·419 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Aralık 2019 23:22 Nihayet bitti. Ben de bittim ama. O kadar yorgunum ki, o kadar yoruldum ki. Tüm benliğini ve şuurunu vererek yapılan bir okuma. Tam yedi günlük. Yedi günün tüm saatini. Elbette TANPINAR zamanın dışındadır. Onunla geçirilen her vakit, bilinen zamanın ve mekanın dışına çıkmayı gerektirir. Bilincin, ruhun derinliklerinde uçsuz, bucaksız bir yolculuk gibi. Zannederim ki zamandan ve kendinden feragat edilmeden de TANPINAR’ın Huzur’una iştirak edilemez. Bu yolculuktan sonra da tam bir ruh boşalması…
Huzur’un dili bir tılsım, bir büyü gibidir. Ondaki her kelime çok yıllanmış bir şarap içer gibi, önce vücuda temas etmeli, sonra tadına bakılmalı ve manasının derinliği düşünülmelidir. Her kelimesinin tadı başkadır. Önce bir cümlesinin tüm kelimeleri tek tek tadılmalı ve nihayet büyük bir tatmin duygusundan sonra cümle tekrar bütünüyle okunmalı ve tek tek çok başka tatları olan kelimelerin bütün içinde kendilerinden koparak nasıl bambaşka bir büyü oluşturdukları hissedilmelidir. O tat alınmazsa bir daha alınmazsa bir daha denenmelidir. Ta ki bu cümlelerde metindeki bütünlüğün tadını versin, insan ruhundaki ait oldukları noktaya temas etsin. O ruhani açlığı gidersin.
Mühim olan bu tını bu tattır. Yoksa mevzuu uzun ve içinden çıkılmaz cümleler kurmak değildir. Birçok yazar uzun cümleler kurabilir, okuru ziyadesiyle zorlayabilir. Okurdan bir çaba beklemek elbette bir yazarın hakkıdır. Ama yazarın da bu çabaya karşılık bir mana mükafatı vermesi gerekir. Yoksa okuru beyhude yere yormanın, içi boş kelime ve cümlelerle metni doldurmanın bir anlamı yoktur.
Tanpınar’ın cümleleri müzikseldir, resimseldir ama bunun ötesinde TANPINAR’ın dışsal gerçekliği algılayışı, hakikate yüklediği manada onu bu tablosal cümlelere mecbur kılmıştır. TANPINAR’ın dünyasında parçalar tek başlarına birer anlam taşısa da ancak bütünün içine girdikleri zaman asıl anlamlarını bulup, hakikati gösterirler. Tek başlarına yada parçalandıklarında bu hakikati verme kabiliyetini kaybederler.
Romana girecek dışsal gerçeği bir dere ve bunun kenarından geçen bir yol olarak tasavvur edersek; herhangi bir yazar için mana bu derenin ötesinde yaşanacak olaylarken TANPINAR da mana bu derenin ta kendisidir. Diğer yazar için bu sahne sadece birkaç cümle ile geçiştirilir. Yazar için bir önemi yoktur. Oysa TANPINAR da bu derenin suyu bulanıktır, su ve kurbağa sesleri gelmektedir, kenarında sazlar vardır, güneşin aksiyle bu sazların gölgesi dereye yansımaktadır, bu tablo kahramanın ruh dünyasında bir değişime sebep olur. Bu tabloda her şey kendi başına güzel ve anlamlıdır ancak hepsi bir araya geldiklerinde hakikati gösterir. Elbette bu hakikat parçalanmış kelimelerle elde edilemez ve anlamdan kopar.
TANPINAR bu manayı elde ederken kelime kullanımı ve cümle kurgusunda da dilin sınırlarını zorlar. Dilin gücünü okuyucuya sonuna kadar hissettirir. Gerçekten de TANPINAR çok nadir yazarda görülen bir kültür ve dil birikimine sahiptir. Bu dil birikimi ile dışsal gerçeği dönüştürerek romanın gerçeği haline getirir ve hatta bu dışsal gerçek o kadar özelleşir ki romandaki karaktere ait , ona özgü bir konuma gelir. TANPINAR da bir saat sadece bir saat değil , köstekli bir saattir, bu köstekli saat aynı zamanda “İhsan Bey’in geçen Cuma ki karşılaşmalarında Mümtaz’a hediye ettiği” bir köstekli saattir.
Tanpınar’ın bu kadar zengin dil ve kültür birikimi kadar çok derin bir insan ve insan psikolojisi birikimi vardır. Asıl dil burada kendini gösterir. O karakterin iç dünyasına derinlemesine irdeler. Onun romanlarında kahramanların ruh halleri, kahramanın halet-i ruhiyesine göre aşama aşamadır. Küçük bir durum karşısında karakter sadece mahzun iken, daha büyük durumlar karşısında “telaşlı, aciz ve perişan”dır. Bu kelime ve psikoloji bilgisi TANPINAR’ın romanlarındaki derinleşmenin asıl özüdür. Durumlar birden çok niteleme ile pekişir, karakterin durumun açık ve gerçekçi olarak okuyucuya aksettirir.
HUZUR’a gelecek olursak; roman şark kültürüne bir güzellemedir diyebiliriz. Roman da Nuran bölümünde, yazar erkek karakterin özünü aşk ile ortaya çıkartır ve derinleştirir. Karakter bu aşkın altında ezilir, mahzunlaşır, saflaşır. Nihayet bu aşk iyice derinleşir ve sevgilinin güzelliği tüm dış ve iç dünyayı kaplar. Sevgilinin yüzü aşığının baktığı her yerde görünmeye başlar.
Romanın bu aşk kısmı dışında Mümtaz’ın çocukluğunda yaşadıklarının hayatında derin izler bırakması ve etkilerini her hareketinde göstermesi romanın psikolojik derinliğini verir. Romanın bir diğer önemli sahnesi de Mevlevi ayinidir. Burada yazar Emin Efendi’yi şark sanatçılarının bir sembolü haline dönüştürür. Emin Efendi’nin musikisi de yine bu sanatın temel felsefesini verir.
Herkese keyifli okumalar dilerim.