Gönderi

VİCDANA SAPLANAN BALTA!!!
10/10
·704 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 00:25
“Bir insanı öldürmek mi daha ağırdır, yoksa o cinayetle her gün yeniden yaşamak mı?” Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım. Bugün sizlere ikinci kez okuduğum, ikinci kez olmasına rağmen heyecandan ve zevkten eriyerek okuduğum, aradan 150 yıl geçmesine rağmen hâlâ popülerliğini koruyan ve dünya klasiği denince akla ilk gelen eserlerden biri olan Suç ve Ceza ‘dan bahsedeceğim. Uzun bir inceleme olacak, baştan söyleyeyim :)) İncelemeye başlamadan önce birkaç şeye değinmek istiyorum. İlk olarak, incelemede spoiler olacak. Fakat bunun okuma kalitenizi etkileyeceğini düşünmüyorum. Çünkü bu kitabın konusunu az çok genel kültürü olan hemen herkes biliyordur. Ayrıca bu başyapıtta mühim olan şey olay örgüsü değil. Kitabın “spoiler” diyebileceğimiz vurucu kısmı ilk 70 sayfada yaşanıyor; kalan yüzlerce sayfa ise vicdanın, psikolojinin ve insan ruhunun derinliklerine iniyor. Buradan bile mevzunun olay değil, insan olduğunu anlayabiliyoruz. O yüzden naçizane tavsiyem spoilera takılmadan incelemeyi okumanız olacaktır. İkinci olarak belirtmek isterim ki bu kitabı hakkıyla değerlendirebilmek için tarihi, dini, felsefi, psikolojik ve sosyolojik pek çok konuya hâkim olmak gerekiyor. Ben bunların hepsine yeterince hâkim olduğumu düşünmüyorum. Bu yüzden bir edebiyatsever olarak kendimce değerlendireceğim. Atladığım, yanlış yorumladığım noktalar olabilir. Bu açıklamayı da kitaba duyduğum büyük saygıdan dolayı yapıyorum. Şimdi incelemeye geçelim… Her şeyden önce kitabı değerli kılan en büyük unsur, bana göre bu kadar gerçekçi yazılmış olması. Raskolnikov’un duyguları, histerileri, ikircikli zihni, tutarsızlıkları, karamsarlığı, vicdanı… Her şey o kadar sahici ki daha ilk sayfalarda diyorsunuz ki bunları yaşamayan biri böyle yazamaz. Gerçekten de öyle. Çünkü Fyodor Dostoyevski ’nin hayatına baktığımızda Raskolnikov’un ruh hâlinde yazarın izlerini çok net görüyoruz. İdam mangasının karşısına çıkarılmış, ölüm emrini beklemiş, tam kurşuna dizilecekken son anda affedilmiş. Ölüm korkusunu iliklerine kadar yaşamış. Sürgün görmüş, açlık çekmiş, borç batağına saplanmış, kumar masalarında kaybetmiş, sara nöbetleriyle mücadele etmiş. İnsan ruhunun en karanlık taraflarıyla yüzleşmiş biri yani… Bu yüzden Raskolnikov’a baktığımda bazen bir karakter değil de Dostoyevski’nin parçalarından oluşmuş bir insan görüyorum. Yoksulluğu, yalnızlığı, toplumdan kopuşu, sürekli zihninin içinde yaşaması… Bütün bunlar öylesine gerçek ki insan okurken kurgu hissinden tamamen uzaklaşıyor. Hatta şöyle söyleyeyim; kitap yayımlandıktan sonra Petersburg savcısının Dostoyevski’yi ifadeye çağırdığı söylenir. Gerekçe ise katil olmayan birinin bir katilin ruh hâlini bu kadar iyi anlatmasının mümkün görünmemesi… Varın siz düşünün artık kitabın inandırıcılığını :)) Kitabın merkezinde son derece sarsıcı bir soru var: Bir insan gerçekten suç işleyip bununla yaşamaya devam edebilir mi? Raskolnikov’un cevabı başta evet. Dostoyevski’nin cevabı ise kesinlikle hayır. Raskolnikov insanları ikiye ayırıyor: Kurallara uyan sıradan insanlar ve tarihin akışını değiştiren olağanüstü insanlar. Napolyon onun için bunun en büyük örneği. Milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuş olabilir ama tarihte büyük bir lider olarak anılıyor. O hâlde büyük insanlar amaçları uğruna suç işleyebiliyorsa neden ben yapamayayım diye düşünüyor. Ve cinayet aslında yaşlı tefeciyi öldürmek için değil, kendisini test etmek için işleniyor. Kadın sadece bir araç. Asıl soru şu: “Ben sıradan biri miyim, yoksa seçilmiş biri mi?” “Ben bir bit miyim, yoksa bir deha mı?” Fakat bence asıl deha burada Dostoyevski. Çünkü Raskolnikov teorisini mantıkla kuruyor ama hayat sadece mantıkla işlemiyor. İnsan yalnızca akıldan oluşmuyor; vicdan da var, merhamet de var, insan olmanın ağırlığı da var. Cinayetten sonra başlayan süreç aslında bir vicdan mahkemesine dönüşüyor. Ve Raskolnikov polisten önce kendi cezasını kendi içinde çekmeye başlıyor. Bence romanın asıl gücü de burada. Dostoyevski suçun en büyük cezasının vicdan olduğunu söylüyor. Fakat burada yazardan ayrıldığım bir nokta var. Evet, vicdan çok güçlü bir cezalandırıcı olabilir ve Raskolnikov bunun en büyük örneği. Ama her insanın aynı vicdana sahip olduğunu düşünmüyorum. Tarihte de çevremizde de hiçbir pişmanlık duymadan yaşayan, yaptıklarını sonuna kadar savunan insanlar görüyoruz. Bu yüzden suçun yalnızca vicdana bırakılamayacağını düşünüyorum. Vicdan önemli ama hukuk da gerekli. Çünkü herkes Raskolnikov kadar vicdanlı değil. “Balta”dan da kısaca bahsetmezsem ayıp olur. Muhteşem bir metafordu çünkü. Raskolnikov baltayı tefeci kadına indirmiyor aslında… Toplumsal düzene, yoksulluğa ve adaletsizliğe indiriyor gibi görünüyor. Ama sonra anlıyoruz ki aslında o baltayı kendi ruhuna indirmiş. Vicdanını parçalamış o darbeyle. Kitabın başlarında tefeci kadını bir bit olarak görürken sonrasında kendisini bir bit olarak görmesi de bunun en büyük göstergesi. Raskolnikov’un ruh hâli ise başlı başına bir inceleme konusu. Bir bölümde son derece soğukkanlı, bir bölümde merhametli, bir bölümde kibirli, başka bir bölümde kendinden nefret eden bir insan görüyoruz. Sürekli savruluyor, sürekli değişiyor ve sürekli çelişiyor. Aslında roman boyunca tek bir Raskolnikov okumuyoruz. Birbirleriyle savaşan birkaç farklı Raskolnikov okuyoruz. İşin ilginç tarafı şu ki Freud bu roman yayımlandığında henüz çocuk yaşlardaydı. Ama yıllar sonra ortaya koyacağı id, ego ve süperego kuramı Raskolnikov’a cuk oturuyor tabiri caizse :)) İçindeki üstün olma arzusu, dürtüleri, vicdanı ve mantığı sürekli çatışıyor. Kabusları, histerileri, bilinç taşmaları… Sanki Freud teorilerini yazmadan yıllar önce Dostoyevski insan zihninin haritasını çıkarmış gibi. İşte bu yüzden Suç ve Ceza sadece bir roman değil. Aynı zamanda devasa bir psikoloji laboratuvarı gibi. Dostoyevski de bana göre tam bir psikoloji profesörü. Kitapta beni mest eden kısımlar ise kesinlikle Porfiri ile Raskolnikov arasında geçen diyaloglardı. Allah’ımmm o neydi öylee :)) Kitabın en gerildiğim sahneleri cinayet ya da teslim olma sahneleri değil; Porfiri’nin kedinin fareyle oynadığı gibi Raskolnikov’un zihniyle oynadığı bölümlerdi. Hatta bir yerde baktım 15-20 sayfa boyunca bu ikili konuşuyor. Kalktım bir kahve yaptım ve keyfini çıkara çıkara okudum :)) Abartmıyorum, gerçekten muazzamdı. Porfiri’ye hayran kaldım hayran... Gelelim Sonya’ya… Ahh canım Sonya’m… Raskolnikov’un dediği gibi: “Ben senin değil, çektiğin acıların önünde eğildim.” Gerçekten de hepimiz çektiği acılar karşısında eğiliyoruz Sonya’nın. Bence Dostoyevski bu karakter üzerinden bize şunu söylüyor: İstediğiniz kadar yoksul olun, acı çekin, aşağılanın; yine de insan kalabilirsiniz. Yine de merhametli, vicdanlı ve iyi biri olabilirsiniz. Ve Raskolnikov da Sonya sayesinde kalbinin derinliklerine ittiği vicdanıyla yeniden karşılaşıyor. Razumihin ise kitabın en sevdiğim karakterlerinden biri oldu. Çünkü roman boyunca herkesin zihni karanlık dehlizlerde dolaşırken o hâlâ normal kalabilmiş tek insan gibiydi. Dostoyevski sanki bu karakter aracılığıyla bize şunu söylüyor: Zekâ tek başına kurtuluş değildir. Çünkü romandaki en zeki insanlardan biri Raskolnikov ama en mutlu insanlardan biri Razumihin. Biri insanlardan uzaklaşıyor, diğeri insanlara yaklaşıyor. Biri yalnızlaşıyor, diğeri bağ kuruyor. Ve sonunda ayakta kalan kişi Razumihin oluyor. Svidrigaylov ise bana göre romanın en ürkütücü karakteriydi. Çünkü Raskolnikov’un dönüşebileceği ihtimali temsil ediyordu. Eğer Raskolnikov vicdanına teslim olmasaydı ve üstün insan olduğuna tamamen inansaydı belki de onun gibi olacaktı. Üstelik kendisi de son derece çelişkili bir karakter. Hakkında korkunç iddialar var ama bir yandan yardım ettiği insanlar da görüyoruz. İyiliğinden de kötülüğünden de sakınmak gereken tiplerden yani :)) İçerisindeki felsefi konulardan toplumsal eleştirilere, teolojik göndermelerden sosyolojik tespitlere kadar o kadar dolu dolu bir eser ki boşuna Suç ve Ceza olmamış. Üstelik bana göre çok da akıcı. Elimden bırakamadım. O kadar keyif aldım ki okurken Dostoyevski okumayı özlediğimi fark ettim… Neyse… Biraz daha yazarsam gidip kitabı üçüncü kez okuyacağım :)) En iyisi burada bırakayım. Peki sizce Raskolnikov’u cezalandıran şey neydi? İşlediği suç mu? Yoksa aynaya baktığında gördüğü, dönüştüğü insan mı? Cevapları yorumlarda bekliyorum… Kitap ile kalın, görüşmek üzere…
Edebiyat
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,1bin okunma
··
2 +1'leme
·
1.427 Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Muhteşem olmuş Emine hocam tespitlerinize bayıldım. Aynaya baktığında seçilmiş insan yerine bir katil görüyordu. Ona, katilsin diyen de vicdanıydı.. Romanda, geçen bir alıntım vardı Diyordu ki "Belki de ben ondan çok kendime kıydım" Vicdanınya baş edemeyeceğini bildiği halde suçu işleme cesareti gösterebilmiş bir insan diyebilir ancak. Emeğinize yüreğinize kaleminize sağlık 🙏📚☕🥰
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Ebru Hanımcım çok teşekkür ediyorum güzel yorumlarınız için 🙏🌸 Çok güzel yakalamışsınız, Raskolnikov kesinlikle kendine kıydı… İnsan kendisinden, vicdanından kaçamıyor… Benzer fikirlere sahip olmamız da ayrıca mutlu etti 🤗🥰Güzel bol okumalı bir gün diliyorum 🌸☀️
Emine İnen
Gönderi Sahibi
"Anladım... Bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini... insanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini!" S.521
Böyle bir esere inceleme yazmak yürek ister ama tabii benim kankamda öyle bir yürek var.Raskolnikovu cezalandiran şey hem işlediği suç ama daha çok vicdani, insan olması onunda bir yüreği var çünkü Eline zihnine sağlık kankacım uzun demisşin ben dün gece bir nefeste okudum incelemeni çok güzeldi.
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Yücel Ünal 🙏📚😇🍀
emeğinize, kaleminize sağlık mükemmel bir yazı olmuş hocam.🫡👏Kitaptan sonra yazarın savcı tarafından sorgulandığını duymamıştım..
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim değer verip okuduğunuz için 🙏😇 Ben de kitap ile ilgili araştırma yaparken duydum, çok ilginç bir bilgi :)) Kitapta Raskolnikov’un oturduğu evin konumu, gerçekte Dostoyevski’nin oturduğu eve çok yakınmış. Bu bilgiyi incelemeye eklemeyi unutmuştum, sizin vesilenizle paylaşmış olayım 😇 Tekrardan teşekkür ediyorum katkınız için 🙏
Ne detaylı, ne güzel bir inceleme,ne güzel tespitler, müthiş emeğinize sağlık Kitabı okumadım ama incelemeniz çok ilgimi çekti, belki bu vesileyle bir şans vereceğim :)
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ediyorum güzel yorumunuz için, çok incesiniz 🌸 Kesinlikle okunması gereken bir klasik. Vesile olduysam ne mutlu bana 🙏🍀
Reklam
"Vicdan önemli ama hukuk da gerekli. Çünkü herkes Raskolnikov kadar vicdanlı değil." "İşin ilginç tarafı şu ki Freud bu roman yayımlandığında henüz çocuk yaşlardaydı. Ama yıllar sonra ortaya koyacağı id, ego ve süperego kuramı Raskolnikov’a cuk oturuyor tabiri caizse :)) İçindeki üstün olma arzusu, dürtüleri, vicdanı ve mantığı sürekli çatışıyor. Kabusları, histerileri, bilinç taşmaları… Sanki Freud teorilerini yazmadan yıllar önce Dostoyevski insan zihninin haritasını çıkarmış gibi." Kitabı henüz okumadığım için incelemenizin sonundaki sorunuza yorum yapamayacağım ama özellikle yukarıdaki iki kısım için; Son zamanlarda okuduğum en nitelikli, en isabetli (to-the-point) incelemelerden birini yazmış olduğunuzu, Freud-Dostoyevski ilişkilendirmenizin ise çapraz ve derinliğine okuma konusundaki ilgi ve yetkinliğinizi gösterdiğini -naçizane- söyleyebilirim. Elinize, kaleminize, emeğinize sağlık...
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ediyorum Murat Bey, mutlu ettimiz yorumunuzla, var olun . 🙏 En kısa zamanda muhakkak okumalısınız bu başyapıtı diye düşünüyorum. Okuduğunuzdaki yorumlarınızı bekliyor olacağım 😇📚
👏👏
Emine İnen
Gönderi Sahibi
🙏🙏