“Her Ahmet Hamdi, Tanpınar değildir.”
Öncelikle üslupla ilgili birkaç kelam edeyim; Ben kitabın dilini ve anlatımını çok beğendim. Daha önce hiç Murat Menteş okumadığım için bu dilin Menteş’e mi ait olduğunu yoksa Tanpınar’a bir öykünme mi olduğundan emin olamamıştım. Yalın Alpay’la yaptıkları söyleşide üslubunu Tanpınar’a yaklaştırmaya çalıştığını söyledi. Eski kelimeleri zaten kullanıyormuş ancak kendi daha kısa ve vurucu cümleler kullanırken bu kitapta Tanpınar’ın ahengine yaraşır cümleler kurmak istemiş. Bu da benim oldukça hoşuma gitti.
Yazar tam bir Tanpınar hayranı hatta söyleşide “Benim romanımda Tanpınar’a laf edemezsin, bir karakter bulur seni öldürürüm. :)” diyor. Yine söyleşide şöyle bir cümle kuruyor: “İyi gözle baktığımızda dost oluyoruz. Ben de Tanpınar’a iyi gözle baktım.” Şahsen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sadece Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okumuş ve beğenmiş biri olarak beni diğer romanlarını da okumaya sevk etti diyebilirim. Vakti zamanında sükut suikastına uğramış bir “dahi”yi bana hatırlattığı için yazara teşekkür ederim.
Kitap zaten alternatif bir gerçekliği anlatıyor hatta metafizik olayların da olduğu bir kurgusu var. Kitabın başından sonuna Tanpınar gözlerimizin önünde değişiyor ve dönüşüyor. Bu değişime şahit olmak bu alternatif Tanpınar’a bir bağlılık duymamızı sağlıyor. Polisiye tadında bir alternatif gerçeklik romanı diyebiliriz herhalde. Kitabın sonunda içine bir ruh girmiş olan mankenin “aşk”la gerçekten canlanması ve buna kendinden umudu kesmiş Tanpınar’ın sebep olması okuyanlara umut dolu bir sevinç yaşatmıştır diye düşünüyorum.
Bu romanın 19. asır ve 20. asrın ilk yarısında olduğu gibi tefrika edilerek yayınlanması ayrıca çok hoş.
“Bu romanda anlatılanlar gerçek olabilirdi. Hepimizi Allah korudu.” :)