Ben acıya tanıklık eden değil de acıyla savaşan kitapları daha çok sevdiğimi fark ettim ki kendim de öyle bir insanımdır. O yüzden çok düşük beklenti ile başladım. Ama özellikle kiler kitabında beklentimin yükseldiği bir seriydi. Kitaplar ders vermiyor sadece bizden bakmamızı ve görmemizi istiyor.
Neden her şeyin başladığı yer. Okul, disiplin, otorite ve baskı üzerinden insanın nasıl sıkıştırıldığını anlatıyor. Bu kitapta Bernhard hâlâ köşeye sıkışmış gibi; öfkeli ama kaçacak bir yer bulamamış. Okuması zor ama neden bu kadar sert biri olduğunu burada anlıyorsun.
Kiler serinin yön değiştirdiği kitap. Okulu bırakıp toplumun “aşağı” saydığı bir hayata inmesi, bir kaçıştan çok bilinçli bir tercih gibi duruyor. Burada yazar ilk kez pasif değil. Acı hâlâ var ama bu defa onu yönetiyor. O yüzden kitap daha canlı, daha güçlü geliyor. Beklentimin düşük olup ama yükselten kitap tarzı hissi en çok burada oluştu.
Nefes hastalıkla birlikte gelen kırılganlığı anlatıyor. Ölüm korkusu, hastane odaları, bedenin insanı yarı yolda bırakması… Bu kitapta direnmekten çok dayanmak var.Hayatta kalma çabası
Soğuk Nefes’ten sonra gelen ruh hâlini tamamlıyor. Hastalık geçmiş ama geride bir boşluk kalmış. İnsanlardan, hayattan, hatta kendinden uzaklaşma hissi çok belirgin. Bu kitap daha sessiz, daha mesafeli. Büyük cümleler yok
Çocuk en sonda olmasına rağmen en başa dönüyor. Bernhard burada çocukluğunu anlatırken bağırmıyor, suçlamıyor. Acının ne kadar erken başladığını, nasıl normalleştiğini gösteriyor. Bu yüzden en sessiz ama en rahatsız edici kitaplardan biri.