Şu an Tatar Çölü’nü bitirmeme çok az kaldı ve aynı duygu ve düşünceler bende de oluştu. Tatar Çölü’nde Dino Buzzati düşünceyi sabitlemeyen bir anlatı kurmuş; tıpkı hayat gibi, akıp giden, durduğumuz yerde bile bizi bir yere sürükleyen bir zaman hissi yaratıyor. Bastiani Kalesi’nin taş duvarları arasında dolaşırken, yalnızca bir mekânı değil, insanın varoluşsal bekleyiş politikası diyebileceğimiz o kadim hâlini deneyimliyoruz. Yazar, nedensellik istemeyen; okuru “seyir hâlindeki insan” konumuna yerleştiren bir anlatı sunuyor. Çocuk kitabı yazmış bir yazarın masalsılığıyla gerçekliğin sertliğini birleştirmesi okuyucuyu daha da kitaba bağlıyor. Hayatta bazen sadece izlemek zorunda kaldığımız anlar olur ya müdahale edemez, yalnızca şahitlik ederiz; işte tam olarak bu hissi metnin dokusuna öyle ustalıkla yerleştiriyor ki, ben de Drogo ile aynı boş ufka bakar hâle geldim. Kitabı bitirmeme sayfalar kala incelemenizi görünce yazmadan edemedim.