*Tanrısal takdirin tepesi asla eğilmez. s.45
Cehennem’den sonra Araf’a geçmek, karanlıktan bir anda ışığa çıkmak gibi değil. Daha çok, gecenin içinden yavaş yavaş sabaha yürümek gibi. Ateş yok artık, çığlıklar yok; ama kesin bir huzur da yok. Burada herkes bekliyor. Arınıyor. Umut ediyor.
Cehennem’de yargı vardı, burada çaba var.
Kimse sonsuza dek mahkum değil; ama kimse aceleyle kurtulamaz da. Araf’taki ruhlar acı çekiyor ama bu acı cezalandırıcı değil. Burada kimse isyan etmiyor. Çünkü herkes bulunduğu yerde olmayı hak ettiğini biliyor. Bu kabulleniş, metni çok dingin ama bir o kadar da sarsıcı yapıyor. Çünkü Araf daha çok bir öğrenme hali. Burada ruhlar günahlarını taşıyorlar, kabul ediyorlar ve dönüşmeyi bekliyorlar. Bu yüzden Araf’ta zaman çok önemli. Her şey yavaş ilerliyor çünkü arınma sabır istiyor.
Dante Alighieri ’nin yolculuğunda da büyük bir değişim hissediliyor. Cehennem’de korkan, ürken, yer yer geri çekilen Dante, Araf’ta daha bilinçli, daha sakin, daha kararlı. Sanki artık nereye gittiğini bilmese bile neden yürüdüğünü biliyor.
Dante’nin okurla kurduğu ilişki de Cehennem ve Araf arasında belirgin biçimde değişiyor. İlahi Komedya - Cehennem ‘de okura mesafeli ama meydan okuyan bir sesle sesleniyordu:
“Siz ki, akıl ve mantığı iyi işleyen kişileriniz, bu garip dizelerin örtüsü altında gizlenen doktrini kavramaya çalışın!” s.127
Burada anlam, kalın bir örtünün altına saklanmıştı; çaba, bilgi ve zihinsel hazırlık gerektiriyordu.
İlahi Komedya - Araf ‘ta ise tonu bambaşka. Dante bu kez okura yaklaşarak konuşuyor:
“Ey okur, burada çevir gözlerini de gerçeğe dikkatle bak; bu seferki örtü öyle ince bir örtü ki hiç şüphe yok, içine geçmek işten bile değil.” s.59
Artık hakikat saklanmıyor; sadece dikkat istiyor. Çünkü Araf’ta mesele karmaşık doktrinler değil, insanın kendisi. Günah, pişmanlık, sabır ve umut… Bunlar açıklama değil, bakış gerektiriyor.
Araf’ın sonunda Dante bizi Yeryüzü Cenneti’ne getiriyor. Arınmanın tamamlandığı, insanın yeniden masumiyet fikriyle karşı karşıya kaldığı bu bölüm, metnin en sembolik duraklarından biri. Ancak burası, tek başına Dante’yle kolayca kavranabilecek bir alan değil. Bu kısmı daha iyi anlayabilmek için John Milton ’ın Yitirilen Cennet kitabının okunmuş olması büyük fark yaratıyor. Çünkü Dante burada yalnızca bireysel bir arınmayı değil, insanlığın kaybettiği ilk masumiyet fikrini de çağırıyor. Adem ile Havva’dan sonra artık geri dönülemeyen o saf hal, Dante’nin Yeryüzü Cenneti’nde yankılanıyor. Bu bağlantı kurulduğunda, Araf’ın neden bir bekleyiş değil de hazırlık olduğu çok daha net anlaşılıyor.
Vergilius ’la ilgili bir şeyi ayrıca söylemeden geçemem. Aeneis ‘i daha önce okumuş ve çok sevmiştim; ama Dante’nin gözünden onu bir üstat, bir akıl ve rehber olarak görmek, yazara duyduğum saygıyı daha da artırdı. Cehennem’de ve Araf’ta, Dante’nin onunla birlikte yürümesi, korkarken ona yaslanması, zorlandığında sesini duyması çok kıymetliydi. Vergilius burada sadece bir rehber değil; insan aklının, sağduyunun ve ölçünün temsilcisiydi. Bu yüzden Cennet’e onunla birlikte geçemeyecek olmaları beni gerçekten üzdü. Çünkü bu ayrılık, Dante’nin yolculuğunda olduğu kadar okur için de anlamlı: Akıl bir yere kadar eşlik edebiliyor, sonrasını başka bir ışık devralıyor. O ışıkla tanışmamız da bir sonraki kitaba kalıyor; Cennet’e.