Gönderi

Robotik Nüktelerden Gerçek Sancılara
10/10
·241 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 03:15
Aynaya bakmak bazen sadece yüzündeki çizgileri görmek değildir; o çizgilerin hangi ihmallerle, hangi "profesyonellik" yalanlarıyla derinleştiğini fark etmektir. Ishiguro’nun başuşak Stevens’ı benim için sadece bir roman kahramanı değil, aylardır üzerinde konuştuğumuz o "cam fanusun" en kristalize haliymiş. Kitabı bitirdiğimde içimde Algernon'a Çiçekler ’deki gibi bir yumru kaldı ama bu seferki daha çok, yıllarca "vakar" dediğim şeyin aslında "korkaklık" olduğunu anlamanın verdiği o sert sızı. Stevens, hayatı boyunca mükemmel bir başuşak olmaya, duygularını rasyonel bir hizmet disipliniyle uyuşturmaya çalışıyor. Babası can çekişirken o konuklara gümüş tepside içki taşıyor; sevdiği kadın (Bayan Kenton) elinden kayıp giderken o odasındaki imla hatalarını düzeltmekle meşgul. Bu bana o kadar tanıdık geldi ki... Benim de ekmek paramı kazandığım o mekanik işlerin başında takındığım "stoacı, duygusuz, profesyonel" maskem, Stevens’ın o her sabah ütülediği üniformasından farksızmış. İkimiz de kusursuz olmaya çalışırken, aslında sadece hayatın o kaotik ve "insan" tarafına karşı bir "iki kişilik siper" inşa etmişiz. Kitap boyunca Stevens’ın patronu Bay Farraday’in şakalarına nükteyle karşılık verme çabasını, radyodan "ince nükte" alıştırmaları yapmasını okurken kendimi trajikomik bir filmi izler gibi hissettim. Dışarıdaki birinin beklentisini karşılamak için kendi doğallığını bir kenara bırakıp robotik bir nükte arayışına girmek... Bu, insanın kendine yapabileceği en büyük saygısızlıklardan biriymiş; bunu kendi geçmişimdeki o "efendi adam" maskelerimde, annemin benden beklediği o 'vitrin çocuk' rolüne hapsolduğum anlarda çok yaptım. En çok da şu koydu: Stevens ancak yaşlandığında, yolun sonuna geldiğinde fark ediyor ki; Lord Darlington’a (patronuna) emanet ettiği o "seçimler" aslında onun hayatını bir müsveddeye çevirmiş. "Kendime hiç alan açmadım ki, seçimlerimi kendim mi yaptım ki?" diye sorduğu o anlarda, kendi göğsümdeki o meşhur darlığı hissettim. Ben de bugüne kadar hep "bir sonraki gün" demiştim, hep bir "kuluçka" dönemi illüzyonuna sığınmıştım. Oblomov 'un koltuğunda otururken Stevens’ın üniformasını giymişim meğer. Ancak bu kitap bana bir uyarı levhası oldu. Stevens, 60 küsur yaşında "günden kalanları" toplarken, ben 36’mda o cam fanusu çatlatmaya çalışıyorum. Artık "mükemmel anı beklemek" gibi bir rasyonalizasyonun ne kadar değersiz olduğunu görüyorum; hayatın bir kullanım kılavuzu yok. Stevens gibi duyguları "imla hatası" gibi görüp halının altına süpürmek yerine, o hataları bizzat yaparak, deneyerek, gerekirse "benzinimin bitmesine" (Stevens’ın tatil yolundaki o tedbirsizliği gibi) izin vererek yürümeye devam edeceğim. Katip Bartleby gibi "yapmamayı tercih ederek" kenarda beklemek ya da Kürk Mantolu Madonna Raif Efendi gibi sessizce Berlin hatıralarına gömülmek artık yetmiyor. O müsvedde sayfaları artık kapatıyorum; Günden Kalanlar'ın sonu, benim inşa sürecimin ilk sayfası olsun. Sizce de hayat, sürekli "mükemmel nükteyi" düşünmek için fazla kısa ve fazla "plansız" değil mi?
Günden KalanlarKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20196,9bin okunma
·
2.014 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İnsan Nedir? kitabını da öneririm naçizane. Emeğinize sağlık 🙏
V.
Gönderi Sahibi
teşekkürler, inceleyeceğim.
Güzel anlattınız. ☺ pek çok kitap ile ilgili fikir edindim☺ Günden Kalanlar muhakkak okuyayım☺
V.
Gönderi Sahibi
🤞