“Yaşarken kibrinden geçilmeyen insanoğlu, ölünce sinekleri toplamaktan başka bir işe yaramıyor.” Jorge Luis Borges
Yanılıyorsun sevgili okur! İsmine bakıp yanılıyorsun! Resmine bakıp yanılıyorsun! Sapiens, Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi gibi bir kitap değil gördüğün. İnsanın tarihinde fiziksel olarak geçirdiği evrelerden çok daha fazlası var. Bir “düşün tarihi” var, kendini aradığı, kim olduğunu, neden var olduğunu, hayattaki amacının ne olduğunu bulmaya çalıştığı, çoğu zaman başarısız olduğu bir tarih…
“Haddini bilmeyene haddi bildirilir de kendini bilmeyene ne bildireceksiniz.”Gözlerinizi kapayın ve bir düşünün…
Bir sabah gözlerinizi açtığınızda kim olduğunuzu, nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Bir pansiyondasınız ve size kendinize dair bilgi verecek hiçbir şey, hiç kimse yok; ne bir insan ne bir kimlik! Öldünüz mü yoksa? Böyle mi olur ölünce? “Neredeyim ben, neresi burası?” Kim olduğunuza dair ilk tahmininiz ne olurdu? “Belki kiralık katil, belki hırsız, belki ajan, belki de muhasebeciyimdir.” Mesleğinizi bilmiyorsunuz mesela, ilk hangi işi yaptığınızı düşünürdünüz? İyi biri misiniz yoksa kötü mü? İyi nedir, kötü ne? Belki de hatırlamayı istemeyecek kadar kötü bir hayatınız olmuş ve Allah size bu lütfu bağışlamıştır değil mi, kim bilir?
“Adam doğdu, yaşadı ve öldü.”
Hep bir şeyleri unutmak istemiyor muyuz? Hayallerimizdeki gibi gitmediğinde hayat, hep bir sil baştan başlama isteği… Sahi, sıfırdan başlasak ne olurdu? Yine aynı hatalara düşer miydik? Bizi biz yapan hayatın yollarında yürüdüğümüz adımlar değil mi? Hayatımız üzerine böyle etraflıca düşünmek için belki de her şeyi unutmak gerekiyor bir gün. Bir Adem olduğumuzu, hayatın doğup, yaşayıp, ölüp gitmekten ibaret olduğunu ve her şeye gereğinden fazla anlam yüklediğimizi anlamak için şu içinde bulunduğumuz koşturmadan bir an olsun sıyrılıp düşünmek… “Senin adın Adem. İsa’dan sonra 1986, hicretten sonra 1364, Amerikalılar Ay’a gittik yalanını söyledikten sonra 17, Fenerbahçe 103 golle şampiyon olduktan sonra ise -3 yılında İstanbul’da doğmuşsun. Bir muhasebe bürosunda muhasebeci olarak çalışıyorsun. Bu kadar.”“Hiç kimse değilim ben, kimseye kılıç çekmedim savaşta, yankıyım, unutuşum, hiçliğim ben.”
Uyandığında Borges Dayı var yanında. Hepimizin aklına Jorge Luis Borges geliyor değil mi ismi duyunca? Nasıl Adem ismi bilinçli olarak seçilmişse Borges Dayı da öyle… Unutuyor Adem, “Unutmak en iyi intikamdır,” der Borges, “Kendimi unutarak yaşayacağım.” “Ben demeden konuşalım ne olur,” cümlesiyle başlıyor kitap, “Konuşmak bir şey söylemek değildir,” diyor Borges. Bilmek tanımaktan önce geliyor onun için, “Bilmek tanımaktır, fakat tanımak için önceden bilmek gerekir.” “Hafıza gitmişse sende, ben şöyle görmeyen gözlerimle senin zamanını harcayışına bakar, senin ne olduğunu, ne olmadığını, kim olduğunu, kim olmadığını söylerim şıp diye.” Gerçekten görmüyor Luis Borges’in gözleri, o gözlerle hayâlindeki meslek olan Arjantin Ulusal Kütüphanesi Müdürlüğü'ne getiriliyor. “Bana aynı anda hem 800.000 kitabı hem de karanlığı veren Tanrı'nın muhteşem ironisi.” Onun eserlerindeki rüya, labirent, sonsuzluk ve ayna motifleri bu kitapta da mevcut.
Aklın ötesine geçtim sanırsın ki,Orası kalbin berisidir.O gitmeden insanın başındanNasıl kalbe döneceksin.
“Kendini arıyorsan, başkasısındır evladım.” Ne zaman arar insan kendisini? Hayatında yittiğinde değil mi? Başka yere gitmek ister olmaktan korktuğu yere gelince. Unutmak insan hafızasının onu korumak için bulduğu bir savunma mekanizmasıdır. Çok güçlü bir metafor unutmak. Anlamlandırmak geliyor ardından, eğer anlamlandıramıyor ve buna çaba harcamıyorsan her hatırlayışın ardından yine bir hüsran gelmez mi? Ziyan edilecek kaç hayatı var insanın? Ne der Nazım Hikmet Ran, “Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.” youtube.com/watch?v=d1I2GVQ...
Buradan, kıymetli bir dosttan hediye gelen bir eserdi. Düşündüm, hayatımı sorguladım; unuttum, anlamlandırma çabasına girdim. Kısacık eseri, uzun uzun yaşadım. Kısacık hayatını da uzun uzun yaşayacağını sanmaz mı insanoğlu? Elma ısırıldı çoktan, geriye dönmek artık imkânsız. Bir şeyleri değiştireceksek şu andan başlayacağız. Luis Borges’e de selam ederek bitirmek isterim; Umberto Eco’nun kör kütüphanecisine…