Vigdis HjorthPostane Günlükleri sıradanlığın ve standartın can sıkıcılığı üzerinden değerlendirilebilecek bir anlatıya sahip. Bu sıradanlığı kıran şeyse ana kahramanımızın arkadaşının intiharı üzerine gerçekleşiyor. Ve kahramanımız bu kırılganlık üzerinden kendi standart ve sıradanlığını keşfediyor. Bu keşif üzerinden hareketle kahramanımızın yaptığı iş düzleminden getirelen AB'nin postaneler hakkında söylemlerini dikkatte aldığımızda; aslında Vigdis Hjorth'un bulunduğu ve doğduğu coğrafyanın insan iklim ve kimliği hakkında da bilgi sunmaktadır. Özellikle yazarın bulunduğu coğrafya üzerinden esere baktığımızda kuzey insanlarının yaşam kalitesi düşünüldüğünde hem duygusal hem de eylemsel bir soğukluk ve içsel çöküntüleri hakkında bilgi sunmaktadır. Çünkü eser bir içsel çöküş ve diriliş hikayesi okunacağı gibi aynı düzlemde kuzey coğrafyası insanlarının sosyolojik ve psikolojik zorlukları hakkında da okunabilir. Bu yüzden eser sadece bir bireysel bir hikaye değil toplumsal ve coğrafi izlerinde anlaşılabileceği bir yargılama alanı sunmaktadır.
Diğer bir noktadan yaklaştığımızda kitap bize bireysel canlı olarak kendi kırılganlıklarımız ve kırılma noktalarımızın yaşam kalitemizi nasıl etkilediğini de öğrenebiliriz. Ekonomik, kültürel noktalardak insana yaklaştığımızda bireyin bu kavramların doygunluğuna eriştiğinde duygusal yoksunlukla nasıl baş edebileceğine dair de bir anlatı olarak bakılabilir. Çünkü birey sadece bir ceset değildir. Bireyi canlı kılan diğer ölçüt ruh olduğundan ve onun açlığı nasıl bir deprem etkisi olduğununda okuması olarak algılayabiliriz.
Sonuç olarak; Vigdis HjorthPostane Günlükleri eserinde doğal bir kesit ve duygusal cümlelerin yoğunluğun az olduğu robotik bir yaşam anlatısı mevcuttur. Kısacası Peter Sloterdijk 'ın soğuk sifer olarak atfettiği tamamiyle akli bir ruh anlatısı vardır. Hatta yer yer Thomas Bernhard'ın Ucuzayiyenler eserinde hissettiğim o duygusuzlukta bulunmaktadır.