Bu; bir insanda ikiyüzlülüğü kabullenememenin acısı, masumiyetle hilekârlığın, şefkatle ihanetin aynı ruhta olduğuna akıl erdirememe ve çıldırasıya öfkelenme meselesi. Bu sefer bir cinayet üzerinden, cinnetten cinayete sürüklenen bir ressam olan Castel üzerinden.
Yazarın baştan bilmemizi istediği bir cinayet bu. Suç ve Ceza'nın Raskolnikov'u gibi, katilin öldürmeyi meşrulaştıran fikirlerini de gösteriyor bize. Dolayısıyla "Nasıl öldürür?" sorumuzun cevaplarıyla donatıyor kitabı. Bu elbette bir haklı çıkma yöntemi değil, uğradığı ihanetlere daha fazla dayanamayan ve sağlıklı bir çözüm de üretemeyen bir adamın hazin ahvali yalnızca. Yazar da tam olarak, bir adamın aşkından vazgeçememesinin ama ihanete de teslim olamamasının ezasını betimliyor bu kitapta. Marcel Proust'un, onu birçok kez aldatmasına rağmen Albertine'den vazgeçememesi gibi. Bir âşık, zihnindeki sayısız Albertine'i unutmalıdır ki kopsun ondan: #240124168 Bu sayısız Albertine'in bazısı iyilik, bazısı kötülük doludur. Castel de sevgilisi María'dan vazgeçemiyor. Fakat onun aşkıyla bir yere kadar avunabiliyor, sonunda ona olan öfkesi galip geliyor.
Okurların bağ kurabileceği antikahramanlardan biri Castel. Biz de onunla birlikte ötekinden beklediğimiz sadakati arıyoruz. Onun ihanete dayanamayan ruhunda kendimizi buluyoruz. Onunla üzüntümüzü ve öfkemizi masaya yatırıyoruz. Kör bir tünelde dolanıyoruz. Bir öteki tünelin bizimkisiyle kesişmesi umuduyla.