Jack London’ın kalemine olan hayranlığım malum ama Cinayet Şirketi (The Assassination Bureau, Ltd) beni beklediğimden çok daha derin bir yerden yakaladı.
London’ın diğer eserlerine göre daha az bilinen bu kitap, aslında tam anlamıyla bir 'etik laboratuvarı' gibi. Okurken bazı yerlerde kurgunun aceleye geldiğini, edebi açıdan bazı boşluklar olduğunu hissetmiştim; meğer bu durum kitabın hikayesiyle ilgiliymiş.
London, romanın ana fikrini 1910’da Sinclair Lewis’ten satın almış ama karakterini soktuğu o muazzam mantık çıkmazından nasıl çıkaracağını bilemediği için eser yarım kalmış. Ölümünden 47 yıl sonra Robert L. Fish’in yazarın notlarına sadık kalarak kitabı tamamlaması ise bence büyük bir başarı örneği.
Sadece teknik bir tıkanma değil, London'ın bu kitabı bitirememesinin felsefi bir sebebi olduğu da söylenir. London, sosyalist idealizme inanan biriydi ancak Dragomiloff karakteri o kadar "soğuk" ve "mekanik" bir adalet anlayışına sahipti ki; London, yarattığı bu canavarın haklılığını kanıtlarsa, savunduğu insancıl değerlerin çökeceğinden korkmuş olabilir. Yani yazar, kendi yarattığı karakterin mantığına yenik düşmüştür.
Kitap yazıldığı dönemde (20. yüzyılın başı), Avrupa ve Amerika’da suikastlar siyasi bir araç olarak çok yaygındı. London, bu kaotik ortamı alıp "etik bir sisteme" oturtmaya çalışarak aslında dönemin anarşist dalgasıyla dalga geçiyor ya da onu eleştiriyor da olabilir. Cinayeti bir "şirket disipliniyle" işlemek, vahşi kapitalizmin bir parodisi gibidir.
Kitap, her işi kabul etmeyen, katı ve titiz kuralları olan, yüksek eğitimli 'filozof katillerden' oluşan bir şirketi anlatıyor. Şirketin başında ise adaleti matematiksel bir kesinlikle uygulayan Ivan Dragomiloff var.
Hikaye, Dragomiloff’un 'ölümü hak eden bir adamın' infaz siparişini almasıyla başlıyor; ki bu adam bizzat kendisidir! Kendi kurallarına olan sadakatini kanıtlamak için kendi suikastçılarına karşı giriştiği bu amansız hayatta kalma mücadelesi, kurguyu inanılmaz güçlü kılıyor.
Kitap, Friedrich Nietzsche’nin "Üstinsan" (Übermensch) kavramıyla derinden bir hesaplaşma içindedir. Dragomiloff ve ekibi, kendilerini sıradan insanların uymak zorunda olduğu yasaların üstünde görürler. London burada şu soruyu fısıldar: Bir insan, diğer insanların yaşama hakkı hakkında karar verecek kadar "üstün" bir zekaya ve ahlaka sahip olabilir mi? Kitap ilerledikçe, bu rasyonel tanrıcılık oyununun çatlamaya başladığını görmek büyüleyiciydi....
Okurken kendimi sürekli devasa soruları sorgularken buldum: Dünyayı dahayaşanabilir kılmak için cinayet işlemekne kadar doğru? İdealleriniz içinkendi canınızdan vazgeçebilir misiniz? Doğru nedir ve kime göre belirlenir? London, sadece hak edenleri öldüren bir örgüt üzerinden ahlak kavramını lime lime ederken, arka planda muazzam sosyolojik analizler sunuyor.
Öldürme Hakkı Kimdedir? Devletin veya hukukun cezalandırmadığı "kötüleri" ortadan kaldırmak, kişiyi bir kahraman mı yapar yoksa hukuku çiğneyen başka bir suçlu mu?
Rasyonel Şiddet: Şiddet, felsefi bir temele oturtulduğunda meşrulaşır mı? Karakterlerin cinayet planlarken Kant veya Hegel üzerine tartışmaları, şiddetin en rafine ve en ürkütücü halidir.
İdeallerin Bedeli: Dragomiloff, kendi canı pahasına kurallarına sadık kalarak bir "etik azizi" mi olmaktadır, yoksa kendi yarattığı kusursuz sistemin içinde boğulan bir kurban mı?
Karakterlerin katil olmalarına rağmen felsefe yapmayı seven, entelektüel kişilikler olması, şiddetin mantıkla birleştiğinde ne kadar rasyonel (ve bir o kadar ürkütücü) görünebileceğini kanıtlıyor.
Kural Basittir: Eğer bir kişinin ölümü, toplumun genel çıkarına hizmet ediyorsa ve o kişi "ölümü hak ediyorsa", infaz gerçekleştirilir.
Paradoks: Bu katı etik kural, Dragomiloff’un önüne kendi ölüm fermanı geldiğinde sarsılmaz bir sınava dönüşür. Dragomiloff, kendisinin "ölümü hak eden bir adam" olduğu yönündeki mantıksal argümanı kabul eder ve kendi infazını onaylar.
Arka planda, London’ın sosyalist dünya görüşünün ve dönemin yükselen anarşizm dalgasının izlerini sürmek mümkündür. Yazar, sadece bir macera romanı değil, aynı zamanda kapitalizmin, yozlaşmış hukuk sisteminin ve bireysel adaletin bir otopsisini yapar.
Kurgunun sonlarına doğru hissedilen o hızlanma ve üslup değişikliği, Robert L. Fish’in polisiye geleneğinden gelmesiyle açıklanabilir. Ancak bu durum, kitabın özündeki o ağır felsefi yükü hafifletmez; aksine, London’ın başlattığı teorik tartışmayı, Fish’in eklediği aksiyon dolu bir "av ve avcı" oyununa dönüştürerek sürükleyiciliği artırır.
Her ne kadar iki farklı yazarın elinden çıkmış olmanın getirdiği bazı ton farkları olsa da, bu kitap benim için maceradan öte adalet manifestosuydu.
Kitabın 1969 yapımı "The Assassination Bureau" isimli bir filmi de var. Ancak bir uyarıda bulunmalıyım: Film, kitabın o ağır felsefi ve etik tartışmalarını bir kenara bırakıp işi daha çok bir "kara komedi" ve "aksiyon-macera" havasına sokmuştur. Eğer kitabı o derinliği için sevdiysen, film seni biraz hayal kırıklığına uğratabilir; çünkü Hollywood, Dragomiloff’un o ürkütücü rasyonalitesini biraz yumuşatmayı tercih etmiştir..
Son olarak; Kitap bize adaletin kılıcının ne kadar keskin olduğunu değil; o kılıcı tutan elin 'mantık' adına ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor. Belki de en korkunç katil, vicdanı olmayan değil, vicdanını sadece matematiksel formüllere hapseden katildir...
Eğer katilleri sevmekten ziyade, insan zihninin ve vicdanının sınırlarını zorlayan o gri bölgeleri seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız. Keyifli okumalar! Sevgi ve Selamlarımla:))))
Cinayet ŞirketiJack London · Dorlion Yayınevi · 20192,764 okunma
“Kitap alışveriş sepetinize eklendi.” Sebepleri;
1- cemo 9 puan vermiş ve bu kadar uzun inceleme yazmışsa kesin oku 👍🏼
2- Yazarların ölümünden sonra, yayımlanmış eserlerine fazladan ilgi duyan r okur olduğum için, bu kitabı seveceğim kesin 👌🏻
3- “Filozof katiller” fikri çokça heyecan verici olmakla beraber, düşümde bırakacağı izlerin hayali bile fazlasıyla çekici 🤌🏻
Gözümden kaçmamış olmasına çok sevindim. İçeriğe dair verdiğin bilgiler, yapmış olduğun akademik tarzdaki tahliller ve sonunda yönlendirdiğin o gri bölge vurgusu için teşekkür ederim 🙏🏻
Senin kalemin bizim de gözümüz zeval görmesin, zira sen yazdıkça biz okumak zorunda kalacağız gibi görünüyor 🌱
Okumuş bir de beğenmeyi bile unutmuşum 😅🤭 Bu ülke bizi mahvetti cemo 🙈
Ben de kitabı İthaki’den Suikast Bürosu çevirisiyle okumuştum; gerçekten insanı ahlaki açıdan çok sorgulatan bir eser. Bu güzel paylaşım için teşekkürler! Harika bir analiz, detaylı bir inceleme olmuş.
Okumadıysanız Doğu Yakası'nı da öneririm, ona kim bilir nasıl bir inceleme gelir. 😊📚🍃🙌🏻
John Steinbeck ve Jack London kesinlikle bu dediklerinin hepsi Deniz A. Ş. toplumcu yazar ve aydın olmak bunu gerektiriyor zaten…. Bizim ülkemizde de benzer yazarların olması bence sevindirici…