Gönderi

Peyaminin ezbere okuyabileceğim belki en güzel tiradı
Mahzunluğun baygınlık derecesini bilir misin? Evet, eşyanın üzerine ince bir sis çöker. Peşinden bir utanç. Bu defa çok şiddetli... Boğucu ve haykırtıcı. Nasıl? Bağırmak istiyorum: Nasıl? Ben bu mahlûku anlamakta nasıl bu kadar geciktim? Nasıl, evvelâ onu nasıl en seçme hislerimin mevzuu olmaya lâyık görebildim? Nasıl ve ne biçim bir körlükle, nasıl nasıl, hangi zaaflar tarafından itilerek, nasıl, hangi idraklerin felci içinde, nasıl, derece derece ve birçok uyandırıcı işaretlere rağmen nasıl, zaman zaman içimi altüst eden keder fırtınalarının mânasına karşı tasasız kalabildim? Ve nasıl -haykırmak istiyorum, - nasıl, fakat nasıl... - bırak bu santimantalizmi, bırak ve cevap ver - nasıl diyorum, nasıl, çıldıracağım, nasıl, nasıl ona kadar yuvarlandım? Bu kız, Yarabbi, bu kadın, nasıl, bu karı, of, bu mahlûk nasıl benim hislerimin tarihine ve içimin en mahrem galerisine, sonunda kovulmak için bile olsa, nasıl, nasıl girebildi? Nasıl, ben onu nasıl, hayatımın hiç bir anında inmediğim bir aşağılık çizgisinden tanımaya razı oldum? Nasıl, Allah'ım, nasıl, onu hayalinin bile erişemeyeceği mertebelerin, süzülmüş mâneviliklerin kızı olmaya doğru götürebileceğimi sandım, çırpındım, çırpındım. Ve nasıl -hayvan! - Nasıl - Affet beni, ey aziz içim, affet - nasıl fakat, ruh radarlarının ve sayısız his intikallerinin ince delâletlerine ve hele nasıl bazan en haykıran işaretlerin şakağımdan itercesine ihtarına rağmen, şüphesiz derinden derine anlamadığım, anlar gibi olduğum halde, nasıl ve niçin ona düştüm? Boğuluyorum, haykıracağım, dur bak, sakin ol... Ve odada dolaşarak yüksek sesle mısraları okudu: Sen bak nasıl donup düşüyor nağmeler yere Sen bak nasıl benizler uçuk, nazreler melûl, Sen bak sitâreler nasıl âmade-i ufûl! Sonra koltuğuna oturdu. Fakat hemen kalktı, durdu, başını salladı ve odada yine gezinmeye başladı. Ona karşı bu alâkanın kin, öfke veya nefret şeklinde devamından da utanıyordu. Bu feveranı durdurmak için ne yapabileceğini düşündü. His deliklerini tıkamak doğru muydu? Selmin'e söylediği gibi, unutmanın en emin çaresi hatırlamaktı. Sonra kalbin bütün meselelerini bizzat kendisinden daha iyi halledecek bir kuvvet olmadığını eskiden beri çok iyi biliyordu. Bütün enerjisini ihtirastan alan aşk iradesinin yine ihtirasla yıkılabileceği muhakkaktı. Zekânın bütün rolü, menfi ihtirası besleyen delilleri tedarikten, fazla bir şey değildi. O, vazifesini mükemmel yapmış ve yalanları yakalamıştı. Yalancının elinden bütün sahte, fakat makûl mazeretleri alabilmiş miydi? Yalnızız, Peyami Safa, İstanbul, 1951
Peyami Safa
Peyami Safa
·
10 görüntüleme
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.