Gönderi

7/10
·465 syf.··
Beğendi
·
2018 8. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2018 08:16
Herkesin bu kadar beğenip yere göğe koyamadığı bir yazar ve kitap hakkında nasıl inceleme yazacağım bilmiyorum. Linç edilmekten korktuğumu da belirtmek isterim :D Bu linç kültürünü bırakalım hanımefendiler ve beyefendiler :)) Orhan Pamuk’un okuduğum ilk kitabıydı. Yazar hakkında bir hükme varmak için çok erken olsa da, en iyi eseri olarak adlandırılan Masumiyet Müzesi’ni sitedeki bir çok okurun aksine ben yavan buldum. Bir şeyin eksikliğini ciddi anlamda hissettim. Onun ne olduğunu tam çözemedim hala. Konusunu aslında çok orijinal buldum o ayrı. Kendim de bir çok şeyi biriktirmekte takıntılı olduğum için ve hayatımın geride kalan bir zaman dilimini takıntılı bir insanla paylaştığım için o takıntılı aşk ve eşya biriktirme, eşyayla kendini tedavi etme çabaları beni çok kötü etkiledi. Evet gerçekten çok kötüydü.. Kemal’e kızarak başladığım hikayede, Kemal’e acıyıp Füsun’a kızarak bitirdim. Kemal’e kızmamın sebebi aşırı korkak davranmasıydı. Bu acıyı sevdiğini biliyorum. Bunu açıkça hissettim. Hatta ben bir noktadan sonra Füsun’a kavuşmaktan da korkacak diye bekledim. Bana gerçekçi gelmeyen ilk şey, dönem olarak darbe ve siyasi hareketliliğin olduğu bir dönemde politik olarak hiç suya sabuna dokunmadan hikayeyi bitirmiş olması. Duvarlarda yazan sloganları okurken görülüp gözaltına alınan insanların olduğunu bildiğimiz bir dönemde, “normal” insanlara göre bu kadar “anormal” davranan birinin nasıl fark edilmediğini, yanlış anlaşılamadığını aklım almadı. 80 darbesinde yaşadığı en büyük zorluğu sokağa çıkma yasağı sebebiyle Füsunların evinden erken kalkmak olarak anlatan Kemal beyi boğmak istedim açıkcası. Kemal’in kitabın sonlarında O P ile konuşurken Kar romanından bahsedip siyaseti sevmediğini söylemesi bile benim için yeterli olmadı açıkçası ne kahramanı ne de yazarı temize çıkarmak için. Siyasetten bahsetmemek için ve apolitik karakterler yaratmak için çok zorladığını düşünüyorum. Bu da benim kitapta bir eksiklik hissetmeme sebep oldu. İkisi çok farklı yazarlar olsalarda takıntılı aşk kısmı hariç benzer bir hikaye yine İstanbul’da Vedat Türkali tarafından da yazıldı. Bir Gün Tek Başına kitabını okurken dönemin bütün ruhunu hissettiğimi hatta o kitabın karakteri olan Kenan’la birlikte uykusuz kaldığımı ve korkuyu bu kadar net işleyip bu kadar net hissettirdiği için Vedat Türkali’ye çok kızdığımı hatırlıyorum. Evet O P kasti olarak politik olmaktan kaçınmış ama dönemin olaylarını bu kadar görmezden gelip basit bir iki cümleyle anlatması beni çok incitti. Yani “artık sokaklarda bombalar patlıyor, ülkücülerin elinde olan kahvehanelerde katliam planları yapıldığı söyleniyordu” diyor “kahramanımız” Kemal. Eee Kemalcim sonra ne oluyor ? Sen ne yapıyorsun ? Füsunlardan erken kalkmak zorunda olduğuna mı üzülüyorsun ? Diye soruyordum bende ona bu satırları okurken. Sonra senin neden bu kadar tuzun kuru aşık olmak, takıntılı derecede aşık olmak insanı bir gerçeklikten bu kadar uzaklaştırabilir mi gerçekten diye düşünüyordum. Sonra hayır diyordum. Bunlar benim düşüncelerim tabi. Hatta bir ara Kemal’in apolitik olduğu için bu kadar korkak olduğuna karar verip kendimce bende onu cezalandırdım ve 1 hafta okumadım kitabı yarım bıraktım. Sonra yeniden başlayıp, bitirip kendimi de Kemal’i de kurtarmaya karar verdim. Kitap ilerledikçe Kemal’e acımaya Füsun’a kızmaya başladım. Füsun’un Kemal’i sevdiğinden bile emin değilim şu an. Bu konuda da Füsun’a çok kırgınım. Yaptığı hiçbir şeye anlam veremedim bu kadının son yaptığı da dahil. Ve Füsun’un en az Kemal kadar takıntılı olduğunu düşünüyorum. Bekaret konusu kitapta sıkça işlenmiş. Orhan Pamuk’un bu konuda da ne mesaj vermek istediğini tam kavrayamadım. Aşılmış bir konu olarak mı gösteriyor yoksa en azından kendisini olmasa da konuşulmasını tabu olmaktan çıkarmak mı istiyor bilemedim. Kitabın yine en beğendiğim kısmı eşyalar biriktirmesiydi bu anlamda kendime benzettiğim için belki de. Eşyaya yüklenen anlamlar çok güzeldi. Aşk acısını bunlarla somutlaştırmaya çalışması beni çok etkiledi. Resmen acı çektim Merhamet Apartmanında Kemal’le beraber. Zaman zaman antropoloji ve antropologlardan bahsetmesi çok hoşuma gitti severek antropoloji okumuş biri olarak. Beklediğim şey eşyalara yüklenen anlamlara ve biriktiriciliğe antropolojik bir yorum getirmesiydi, o da olmadı.. Esasen kitap çok övüldüğü için çok yüksek bir beklentiyle kitabı okumama da bağlıyorum hayal kırıklığımı. Yine de küpe konusunun çözülmüş olması ve onca şeyden sonra Kemal’in mutlu bir hayat yaşadım demesi içimi rahatlatmadı değil. Kemalcim bu şarkı sana : youtu.be/5cpE6wX5w3c Son olarak Metin T.’nin bu kitaba gönderme yazarak yazdığı hikayesini daha keyif alarak okuduğumu itiraf etmeliyim. Yorumda bizimle paylaşırsa çok sevinirim. Bütün Masumiyet Müzesi ve Orhan Pamuk severlerin alınmamasını ve çok acımasız davranmamalarını rica ediyorum. İlk taşı günahsız olanınız atsın lütfen. Teşekkürler :)
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
··
3.641 Gösterim
22 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kendime en yakın bulduğum inceleme bu oldu. :) İnceleme de yazarım belki şuanda kafamda çok dağınık kitap. Ben de sevemedim, çok merak ettiğim, o kadar övülen kitabı bu muymuş oldum bitince. Klişe Yeşilçam konusu da değil, boş geldi bana, ki aşağıda yazıldığı gibi tek kitap da değil yazara dair okuduğum, o sevdiğim büyülendiğim anlatımı yoktu bu kitapta OP'nin. Hüzünlenme kısmı sadece sonunda ufacık bir yerde oldu ama minnacık bir histi. Saçma da buldum biraz durumu aslında, kadın karakterin evli olması ve ailesinin mütevazi, fakir bir aile olması ama Kemal'in evden çıkmaması. Ayrıca siyasi konuda da bence dokunmadığı gibi biraz taraflı da davranmış, Sessiz Ev'de de aynı şeyi yapmıştı, sol kesim masum kuzu iken sağ denilen milliyetçiler ne yaptıysa yaptı gibi yansıtmasını da doğru bulmadım. Ama müzeyi gezmek istiyorum, eşya biriktirme olayını ben de sevdim.
İpek Demirer
Gönderi Sahibi
NigRa hanım ömürsünüz valla :) Bana kalırsa da sevecek Osman bey.
Çok beğenmiştim, çok güzeldi. Müzesinin gerçekte de yapılması ise bir ilk olmakla beraber bu bakımdan Pamuk'un en iyi kitabı dedirtmiştir kendine, ama roman olarak veya kurgu olarak kesinlikle Pamuk'un en iyi kitabı değildir, çok beğenmiş olmama rağmen yine de en uzun sürede okuduğum kitabıydı.
İpek Demirer
Gönderi Sahibi
Benim içinde uzun ve sancılı oldu. Ama vazgeçmedim O P okumaya devam edeceğim :)
"Seviyesi yüksek yorumlar" dan kastım övgü dolu yorumlar değil, hiç tanımadığı bir kişiye 2.şahıs diliyle hitap eden yorumlardır. Yoksa kimseye yaptığım yorumu beğendirmek gibi bir ihtiyaç hissetmiyorum. ;) Eminim savunduğum kişi de hissetmiyordur PapuraGato :) Üstüme alınacağım tutmuş, bildirim gelince, benim de incelemede bulunduğum bir eser çünkü.
Kesinlikle harika bir inceleme olmuş, buna yakın bir inceleme de benden geliyor. :)
Böyle incelemeleri seviyorum, dilinize sağlık. Kitaba yüksek beklenti ile başladım kimse yazara toz konduramıyor ama bence hiçbir yazar kusursuz değil ve yeri geldiğinde eleştirilmeli. Yazarın bazı şeyleri kitapta ele alış şekli beni çok rahatsız etmişti tabiri caizse dili kullanmayı bilmiyor gibi gelmişti yıllar önce. Belki bendedir sorun ama kitabı soranlara tavsiye etmiyorum diyorum genelde. Livaneli ile kıyas yapıyorum ister istemez bazen ve tartıda Livaneli kitapları hep daha ağır basıyor. Ben Pamuk sevemedim maalesef. İncelemeniz güzel olmuş, kimse linç etme hakkına sahip değil. Selametle kalın.
İpek Demirer
Gönderi Sahibi
Merhaba yorumunuz için teşekkür ederim. O zamandan bu zamana Orhan Pamuk okumaya devam ettim. Şu an hala okuyorum. Zamanla insanın düşünceleri, bakış açısı ve kavrayışı değişiyor. Okudukça daha çok sevdim Orhan Pamuk’u. O yazarken okurlara küçük ipuçları ve sırlar verir. Fark edince çözünce kitaba bakışınız değişir. Orhan Pamuk okumaya devam ederseniz düşüncelerinizi bana özelden de yazabilirsiniz. Fikir alışverişinde kalmak isterim ☺️ Sağlıcakla kalın.
Reklam
Orhan Pamuk bence bu kitabıyla ne mükemmel erkeği, ne mükemmel kadını ne de mükemmel aşkı okuyucu ile bulaştırmayı amaçlamış. Onun yaptığı sadece gerçekçi ve takıntılı bir aşk hikayesini okuyucu ile buluşturmaktı. Ve bu açıdan değerlendirdiğimizde harika bir iş çıkardığını düşünüyorum. Çünkü bu kitabı okuyan ben dahil herkes Kemal'i Füsun'u ve Masumiyet Müzesi'ni gerçek sanıyor. Kitabı bitirdiğimde o kadar etkilenmiş ve gerçekçi bulmuştum ki, bu romanın mutlaka bir gerçeklik payı olmalı diye düşünmüş ve araştırma yapmıştım. Ulaştığım sonuç, hikayenin gerçek olmadığıydı... Metin abi ile bir konuşmamızda ise Füsun'un eski bir komşuları olduğunu söylemişti ve allak bullak olmuştum. Çünkü içimde hala bir yerlerde bu romanın gerçek olduğuna inanan yerler var. Sanırım Metin abi de o kurduğu cümle ile bu romanın gerçekçilik ögesini kendi üslubu ile bana anlatmak istemişti. Hala kararsızım aslında :) Demek istediğim, bu kitaptaki karakterler elbette mükemmel değiller. Birçok yanlışları, takıntıları ve hayata ilişkin vermiş oldukları hatalı kararları var. Ama bütün bunlar gerçekçilik ögesini artırmak amacıyla yapılmış kurgular bence. Eleştirilerinize saygı göstermekle birlikte fikrimi belirtmek istedim. Anlayışınız için teşekkür ederim.
İpek Demirer
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim Semih bey böyle düşünmenize ayrıca mutlu oldum. Başka Orhan Pamuk incelemelerinde görüşmek üzere. Bir aradan sonra O P okumaya devam edeceğim.
Kitapla ilgili çok benzer duygular ve düşünceler içerisindeyim. Kitabı her açışımda bu kitapta beni iten şey ne acaba sorgulaması yapıyordum. Bir türlü kitaba ısınamamıştım zira. Üstelik epey büyük bir beklenti ile okumaya başlanıştım. Çok soğuk bir anlatımı vardı ve özellikle bekaret, cinsellik, modernizm algısının bu kadar göze batırılmaya çalışılmasını lüzumsuz ve de fazla buldum sanırım. Hani bazı kitaplar olur hayatınıza dokunur gönlünüze işler... He işte, Orhan Pamuk belki teknik olarak iyi bir yazar sayılabilir amma benim için bu konuda sınıfta kaldı. 👎🏻
İpek Demirer
Gönderi Sahibi
Aşkı aktarımı güzeldi. Farklı bir bakış açısı getirmişti biriktiricilikle birlikte. Ama bunun dışında net bir soğukluk hissediliyordu. Yalnız olmadığını bilmek güzel. Teşekkür ederim 😊