzleştik”! Yüzümüze çarpılmadıkça görmüyoruz etrafımızdaki yaraları. Çarpanlar da böyle kırkında çekip gidiyorlar işte…
SesSabahattin Ali · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20267,8bin okunma
"Büyük şehir bütün karmaşıklığı, sonsuzluğu içinde sessiz sedasız uyuyor ve koynunda birbirine benzemez milyonlarca insan ve macera saklıyordu. Esmer taş duvarları aşan bir muhayyile için bunun tasavvuru bile korkunçtu. Fakat bir insan kalbi bu şehirden daha karmakarışık, daha uçsuz bucaksız değil miydi?" (s.58) Ses
Hocam sayenizde bir kitap daha okumuş oldum teşekkürler. Şimdi bitti kitap ve kitapta geçen şarkıyı dinlemeye gidiyorum ben de. ⬇️🎵
youtu.be/vGiwu-6gYzw?si=...
İyi geceler...🍂 Mikail Balcı