Kitapta; tıpkı bir karadeliğin etrafında sabit bir yörüngede bulunan, ne karadeliğin etkisinden kaçabilen ne de içine düşüp büsbütün yok olabilen bir gezegen gibi Uğultulu Tepeler çiftliğinin çekiminden kendini kurtaramayan Thrusscross çiftliği aynı bir böceğin örümceğin ağına yakalanması gibi çaresizce Uğultulu Tepeler çiftliğinin etkisi altına giriyor ve tüm hikayemiz bununla başlayıp bununla devam ediyor.
Thrusscross çiftliğinde oturan Linton ailesi ile Uğultulu Tepelerde oturan Earnshow ailesinin kaderi kitabımızın baş karakteri Heathclif'in bir yolculuk sırasında Baba Earnshow tarafından yapayalnız ve terk edilmiş bir şekilde bulunup Uğultulu Tepelere getirilmesi ile başlıyor. Earnshow ailesi ile büyüyen Heathclif, Earnshowların biricik kızı Catherine Earnshow ve Thrusscross çiftliğinin yegane erkek çocuğu Edgar Linton aşk üçgeni çerçevesinde başlayan olaylar sonrasında çevresindeki herkesi ve soylarından gelen tüm herkesi de kapsayacak şekilde bir trajediye ve intikam hikayesine dönüşüyor.
Ama Umut; tıpkı bir Lotus Çiçeği gibi etrafı alabildiğince bataklık ve çamur olsa dahi yapraklarına en ufak bir kir bile bulaşmamış bir şekilde, tertemiz açmayı başarıyor. Sonuç olarak "Çamurun içinden çıkan herşey kirli olmak zorunda değildir." Yazar bu umudu hiçbir zaman tam göstermemekle birlikte her zaman orada varlığını hissettirerek hem okuyucuyu diri tutuyor hem de sonunda vermek istediği mesaja ulaşabileceği bir silah olarak kullanıyor. Çok beğendim.
Edebiyat dünyasının belkide en iyi aşk ve aşka bağlı intikam hikayelerinden birini ( bana göre en iyisi Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım) 'dur bu arada ) barındıran bu kitap, hem okuyucuya sürükleyici ve akıcı bir hikaye vadediyor hem de hayata karşı bakış açınızı değiştirebilecek derinlikte bir tecrübe sunuyor.
Çok sevdiğim bir Kızılderili atasözü vardır; "İnsanın iki kişiliği vardır. İçinde bir iyi köpek ve bir kötü köpek kavga eder durur. En çok hangisini beslersen o kazanır."
Kitapta en çok dikkatimi çeken unsur tam olarak bu atasözünü doğrular nitelikte. Bana göre karakterlerin hiçbiri salt iyi ya da salt kötü değil, karakterler hangisini benimsemek isterse o oluyor. En kötü görünen karakterin bile neden bu kadar kötü olduğunu anlayabilip ona üzüldüğüm ve en iyi en masum görünen karakterin bile iç yüzünü görüp kötülüğüne sinirlendiğim zamanlar da oldu. Bu aslında herkesin hem iyi hemde kötü olduğunu çok iyi vurguluyor.
Ve kitapta öyle bir aşk tasviri var ki beni benden aldı. Aşk neden değil bir etken olarak ele alınmış ve aşk o kadar gerçekçi anlatılmıştı ki hayran kaldım. Çünkü aşk böyledir; herkeste aynı tepkiyi uyandırmaz. Kimini koruyucu kollayıcı bir iyilik meleğine dönüştürür kimini intikam yemini etmiş hırsından ağzından köpükler saçan bir zebaniye çevirir, kimisi sadece başkasını iyileştirmek için bir araç olarak kullanır kimisi de sadece kendini ayakta tutmak ve kendini iyileştirmek için bencilce bir amaç için kullanmaktan geri kalmaz, kimi sadece huşu içinde yalnızca yüce olana aşk duyup kendini ona adarken diğer tüm güzel olan herşeye kulaklarını tıkar kimi ise dünyadaki tüm ufak şeyleri bile aşk sayesinde sevebilir, kimi aşkı yaratmak için kullanır kimi yok etmek için, kimi aşk sayesinde başkalarını kullanırken kimi de sadece aşık olduğu için kendini kullandırır. Tüm bu sebeplerden ötürü ben bu kitabın mükemmel bir aşk kitabı olduğunu düşünüyorum ama o bilinen vıcık vıcık romantize edilen aşklardan değil, gerçek aşkı anlatan ve her tasvirini işlemeye çalışan destansı bir çalışma gibi görüyorum.
Yukarıda yazdığım tüm aşk tiplemeleri kitabın içinde mevcut
Uyarı!Buradan sonraki kısım eleştiri ve sürprizbozan içerir!
Ama kitapta sevmediğim iki kısım olduğunu da söylemek isterim. İlki; kitabımızın kötü karakteri Heathclif'in ilk günden beri hor görülen, itilen kakılan ve her şeyi sineye çeken bir kişi iken 3 yıl ortadan kaybolduktan sonra zengin bir adam olarak dönüp intikamını almak için bu zenginliği kullanmaya başlaması bu paranın serinin içinde ne kadar önemli bir konumda olduğunu gösterirken parayı nasıl kazandığının hiç bahsinin geçmemesi ve bilinçli bir gizem yaratılmak istemesi benim pek hoşuma gitmedi. Sanki yazar burada yazacak bir şey bulamayıp en iyisi gizli tutayım demiş gibi üstünkörü geçilmiş bir konu gibi hissettirdi ve sinirimi bozdu. İkincisi; Kitabın sonunda herhangi bir sebep yokken sapasağlam vücuda ve zihne sahip olan bu adam ansızın ölüyor ve hikâyenin üstündeki karanlık son bulup her şey tekrar güllük gülistanlık bir hale bürünüyor. İlkinde bahsettiğim gibi sanki yazar yazacak bir şey bulamamış bu şekilde aradan çıkarmış hissiyatı burada da olduğu için benim hiç hoşuma gitmedi ama bunlar tabiki benim şahsi fikirlerim. Bakarsın sen okurken zevk alırsın kim bilir
Genel olarak beğendiğim keyifle okuduğum ve keyifle hatırlayacağım bir kitap oldu. Yazarın ilk ve tek kitabının bu kadar derin olması da çok şaşırtması ile beraber hayranlık uyandırdı.
Her edebiyatseverin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum ve okuyacak olan herkese şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Sizin incelemelerinizi çok seviyorum. Merak uyandırıcı ve anlaşılır oluyor. Listemde olan kitaplardan biri yine ama bir türlü başlayamadım. Belki erkene alırım 😇 kaleminize sağlık 🌸