Arif Ergin'in kalemiyle ilk olarak Tekvin'de tanışmış ve o romanı büyük bir heyecanla okumuştum. Karakter derinliği, tarihsel göndermeleri ve temposu beni gerçekten etkilemişti. Bu yüzden Gizlenen'i elime aldığımda beklentim yüksekti. Ama itiraf etmeliyim ki beklentimin de üzerine çıktı.
Gizlenen yalnızca bir deprem sonrası İstanbul hikâyesi değil. 2035 yılında sarsılan şehirle birlikte aslında hafızamızın, inançlarımızın ve tarihsel bilincimizin de nasıl sarsıldığını okuyoruz. Büyük İstanbul depremi bir felâket olmanın ötesinde Ayasofya'dan Mimar Sinan'ın eserlerine, Vatikan arşivlerinden kayıp belgelere uzanan çok katmanlı bir satranç tahtasının başlangıcı oluyor.
Mimar Sinan'ın eserlerinin yalnızca mimari değil, aynı zamanda kadim sırlar taşıdığı fikri beni en çok etkileyen unsurlardan biri oldu. Arif Ergin'in tarih ile kurguyu iç içe geçirme biçimi yine çok güçlü. Özellikle arşivlerden günümüz siber saldırılarına uzanan o karanlık zincir, romanı klasik bir polisiye ya da aksiyon hikâyesi olmaktan çıkarıp zihinsel bir bulmacaya dönüştürüyor.
Yargıç karakterinin YouTube yayın saatinin 19.19 olması gibi ince detaylar, yazarın metne yerleştirdiği sembolik göndermelerden sadece biri. Ben bunu, M. Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkışına bir selam olarak okudum. Bu tür detaylar romanın okuma keyfini ciddi anlamda artırıyor. Her sayfada Acaba burada neye gönderme var? diye düşünüyorsunuz.
Ve elbette Tekvin'den aşina olduğum Kenan Ruzly ve Derya'yı yeniden görmek benim için ayrı bir mutluluk oldu. Sevdiğim karakterlerle yeniden karşılaşmak, hikâyeye daha ilk sayfalardan güçlü bir bağ kurmamı sağladı. Kenan Ruzly'nin dönüşü, yalnızca kurgu içindeki dengeleri değil, okur olarak benim heyecanımı da zirvede tuttu. Arif Ergin'in hem Tekvin hem de Gizlenen ile kurduğu bu evreni severek okudum ve tarih, sırlar ve güçlü karakterler içeren romanları seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim..