Yeni Bir Gogol Çıktı!
8/10
·212 syf.··
2026 5. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 10:54
"Ne yazdığınızı siz kendiniz idrak edebiliyor musunuz?" 1840'lı yılların Rusya'sında dönemin edebiyat eleştirmeni Belinski, kendisine incelemesi için verilen taslağı inceledikten sonra metinden öylesine etkileniyor ki, metnin yazarı, o dönem henüz 23 yaşında genç bir delikanlı olan Fyodor Dostoyevski karşısına getirildiğinde ağzından bu cümleler dökülüyor. Dostoyevski, birçok insana göre dünyanın en büyük yazarı. Şüphesiz ki bu yakıştırmayı sonuna kadar hak ediyor. İnsancıklar ilk kez bir eleştirmen değerlendirmesinden geçtiğinde, yazarının ses getirecek, farklı bir karakter olduğu sinyalini hemen veriyor. Peki ne var bu İnsancıklar'da, nasıl yazarına "en iyisi" yakıştırmasını kazandırıyor? İnsancıklar, başta Rus edebiyatı tarihi olmak üzere edebiyat tarihinde dönüştürücü bir rol izlemiştir. Petersburg'un yoksul mahallelerindeki trajik yaşam koşullarını kendisinden önceki sanatçıların romantizminden uzak, yeni bir gerçekçilik anlayışıyla vurgulamaktadır. Ünlü eleştirmen Vissarion Belinski, bu eseri Rusya'nın ilk gerçek "sosyal romanı" olarak tanımlamıştır. Öyle ki Dostoyevski, yoksulluğu sadece bir acıma nesnesi veya basit bir tema olarak değil, sınıfsal bir adaletsizliğin tezahürü ve bir "varoluş hali" olarak işlemiştir. Yoksul insanların maddi imkansızlıklar içindeyken bile nasıl bir manevi yükseliş ve asalet sergileyebileceklerini göstermiştir. Bu yaklaşımın altından Rus insanını ve kültürünü yüceltme de yatmaktadır, yerme de. Makar Devuşkin ve Varvara Alekseyevna üzerinden o manevi yükselişi betimlerken, burjuva sınıfı ve yönetim kesimi üzerinden de eleştirilerini ifade eder. Ama kitapta eleştirileri direkt olarak vermez yazar, sezdirerek yapar. Daha çok toplumun alt kesiminin yoksul ve çaresiz yaşamları süresince nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarını ve çabalarını öne çıkarır bu kitabında. Rus edebiyatında Aleksandr Puşkin ve Nikolay Gogol ile başlayan "küçük insan" teması, Dostoyevski ile birlikte romantik ve duygusal bir zeminden kopup psikolojik bir derinliğe taşınmıştır. Toplumun bireyin kişiliği üzerinde bıraktığı derin izlere odaklanmıştır. Bu izler öylesine derindir ki bugün bile okuyucusuna bunu içtenlikle hissettirir. Okuyucu, Makar Devuşkin'in ceketinin düğmesine kadar yoksulluğu hissedecektir, Pokrovski'nin babasının ceplerinden kitaplar dökülürken, üstü başı pislik içinde o arabanın arkasında koşturmasına, o baba ile beraber ıslanarak şahit olacaktır. Yine de bu kitap, yoksulluğu sadece yırtık bir ceket veya boş bir mide üzerinden anlatan bir kitap olarak anlaşılmamalıdır. Yoksulluğun insanın onuru ve gururu üzerindeki yıkıcı etkisini çok gerçekçi cümlelerle işler Dostoyevski. İnsanı hayrete düşüren de bunu yirmili yaşlarının başında yapmış olmasıdır. Orhan Pamuk'un bu eser hakkında ilginç bulduğum görüşlerinden de bahsetmek isterim. Orhan Pamuk, İnsancıklar'ı edebiyat tarihinin "tuhaf vakalarından biri" olarak niteler çünkü kendisine göre bu basit ve içe işleyen kitabın kendisi, yayımlandığı dönemde yarattığı efsaneden ve hakkında anlatılan başarı hikayesinden daha az ünlü kalmıştır. Pamuk'un bu nitelemesinin arkasındaki temel nedenlere baktığımızda, romanın ilk yazıldığında Rusya'da uyandırdığı devasa ilgi, gösterilen tepkiler ve sonrasında bu sürece dair anlatılanlar, eserin edebi değerinden daha büyük bir şöhrete sahip olduğunu düşünmesidir. Bugün bakıldığında roman, Dostoyevski'nin en parlak eserleri arasında sayılmasa da, Pamuk'a göre keşfedilme öyküsü hala büyüleyiciliğini korumaktadır. Dostoyevski ve İnsancıklar'ın keşfedilmesi bakımından ise genç ve henüz bilinmeyen bir yazar olan Dostoyevski'nin el yazmasını ilk okuyanlar Grigoroviç ve Nekrasov'un, coşkularını paylaşmak için gece yarısı saat dörtte Belinski'nin kapısına dayanmaları, Pamuk tarafından "rüyalardan çıkma bir sahne" gibidir. Dönemin en büyük eleştirmeni Belinski'nin, eseri okuduktan sonra genç yazara "Siz kendiniz, yazdığınız şeyin ne kadar muazzam olduğunu farkında mısınız?" diye sorması ve onu "yeni bir yetenek" olarak dünyaya ilan etmesi, Pamuk'a göre kitabın günümüzdeki algısıyla kıyaslandığında "tuhaf" ve "ölçüsüz" bir heyecandır. Dostoyevski'nin yirmi dört yaşında yakaladığı bu büyük parlaklığın, bir "masal dünyası" gibi hızla yükselip ardından Belinski'nin, İnsancıklar sonrası Dostoyevski ve eserlerine bir süre sırt çevirmesiyle aynı hızla sönmesi bu vakayı Pamuk için tuhaflaştırmıştır. Pamuk, Dostoyevski'nin bu çapta bir ünü yeniden kazanmasının ancak yirmi yıl sonra mümkün olabildiğini belirtir ki bunda da haksız değildir. Çünkü İnsancıklar sonrası Dostoyevski'nin ses getiren bir roman meydana getirebilmesi zaman almıştır. Pamuk bu bakımdan haksız değildir. Kendi adıma konuşmam gerekirse, Pamuk'un eleştirilerine genel anlaşılabilir buluyorum. Pamuk için İnsancıklar ve Dostoyevski'nin doğuşunun "tuhaflığı", basit bir ilk romanın, Rus edebiyatının en büyük dehalarından birinin doğumunu müjdeleyen devasa bir mitolojiye dönüşmesinden kaynaklanmaktadır. Sadece ben bu kitabı, Dostoyevski'nin diğer eserlerine baktığımda basit bir roman olarak görmüyorum. Yazarın her kitabı çok başarılı ve evrensel olarak ses getirmiş eserler değil elbette fakat bu ilk romana basit bir roman yakıştırmasını özellikle diğer eserlerini tek tek düşünüp değerlendirdiğimde haksızlık olarak görüyorum. Hayatımda birden fazla en çok okuduğum kitap olan İnsancıklar'ı her okuduğumda etkisi bende hep bir süre devam eder. Her okuyuşumda, hem meslektaşım olması hem de edebiyata olan sevgisiyle Pokrovski karakterinin yer aldığı kısımları farklı duygularla okurum ve içim sızlar. Yaşanılan trajedi sanki bugünlerde, bize çok yakın bir yerde olmuş bitmiş gibi etkisine kapılırım. Dostoyevski'nin tüm kitaplarını okumuş birisi olarak bu kitaba ne zaman geri dönsem hep aynı tadı alırım, o hazzı yaşamak bana bir sıcaklık ve okuma hazzı verir. En sevdiğim Dostoyevski romanı değildir ancak yeri her zaman başucumdadır. Sonuç olarak İnsancıklar, Dostoyevski'nin daha sonra yazacağı Suç ve Ceza ve Karamazov Kardeşler gibi büyük başyapıtlarının tüm genetik kodlarını ve insan içindeki insanı bulma yolculuğunu barındıran devrim niteliğinde bir eserdir. Bundan hiç ama hiç kuşku duyulmamalıdır. Elbette bu saydığım diğer iki roman, evrensel başyapıt olmaları bakımından İnsancıklar'dan farklıdır. Fakat 23-24 yaşlarındaki Dostoyevski'nin kaleminden dökülmüş o cümleler, en az bu başyapıtlar kadar övgü ve hayranlığı hak etmektedir. "İnsancıklar, okuyucuya 'Yoksul olmak, hissetmemek demek değildir,' der. Dostoyevski'yi büyük yapan, Makar'ın titreyen ellerinde ve yazdığı her satırdaki mahcubiyetinde, tüm insanlığın ortak acısını bulup çıkarmasıdır."
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201876,8bin okunma
·
40 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.