Gönderi

8/10
·187 syf.··
2018 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2018 15:44
İncelemeye başlamadan önce sizinle bu kitapla ilgili çok şaşıracağınız, sıra dışı bir bilgi paylaşmak istiyorum: Dostoyevski bu kitabı kumar borcunu ödemek için sipariş üzerine sadece 25 gün........ Kızmayın hemen, küçük bir şakaydı arkadaşlar... :) Bu kitap hakkında konuşurken bu bilgiyi vermeyenleri Sibirya'ya kürek cezasına gönderiyorlarmış... Açıkçası Dostoyevski'nin bir kitabı hangi amaçla kaç günde yazdığı beni çok alakadar eden konular değil. Diğer Dostoyevski kitaplarında olduğu gibi sırası gelince aldım, okudum, okurken baya keyif aldım ve bitirip tekrar rafa kaldırdım. Kitaplarla ve yazarlarla bu ilişkinin ötesine geçmek beni oldukça zorlayan bir konu. Neyse, son olarak bir de harika bir Dostoyevski etkinliği tertip eden ve bu etkinlik için ciddi mesai harcayan sevgili Quidam 'a da içten bir teşekkür göndererek incelemeye geçiyorum... İtiraf etmem gerekir ki, kitabı elime alana kadar kafamda bambaşka bir senaryo kurmuştum. Kitabın adı Kumarbaz ya, işte ilk bakışta zihnimde Mel Gibson'un oynadığı Maverick filmindeki gibi sahneler canlandı. Sanıyorum bir Dostoyevski romanı ile karşı karşıya olduğumu yeterince idrak edememişim. Kitabı okumaya başladıktan sonra her şey yerli yerine oturmaya başladı... Yine sorular, sorgulamalar, detaylar, tespitler, tahliller peş peşe gözlerimin önünden geçti... O yüzden kitabı henüz okumayanlar ve okumayı düşünenler için paylaşmak istedim bu bilgiyi de... Yani karşınıza Kıbrıs'ta makinenin başında kol çeken Serdar Ortaç ya da Çarkıfelek'ten kazandıklarını bir başka Çarkıfelek olan Rulette ezen Mehmet Ali Erbil gibi karakterler çıkmayacak, içiniz rahat olabilir bu konuda... Benim gördüğüm kadarıyla kumar tutkusu, o çaresizlik duygusu ve her kumarbazın başından geçebilecek o malum olaylar kitabın fonunu oluşturuyor. Evet, Casino'ya ara sıra girip çıkıyoruz ama her zaman olduğu gibi asıl kumar dışarıda, hayatın içinde oynanıyor. Kendi için, geleceği için, en çok da aşkı için sürekli kumar oynayan bir adam var karşımızda: Aleksey İvanoviç... Onun kumarbazlığı biraz da karakterinden geliyor. Risk almak onda bir yaşam biçimi haline gelmiş. Bu hal, kimi zaman rulet masasında tüm parasını tek bir renge yatırarak, kimi zamansa sevdiğinin ağzından çıkan tek bir söz üzerine normal bir insanın asla cüret edemeyeceği işleri gözü kapalı yerine getirerek tecelli ediyor. Kazanmak ya da kaybetmek onun için hiç önemli değil. Başka bir ifadeyle, karakterimiz sonuçla ilgilenmiyor. Onun için önemli olan o an yaşanması gerekeni yaşamak. İşte bu noktada, Dostoyevski'nin kitapta dile getirdiği sorgulamalardan birine, ahlak kuralları mevzusuna kısaca değinmek gerekiyor... Burada bahsi geçen ahlak kuralları, ilk anda akla gelen ahlak kurallarından biraz farklı. Bu kavram daha çok çoğunluğun kabul ettiği ve çoğunluk kabul ettiği için 'doğrusu budur' şeklinde düşünülen geniş bir çerçevede ele alınmış. Kitabın ilk bölümlerinde Rothschild ailesine atıfta bulunularak bir döngüden bahsediliyor. Bu döngüye göre ailenin ilk nesli çeşitli ahlak kuralları etkisi altında öküzler gibi çalışıp (kitaptaki ifade) birikim yapmaya başlıyor. Bu birikim, 4-5 kuşak (yaklaşık 100 yıl) sonra devasa bir servete dönüşüyor. Yani birikimi başlatan kişinin 4. kuşaktan torunu bir servet üzerine oturuyor. Aleksey bu durumu uzun bir tiradla eleştiriyor ve 4.kuşak torunun faydalanacağı bir birikim yerine 'kazandığını yemek' üzerine kurulu bir hayatı savunuyor ki onun bu felsefesini kendi hayatında da uyguladığını görebiliyoruz. ------------------------------------ Hazır kitaptaki bazı sorgulamalara girmişken oradan devam edelim... Kitapta kumar olgusuyla birlikte öne çıkan bir başka konu da 'miras' konusu... Hatta bu iki konunun başa baş gittiği bölümlerin sayısı az değil. Peki kumar ile mirası bir araya getiren, onları aynı mahallenin iki yakın arkadaşı yapan şey nedir? Cevaplaması zor bir soru değil... Elbette üretmeden, kısa yoldan zengin olma sevdasıdır... Bakın burası çok ilginç, kitapta yer alan neredeyse her karakterin maddi anlamda çok ciddi sıkıntıları var. Ancak hiçbir karakter, bu sıkıntılarını çözme konusunda çalışmaya, üretmeye dönük tek bir adım dahi atmıyor. Yarısı kumarhanede para toplama peşinde, diğer yarısı oturmuş miras bekliyor... Günümüzde de çok sık karşılaştığımız insan tipleri... Tabii içinde bulunduğumuz zamanda bu ikiliye yenileri de eklendi, o ayrı bir konu... Mesela İstanbul'da tam olarak bir rakam veremesem de azımsanmayacak sayıda çalışmadan, sadece babadan kalan evin kira geliriyle yaşayan insanlar var. Bunlar önceden en azından yılda bir defa iyi bir kiracı bulmak, evini, iş yerini yüksekten kiralamak için koltuklarından kalkıp sırf bunun için bir emek harcamak zorunda kalırlardı. Ancak son yıllarda bu işi de tamamıyla emlakçılar üstlendi:) Artık kira yiyicilere tek bir iş yapmak kaldı; her ayın başında mobil şubelerine girip kiranın yatıp yatmadığını öğrenmek:) Tekrar lafın başına dönersek, kitaptaki karakterler dediğim gibi hayatlarını kumar veya mirasa bağlamış insanlar. Rulet masasının başında çarkın dönmesini bekleyen adamla, telgraf başında ölüm haberi bekleyen adamın heyecanı birebir aynı... Paraya bu kadar büyük bir hırs ve aşkla sahip olmak istemelerinin nedeni ise 'saygınlık'... Yani para varsa ünvan var, güzel bir kadınla veya yakışıklı bir erkekle evlilik var (kesinlikle aşk evliliği değil, amaç davetlere giderken yanında götürdüğü kişinin belli kriterlere uyan biri olması ve havalı görünmek), sözümona saygın, hayranlık uyandıran bir hayat var... Aslında ne kadar ironik bir durum öyle değil mi? Hayata tek bir çivi çakmadan, tek bir insanın yaşamına dokunmadan, tek bir çocuğun rızkına katkı vermeden sadece herhangi bir yerden gelecek para ile saygınlık kazanmak ve bunu bir güzel çevreye satmak... Tabii bu tip şeylerin alıcısı olduktan sonra satıcı da olur mutlaka... O yüzden sadece tek bir tarafı da linç etmek doğru değil... İşte bugün günümüzde bazı ünlü televizyoncuların veya futbolcuların eşleri de yukarıda bahsettiğimiz durumun farklı bir versiyonunu yaşamıyor mu? Kendilerine ait hiçbir vasıfları olmadığı halde Instagram hesaplarını yüz binlerce kişi takip etmiyor mu? Adlarına funclub'lar açılmıyor mu? Bir yere gittiklerinde önlerine kırmızı halılar serilmiyor mu? Tabii çok daha acısı, o insanların hayatlarını takip eden milyonlarca gencin çalışıp çabalamak, üretmek, hayata bir iz bırakmak yerine nasıl yaparım da ben de onlar gibi bir hayat yaşarım diye daha küçük yaşlardan itibaren 'ŞU HAYATTA YIRTMANIN' hesabını yapar olmasıdır... --------------------------------- Ülkemizde her ne kadar kumarhaneler kapatılmış olsa da, kumarbazlar hala hayatta ve bozulmuş bir arı kovanından çıkan arılar gibi dört bir yana dağılmaktalar... Kumarhaneler olmasa da kumarın felsefesi, hazırcılığı, insanlara sattığı boş umut ve vaadler varlığını devam ettirmektedir... Kumarda her zaman hiçbir şey yapmadan çok kısa sürede zengin olabileceğiniz ihtimali vurgulanır. Anlatılmayan ise, yine hiçbir şey yapmadan çok kısa sürede tüm varlığınızı kaybedebilme ihtimalinin diğeriyle eşit olmasıdır... Bazen paranızı, bazen zamanınızı, bazen yaşama hevesinizi, bazen umutlarınızı, bazen de geleceğinizi kaybedersiniz... Çünkü, kasa her zaman kazanır! Herkese keyifli okumalar dilerim...
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,4bin okunma
··3 alıntı·
11 +1'leme
·
42,8bin Gösterim
39 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Teşekkürler karşılaştırmalı kısa yoldan zengin olma dersleri için, güzel olmuş inceleme yine, yalnız şeyi söylemeyi unutmuşsun sanki. Dostoyevski bu kitabı sadece 25 günde yazmış diye duymuştum, kumar borcu için olabilir. Ben ekleyeyim dedim. Maverick güzel filmdi, kumara ilgili her şey güzel oluyor ama :) Kaybetmesi dışında. Dediğin gibi artık ülkemiz gelişmiş medeniyetler seviyesine çıktığı için dört kuşak beklemiyor insanlar kolay yoldan para kazanmak için. Çiftlik banktaki Mehmet bey örneği gibi müteşebbis ruhlu insanlar, girişimleri sayesinde hem ruhumuzun bu bölümüne hitap edip gönlümüzü alıyorlar dolaylı olarak, hem de Rothschild 'ler gibi dört nesil beklemeden hemen yiyorlar kazandıklarını ve örnek oluyorlar genç yeteneklere. Eline sağlık bu güzel inceleme için. Sağlıcakla kal. (Şeyma Subaşı'ya da selam söyle, ailecek çok beğeniyoruz eserlerini :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Teşekkürler Erhan. Başta yazdığın bilgi çok ilginç geldi. Kaynak ne acaba? 4 kuşak döngüsünün azalmasının nedeni Dosto’nun yazdığı ve benim de incelemeye dahil ettiğim ahlak kurallarının terk edilmiş olması sanırım. Artık servetler genelde ilk kuşak tarafından tüketiliyor. Uyandı herkes:) Şeyma Subaşı kim bu arada? Ben tanımıyorum öyle birini. Hep belgesel seyrediyorum ben, belki o yüzdendir:))) Sevgiler...
Harika bir inceleme olmuş ben kendimce karakter isimlerini çok karıştırdım ama anlatılmak isteneni çok rahat vermiş, obsesif takıntılı bir adamla karşı karşıyaydım sürekli, dostoyevski karakterlerine teşhis koymazsam ayıp ederim 🙈
Necip G.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim vakit ayırdığınız için. Keyifli okumalar...
Necip eline sağlık harika yazmışsın. Ben de yeni okudum bu kitabı ve bir inceleme yazmak istiyorum. Kumarı para kazanmak,zar atmak gibi kavramlarla sınırlı tutmadan "hayat kumarı"nı anlatmış bence de Dostoyevski. Her birini etrafımızda görebileceğimiz karakterleri anlatmış. Teşekkürler :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Osman çok teşekkür ederim. Ben de böyle düşünüyorum. Yani kumarın casinoda oynanmayan hali... Bu açıdan bakınca o kadar çok kumarbaz var ki çevremizde... İncelemeni bekliyorum, keyifli okumalar...
İncelemeniz çok iyi özellikle açılıştaki kürek cezası ve kapanıştaki her zaman kasa kazanır hoşuma gitti :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Teşekkürler Salih Hocam, ne kürek cezasıyla ne de kasayla işimiz yok Allah'tan:) Beğenmenize sevindim... Sağlıcakla kalın...
Emeğine sağlık hocam sağlam bir inceleme yapmışsın.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Mehmet hocam çok teşekkür ederim... Saygılarımla...
Reklam
Necip G.
Gönderi Sahibi
Hepinize birbirinden güzel yorumlarınız için ayrı ayrı teşekkür ederim. Şu an gazetenin devir-teslimi var. O yüzden sık giremiyorum siteye:) Yoğunluk geçsin tekrar geleceğim:) Sevgiler...
Necip Hocam çalıştığın gazetenin çoğu hatta iddia ediyorum hepsinden iyi yazıyorsun. Olayları günümüzle bağdaştırman falan alıştık iyi güzel hoşta her seferinde okuyucuyu yakalaman yetenek işi. Bence gazetede yan dal yap sen. :) Ellerine sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Anıl çok teşekkürler bu güzel sözler için. Tabii ki içindeki mübalağa senin bize ve yazdıklarımıza iyi niyetli, yapıcı bakışınla alakalı:) Yoksa bu bir gazete yazısı olsaydı, bu kadar içimden geldiğince yazabilir miydim, emin değilim... Hem buradaki okutları çok daha seviyorum, o da ayrı bir konuntabii:) Tekrar teşekkürler, sevgiler...