Hiç, insanı kalabalıktan alıp kendi içine bırakan bir yolculuk hikayesi… Hani modern deyimle kalabalıklar içinde yalnız kalan insanın sığınağı…
Dışarıdaki gürültüden sıyrılıp sükûnetin merkezine doğru yürürken, kelimeler cümleler birer işaret taşı gibi seriliyor insanın önüne.
 “Zaman hareketli işte beyaz boş kağıda mürekkebin nokta biçiminde konması oradan elifin çıkmasıydı, eylemin özüydü nokta.”
Bir nokta…
Her şeyin çekirdeği.
Elif olur, söz olur, başlangıç olur…
“Bütün harflerin eliften geldiğine inanırdı. Ne yazsa elif yazıyor gibi yazardı. “
Elif…
Sözün ilk hali.
Varlığın dik ve sade çizgisi.
“Ölüm hiçlik değildi ama hiç ölüm gibiydi. Yani bildiğini sandığı her şeyin ölümü.”
Ölüm…
Kapanan değil, açılan bir kapı.
Bildiklerimizin ölümü; bilmemiz gerekenlere yer açışı.
Sadık YalsızuçanlarHiç