Anlatamamak için anlattım.
6/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 23:41
Bir kez olsun bir kitabı anlatamamak için anlatma cüretinde bulundum. Ben bu kitabı bal gibi de anlamadım. Haydi bakalım. Ağlamıyorum, gözüme eğreti cümleler kaçtı. Clarice Lispector asfaltta, dağlarda ya da yokuş aşağı yürütmüyor da kırgıbayır bir arazide devamlı yalpalatıyor sanki okuru. Ama bile isteye. Ben de sırf düzlük ve sırf tepeden bıkmış olmalıyım ki biraz da düşe kalka ilerleyeyim bari, dedim. Nedir canım, üzerime bulaşan kirden mi korkacağım, çekeceğim çileden mi? Marcel Proust'la uzun ve zahmetli yollar aşmış, Thomas Bernhard'la kör kuyulara saplanmış, Bilge Karasu'yla düşünce girdaplarına girip çıkmışım bir kere. James Joyce okumaya bile yeltenmişim (başarısız oldu). Neyse işte, ilginç ve kendine özgü tarzlarıyla edebiyata renk katan yazarlarla olan serüvenim tam gaz devam ederken Lispector'u es geçmeyeyim dedim. Yanlış zamanda okuduğum bir kitabından (Yıldızın Saati) dolayı yazara ön yargılıydım. Hem okuma zevkimin evrilmesinden hem de bu kitabındaki duygu aktarımını daha iyi bulmamdan olsa gerek yazarın kalemiyle biraz daha barıştım. Garip okumalar listeme bir isim daha eklemiş oldum. Ne diyordum, eğreti cümleler. Kitabı okurken asla anlamayacağımın bilincindeydim. Çünkü kitaptaki cümlelerin birçoğu abartılı bir özgünleşme çabasını sezdirecek kadar eğreti ve üç beş kez okunsa da doğru düzgün anlaşılamayacak derecede tuhaf. Burada çevirinin orijinalinden kaybettirdiği anlamları da göz ardı etmemek gerek. Fakat, her halükârda yazarın kendi üslubunu özgürce konuşturmayı tercih ettiği aşikâr. Ama okudukça suyunu çıkardım cümlelerin. Başta ekşiliğiyle itip sonradan tat veren bir meşrubat içer gibi oldum. Tek bakışta eğretilikten kurtulamayan cümleler toplandıkça az biraz parıldadı, yüzüme güldü. Kırık ayna parçalarından kendime bakmak ama asla tam olarak kendimi görememek... Sürece dair hissim buydu. Bilincin karmaşası hiç dokunmadan verilmek istenmiş gibi. Duyum ve algılar, açılıp kapanan sahneler gibi, bazen yarım yamalak haliyle, bazen tamamıyla anlatıma yedirilmiş. Sessizlikler, an ve zaman yazarın üslubunda üç büyük araç. Psikotik bir zihnin çarpık gerçeklik algısını yansıtan, bu yüzden de zaman zaman dünyayı kendi tuhaf ifade dünyasına göre yorumlayan bir çocuğu okuduğunuz zannını veren ve sinestezik unsurların eşlik ettiği bir roman denebilir buna. Ama öyle bir dili var ki yazarın; kalıbının şeklini almıyor, bir yol gösterecekse inadına en girift, en dolambaçlısını seçiyor, kelimelerde at koşturuyor âdeta. Neyse ki ben ana karakterin sürüklendiği yalnızlığı ve hüznü bu dil keşmekeşinden çekip çıkarabildim. Onunla anı yaşadım, onunla zamansızlaştım, onunla az da olsa dünyadan sıyırdım kendimi. Lispector o kadar da gaddar davranmamış sağ olsun, arada bir duygularla havalandırmış kitabı. Yani kitapla benim böyle bir manevi alışverişim oldu naçizane. Ne tavsiyem ne de değil. Ama sizi kaşifleştirecek bir okumaya acıktıysanız iyi bir seçenektir kanımca.
Portekiz Edebiyatı
Yabani Kalbin YakınlarındaClarice Lispector · Monokl Yayınları · 2019132 okunma
·
123 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.