Her köyün bir delisi olduğu gibi her kalbin de deli bir yanı var bir türlü dışavuramadığı... İçimiz, "Yapmak isteyip içimize attıklarımız hapishanesi" En son ne zaman bir ağacın altında uyudunuz mesela? Hiçbir şeyi dert etmeden, fütursuzca... Ne zaman yağmur altında, elleriniz cebinizde tadını çıkara çıkara yürüdünüz? "Gökyüzündeki bulutlar unutur insanı akıllandıkça." Algernon'a Çiçekler'i okumuş muydunuz? Akıllandıkça yalnızlaşıyor insan, zeka seviyesi arttıkça mutsuzlaşıyor. Tıpkı okudukça huzursuzluğumuzun artması gibi... Ne der Martin Eden'da, "Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü." Biraz da Benli Mustafa gibi yaşamalı hayatı, biraz veli, çokça deli; bir armut ağacının gölgesinde gönlünce uyuyarak...
"İnsan unutmasa bir adım öteye geçemez."
Kitabın kapağını açar açmaz çok sevdiğim bir yazar karşıladı beni, "Emin ellerdesin, doğru yerdesin," der gibi hissettim. Uzun zamandır görüşmediğim bir dostumla ummadık bir yerde karşılaşmak gibiydi onu görmek: "Ve bana inanıp desteğini esirgemeyen A. Ali Ural hocama..." Bir sözü var aklımdan çıkmayan, "İnsan, gitmeye karar verdiği gün değil; dönmeyeceğini anladığı gün yola çıkar." İnsanın iç dünyasına ondan iyi dokunanı görmedim, "Sevgili Dost" diye başlayan cümleleri öyle hoşuma giderdi ki burada sizlere hitap ederken hep "Sevgili Dost," derdim.
“Sevgili Dost,
Eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim onların içinden.” Onun üslubundan bir parça vardı sanki Bahtiyar Gül'ün eserinde, kısacık hikayelerde insanın ruh dünyasına ne kadar yer verilebilirse o kadar yer vermiş, sıradan insanın, sıradan olmayan - biricik yüreğine dokunmuş, tutunamayanlara, ayrıksılara, zamanının yabancılarına, tabiri caizse "eskimişlere", normal görünen hayatının tutsaklarına değinmiş. Bazen her şey dışarıdan bakınca olması gerektiği gibidir, ama olması gerektiği hâli "senin cehennemindir".
Sardunya solmaya başlıyor. Diğerlerinden bulaştı bu solgunluk. İnsanı etrafındakiler nasıl kuşatıp etkiliyorsa çiçekler de öyle galiba.
Ne kadar yaralıyız değil mi? Ve ne kadar yorgun... Daha dün Beyhan Budak’ın bir konuşmasını dinliyordum, "Günümüz insanının stres seviyesi geçmişte bir insanda olsa o insan ciddi bir psikolojik vaka olarak ele alınırdı," gibi bir cümlesi vardı. Öyle değil mi sahiden? Sanki bütün yükler omuzumuzda ve elimizden tutan kimse yok gibi. Sanki herkes dinliyor ama kimse anlamıyor gibi... Daha vahimi ne biliyor musunuz? Dinleyenler de daha sonrasına koz biriktirebilmek için dinliyor. Kimseye içini dökemiyor, dökünce toplayamıyorsun. Geçmiyor 21. yüzyıl yaraları, kabuk da bağlamıyor fiziki yaralar gibi. Ne der rahmetli Bülent Parlak, Yara kapanmadı, sadece çürüyor. Çürüyoruz, en yakınlarımız bile farkına varmadan. Sardunya kadar bile direncimiz kalmadı. Sardunyaların bile bizden çok kimsesi vardı. "Uzun süredir bu kadar yorulduğumu hatırlamıyordum. Annemin, o beceremez, sözü bende bir ateş yakmıştı."
Okurken, Mustafa Kutlu'mu buldum dedim içimden, nasıl bir koku alma yeteneğim varsa birkaç sayfa sonra Huzursuz Bacak kitabıyla o çıktı karşıma, "Az sıkılmaya başlayınca Mustafa Kutlu'nun Ömer Faruk'u gibi bacakları huzursuzlanırdı hemen." Her hikaye farklı bir yere alıp sürükledi beni, "modern insan" olarak hepsinin içinde de ben vardım. En son ne zaman bir mezar temizledim bilmiyorum, ölen sevdiklerim genellikle akrabalarım değildi, onların mezarını temizlemek de bana düşmedi. Benli Mustafa'yı sevdim ama, tam "Bir köy daha delisiz kaldı," dediğim anda olduk olmadık yerden karşıma çıkması hüzünlü bir gülümseme oluyor yüzümde. Bazen de yürüye yürüye yaşayan Zagalı Osman gibi hissediyorum kendimi; yaşadığı gibi ölemeyen... https://1000kitap.com/gonderi/185151446 L Mutfak'ın Vahap Bey'ine ne demeli? Küçükken büyükler, büyüyünce yeni nesil yadırgıyor adamı. Asla zamanımızın insanı olamadık. Yabancılaşmamız belki de bundan...
Birçok hikaye ucu açık sonla bitiyor, hâlâ devam ediyor gibi; tıpkı şu an hayatımızın olduğu gibi. Böylece daha kolay kendimizi kurgunun içinde hissediyoruz. Öyle yaralara dokunuyor ki, her hikâyede farklı yerden kanıyoruz. İç kanama olacak birçoğumuzun sonu otopsi raporlarında belirtilmese bile... Ha, hikayemizin sonu mu? Yaşayıp görelim birlikte!
"Sanki herkes dinliyor ama kimse anlamıyor gibi..."
"Küçükken büyükler, büyüyünce yeni nesil yadırgıyor adamı. Asla zamanımızın insanı olamadık."
Kendimi bulduğum cümleler oldu. Yine güzel bir inceleme olmuş. Kalemine sağlık 🌿
Kaleminize yüreğinize sağlık hocam kitap kadar etkili bir inceleme bayıldım okuduğum halde tekrar koşup okuma isteği geldi👏👏👏💫😊
Bahtiyar Gül hocanında kalemine emeğine sağlık 👏👏💫