Hayal kurmayı sever misiniz?
Daha da önemlisi, kurduğunuz hayallere inanır mısınız?
Olmayacak Şeylerin Hayalini Kurma Federasyonu olsa, başkanı ben olurdum, diyor Şermin Yaşar bir kitabında. Ne demek "olmayacak şey?" Hepimiz Jules Verne kitapları ile büyüdük, zamanında bilim kurgu dediğimiz birçok şey şimdi hayatımızın sıradan bir parçası! Önce hayal vardı, sonra hayallerden yola çıkarak gerçek oldu her şey!
"Karın yağmadığı, saçakların buzdan dişlerini takmadığı bir kış mevsimi, oyuncaksız bir çocuk odasından farksızdır."
Hiç oyuncak müzesi gezdiniz mi?
Teklif ediyorum, "Benimle oyuncak müzesi gezer misiniz?" istanbuloyuncakmuzesi.com/pages/360-tur Bir hayalin gerçeğe dönüşmüş hali: İstanbul Oyuncak Müzesi, 40'ı aşkın ülkeden gelen, hepsinin ayrı bir hikâyesi olan oyuncaklar. O hikâyelerin içinde kayboluyor, aya çıkıyor, otomobil icat ediyor, sanayi devrimine şahitlik ediyorsunuz trenlerle... Oysa yalnızca beyaz bir atla başlamıştı her şey. Yani bir hayalle...
Yoksul çocukların hayal güçleridaha zengindir zengin çocuklarından,çünkü daha basittir oyuncakları.
Gözlerinizi kapayıp çocukluğunuza gidin, hak vereceksiniz Ülkü Tamer'e. Çok oyuncağımız yoktu belki ama uçsuz bucaksız hayal gücümüz vardı, ne oyunlar, oyuncaklar tasarlardık onunla. Yaylada yaşarken kuru ağaç dallarından eşek yapar, onunla çalı çırpı toplar evin bahçesine getirir, orada kendi topraktan fırınımla patates közler yerdim. Hiç oyuncak aldığımızı hatırlamıyorum, kitap şöyle dursun, takvim yaprağı bile lükstü. Dedem okusun da sıra bana gelsin diye beklerdim, bir gün bitince ertesi günü okumak için iple çekerdim. Çoğumuz böyleydik biliyorum. Orhan Veli de böyleydi; "bir top, uçurtma ve kağıt gemi."
"Çocukken kapı önlerinde
Kumla oynardık,
Ne oyuncağımız olurdu,
Ne de başka bir şey bilirdik oyun diye."
Sanki okumuyor da Sunay Akın ile sohbet ediyor gibiydim sayfaları çevirken. Çektiğim Antik Acılar yetmezmiş gibi bir Nâzım'da buldum kendimi, "... büyümez ölü çocuklar." Hapis yattım onunla, bir Necip Fazıl'daydım.
"Anladım işi; sanat Allah’ı aramakmış;
Buymuş oyun, gerisi yalnız çelik-çomakmış."
Çanakkale'den geçtim, iki dünya savaşına düştüm. Kağıttan Turna Kuşları yaptım Sadako ile, Madımak Oteli'nde yandım, Anne Frank oldum üşüdüm. "En zoru çok üzüntülü olduğumda bile dışarıya karşı normal görünmek zorunda olmam." Oradan oraya savrulup tekrar nasıl kaldığım yerden devam edebildiğime inanamıyorum.
"Günümüzde, nice yaşıtının özenen bakışları altında, uzaktan kumandalı “ithal” uçaklar uçuruyor kimi çocuklar...
Kâğıttan uçak yapmayı bilmeyen elleriyle!"
Sokaklarda kumla oynamayı bilmeyen çocuklar alışveriş merkezlerinde para ile kum dolu havuzlarda oynuyorlar. Ve oyuncaklarda insan aklının alamayacağı mesajlar... Ne kadar haksız olabilir Özdemir Asaf,
"Oyuncak bir musluk gördünüz mü?
Ben çok çok oyuncak askerler gördüm Oyuncak bir tava gördünüz mü?
Oyuncak ben tanklar, tüfekler gördüm."
"Savaş çığırtkanlarının her sözü, her yazısı üşütüyor, Anne Frank ve savaşlarda öldürülen nice çocuğu." youtube.com/shorts/jPDXL5YV...
Eskiden her şey çok mu güzeldi? Yoo, kartopu oynamak bile yasaklanmıştı İstanbul'da bir 17 Şubat günü. Bakmayın kafamızın geriye dönüp durduğuna; eskiler mi güzeldi, eskiden mi güzeldik bilemiyoruz. Zerdüşt ile veda edelim mi?
"Sahiden, yüzlerce sözcüğü ve erdeminizin en sevgili oyuncaklarını aldım elinizden; şimdi çocuklar gibi öfkeleniyorsunuz bana. Deniz kıyısında oynuyorlardı - sonra dalga geldi ve oyuncaklarını alıp derinliklere çekti; şimdi ağlıyorlar. Oysa aynı dalga yeni oyuncaklar getirecek onlara ve rengârenk yeni deniz kabukları yığacak önlerine!
Böyle teselli bulacaklar; siz de dostlarım, onlar gibi, bulacaksınız kendi tesellinizi - ve rengârenk yeni deniz kabuklarını! Böyle Söyledi Zerdüşt
Okumak bir tutku, tamam kabul ediyorum. Ama sabahın 5'inde kalkıp inceleme kaleme almak... Bambaşka bir dünya kurmuşum, duvarları kitaplarla örülü olan. Şimdiden gününüz aydın olsun, ben uyumaya gidiyorum.