Kırılan geri döndürülemiyor. O kırıkla devam ediyor insan. Hayatı ikiye ayrılıyor: kırılmaktan öncesi ve sonrası. Ama kırılan sadece kırılan değil. Kıran da kırılıyor. Onun da hayatı ikiye ayrılıyor: Kırmaktan öncesi ve sonrası. Kırıklarımızın nevi farklı olsa da, kırığız işte, kıran ya da kırılanız. Bu hepimizin hayatı: Kırık Hayatlar.
Konusu ne kadar buruksa üslubu o kadar enfes bir kitap. Aldatanın gözünden bir aldatma hikâyesi. Fakat bir konu bu kadar mı incelikle işlenir? Bir insanın ruhu nasıl böyle detaylı ve büyüleyici bir biçimde tasvir edilir? Öfkeden bırakacak olduğum kitaba beni geri çeken, yazarın muazzam üslubuydu.
Halid Ziya Uşaklıgil; insan psikolojisinin ikilemlerini, iyi ve kötünün çatışmasını, bilinçdışının eylemlerimiz üzerindeki etkisini harika işlemiş. Hayatta aldığı kararların çoğunda rasyonel olduğu zannına kapılan -rasyonel olması da beklenen- ama irrasyonel bir pozisyonda olan insanı çırılçıplak sermiş önümüze. Toplum sahnesinde giyindiğimiz cafcaflı kostümleri soymuş, aynaya çevirmiş yüzümüzü. Başta kendimizi övmelere doyamadığımız "en iyi", "en güzel", "en başarılı" olan o aynadaki yüze; ama baktıkça utanılan, öfkelenilen, tiksinilen, hüzün duyulan bir yüz haline büründüğünde asıl gerçeğini idrak ettiğimiz o yüze: İyisiyle kötüsüyle...
Bu arada yazarın bu kitaptaki üslubu Mai ve Siyah'takine göre çok daha ustalıklı görünüyor (zaten Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar'dan 26 yıl önce yayınlanmış). Betimlemeleri ve psikolojik tahlilleri çok daha derin, çok daha gerçekçi hale gelmiş. Bazı yerlerde bir Peyami Safa, bir Ahmet Hamdi Tanpınar okur gibiydim. Edebiyat dolu okumalara meyledenlere tavsiyemdir.