·688 syf.····Okunma: 27 Haziran 2026 12:53 Bu kitabı okurken, "Gereksiz bir kitap okunmasın ve okutturulmasın" diye düşündüm. Aslında düşüncemin çok değiştiğini de söyleyemeyeceğim. Elbette kitabı okurken kişisel farklılıklar vardır. Farklı bakış açıları dolayısıyla farklı dersler çıkaranlar da olmuştur. Lakin ben sevmedim. Kitabın sonunda hayvanlaşmış baş karakterimiz Nicholas Urfe'ye ne olacak diye merak ettiğimden sonuna kadar devam ettim. Yaptıklarından dolayı güzel bir hayat tokadı yediğini görmek de içime büyük bir su serpti. Ama yine de böyle bir kitaba vakit ayırmak istemezdim. Biliyorum yazarlar bazen hayatın farklı noktalarındaki insanları anlatırlar. Yazarın niyetini bilmediğim için de ona olumsuz bir şey söyleyemeyeceğim. Ama duyguları (benimki öfkeydi) harekete geçirmede başarılı olduğunu söyleyebilirim.
Modern dünyamızda kadınlardan(erkeklerden hiç duymadım belki vardır bilmiyorum) çok sık duyulan bir şikayet vardır; ilişkilerde kadının ruhunu anlamadan tanımadan onun bedenine sahip olmak isteyen hayvanlaşmış bazı erkeklerden bahsederler. Hatta hayvanlaşmış demek de doğru değil çünkü hayvanın aklı olmadığı için onun fıtratıdır bu düşünce, ama insanın aklı ve iradesi vardır. Dolayısıyla böyle insanlara hayvandan daha aşağı olan esfel-i safilin üyesi demek daha doğru olur. İnsan ilişkilerinde bedensel haz bir sonuçtur. İnsan öncelikle karşısındaki insanın ruhunu, karakterini, yaşamını merak etmeli, tanımaya ve anlamaya çalışmalıdır. Elbette Rabbim insanlarda arzuyu yaratmıştır ama bu arzunun sınırlılıkları vardır. İslamiyet için bu helal bir daire olmalıdır. İnanmayanlar için de ilişkilerde insanlık kıyafetine uygun olan karşı tarafın önce ruhunun tanınmasıdır. Victor Hugo ne güzel söyler:
Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık!
Ölüm her şeyi yok edecek.
Ruhları sevmeyi deneyin,onlara yeniden kavuşursunuz.
Bu bağlamda kitaptaki karakterimiz Nicholas Urfe esfel-i safilin üyesi bir beşerdir. Öğretmenlik yapan Urfe bencil, sadece haz odaklı, bu hayvanlaşmış duygusu için kadınları aldatmayı ve kandırmayı kendine hak gören bir narsisttir. Dışarıdan parlak ve çekici görünen bu pisliğin içi yıkıcı, dipsiz bir karanlık ve güvensizlikten oluşur. Bu karanlık, karşısına çıkan güzel hostes kız Alison'un neşesini enerjisini ve hayatını yutar. Tabi, belli bir sayfaya kadar biz öyle biliyoruz. N.Urfe için kadın, elde edilmesi gereken ve sonrasında panoda sergilenmesi gereken bir nesnedir. Ne aşağılık bir düşünce!! İnsanın öfkesi kabarıyor ve çoook uzun sayfalar boyunca bu aptal duruma maruz kalıyorsunuz. Modern hayatta da duyduğumuz bu beşer tiplemeleri, kesinlikle tepki gösterilmesi gereken, yalnız bırakılması ve dışlanması gereken tiplerdir. İslamiyette yalanın en büyük günah ve hırsızlık olduğu anlatılırken, yalanın insana ait olduğunu ama insanca olmadığını bilirken, bu şekilde umarsızca ve insanlık dışı tavırlarla güzel insanların kalplerinin tarumar edilmesi, dağıtılması kabul edilebilecek bir durum değildir. Ama gel gör ki insan hayatta her türlü insanla karşılaşabiliyor. Bu yüzden, öncelikle insanın kendini tanıması, isteklerini bilmesi, insana uygun hal ve davranışlar üzerinden hayat yolculuğunda ilerlemesi çok kıymetlidir. Güzel insanların çoğunlukta olması, bu insanların boğulmasına sebep olacaktır. Rabbim hepimizi sırat-ı mûstakîmde daim eylesin inşaallah ve isteyen herkesin karşısına insan ruhunu tanımak anlamak isteyen, bunun için zaman ve emek vermeye hazır insanlar çıkarsın inşaallah diyelim.
E tabi böyle kötü insanların, özellikle temiz kalplerin bahçesini umarsızca tarumar eden böyle hırsız insanların yaptıkları yanına kâr kalmıyor. Yazar, ilahi adaletin gerçekliğini mitolojik ve fantastik ögelerle kurgulayarak anlatıyor. İlahi adalet gökten inen bir yıldırım değildir. Kötü ve hırsız insanların karanlık kalplerinin bir sonucudur. Kitapta da kadınları, özellikle Alison'u parmağında oynatarak avcılık oyunu oynayan bu akılsız et kemik yığını N.Urfe, kendisinden daha acımasız bir oyunun içine düşer. İlahi adaletin görünmez terazisi, kırılan kalpleri, dökülen gözyaşlarını, kırılan hayalleri biriktirir. Ve cansız bir tuğla gibi gördüğü bu kalplerin üstüne basarak yükseleceğini sanan arsız N.Urfe'yi o enkazın altında bırakır. İnsanın içine su serpilen bazı durumlar, kimsenin kötülüğünün yanına kâr kalmadığının anlaşıldığı durumlardır. İlahi adalet bir nehir gibidir. Zamanı geldiğinde kendini kral- kraliçe sanan soytarıların şatosunu kökünden söker atar. Çünkü biz biliyoruz ki "O 'ol' derse olur."(Yasin suresi-82). Çünkü biz biliyoruz ki, Rabbim isterse nehirle de bir şato yıkar. Daha önce insanın iki nedenden dolayı imtihan yaşadığını okumuştum. Ya birinin hakkına girmiştir, helallik almamıştır ve yaşattığını görüyordur. Ya da bireysel günahları azalsın ahirete temiz gelsin diye imtihan yaşıyordur. İnsana düşen görev, böyle imtihanlardan sonra ders almaktır. Çünkü ders biz öğrenene kadar devam eder. Kitaptaki karakterimiz Nicholas Urfe ders almış mıdır? Onu da okumak isteyen olursa okurun kendi tercihine bırakıyorum.
Velhasılkelam bu kitap, verdiği derslerin güzelliği ve kurgunun merak unsurunun canlılığı yönüyle güzel olmasına rağmen; bitmek tükenmek bilmeyen cinsellik ve hayvanlaşmış arzularının yoğunluğundan beğenmediğim bir kitap oldu. Yazar bu kitabı ilk yazdığında kendi de beğenmiyor ve koleksiyoncu kitabı çıkıp çok satana kadar bu kitabı yayınevine vermiyor. Çok keyifli olmadığı için güzel dileklerde bulunamıyorum.
Sağlıkla kalın.