Nermin Yıldırım çağın en görünmez ama en yaygın yaralarından biri olan suçluluk duygusunu Dokunmadan romanında insanın iç sessizliği üzerinden anlatıyor. Romanı boyunca büyük kötülüklerden çok zamanında uzatılmayan ellerin, söylenmeyen sözlerin, görmezden gelinen acıların yüküyle dolaşıyor.
Yazar modern insanın kalabalıklar içinde giderek daha yalnız, daha çekingen ve daha suskun hale gelişini anlatırken, hayatın yalnızca nefes almak değil, bir omuza dokunmak, bir acıya ortak olmak, bir hayatın içinde iz bırakabilmek olduğunun yaşamak olduğunu hissettiriyor.
Romanın sonunda söylediği gibi:
“Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu…”#303554553
Romanında bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu diyen Adalet’in öyküsü, ölümle yüzleşmesinin akabinde kendi hayatına dönüp bakmasıyla derinleşiyor. Hayatında kimseye gerçekten temas edemediğini birçok olayın karşısında susup geri çekildiğini fark eden Adalet geçmişinin kırıkları arasında dolaşırken hem çocukluğuyla hem vicdanıyla hesaplaşıyor.
“Her uzvum tamamdı fakat ben eksiktim. Kimsenin omzuna dokunmamıştı elim.”(s.249)
Adalet’in hayatı boyunca geri çekilerek ve kendini koruyarak yaşaması, zamanla onu hem insanlara hem de kendi ruhuna yabancılaştırıyor. İnsanın en büyük eksikliğinin sevgisizlikten çok cesaretsizlik olduğunu anlatıyor. Romanın ana fikri burada derinleşiyor, yaşamak yalnızca nefes alıp vermek değil, başka hayatlara temas edebilmekten geçiyor. Bir omuza dokunabilmek, bir acıya ortak olabilmek, birinin hayatında küçücük de olsa iz bırakabilmek insanı gerçekten yaşayan birine dönüştürüyor. Çünkü bazen insanı yaralayan şey yaptığı kötülükler değil, korkudan yapamadığı iyilikler oluyor.
Roman bu yönüyle yalnızca bir iç yolculuğa değil, insanın kendine bile yaklaşamadığı zamanlarda nasıl eksik yaşadığına dönüşüyor, sessizliğin, kaçışın ve geç kalmış fark edişlerin hikayesine de odaklanıyor. Eserde baş karakter ismini Adalet Ağaoğlu aldığı gibi sözcüklerin izlerinde ilerliyor.
Dokunmadan, insanın bazen yaptığı kötülüklerle değil, yapamadığı iyiliklerle ağırlaştığını hissettiriyor. Steinbeck’in dediği gibi insanın insana ihtiyacı var yaşamak biraz da bir başkasının hayatına değebilmekten geçiyor. İnsanın iç dünyasına yaklaşan romanları sevenler için güçlü bir okuma olacaktır.
Herkese keyifli okumalar.