272 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Mary Shelley ve Percy Bysshe Shelley komşu oldukları Lord Byron ve diğer arkadaşları John William Polidori ile en iyi korku hikayesini kimin yazacağı hakkında iddiaya girmişler ve Mary Shelley’in eserinin çok güzel bulunması üzerine Frankestein kitap haline getirilmiştir.

Kitabın ilk basımı 1818 yılında olup, isimsiz yayınlanması, baş kahramanının erkek olması ve kahraman anlatıcının bakış açısıyla yazılması üzerine yazarı Percy Bysshe Shelley sanılmış daha sonraki basımlarda bu yanlış anlaşılma düzelmiştir. Kitabın bu şekilde yazılmasının sebebi o zamanlarda kadınların henüz edebiyat dünyasında rahatlıkla eser verememesi ve erkek egemen toplum düzenidir.

Kitap gotik tarzda yazılmış ilk eser olup kendinden sonraki birçok kitap ve filme de esin kaynağı olmuştur.
Ayrıca Fransız Devrimi’ne de değinilmiş olup yaratığın ilk ortaya çıktığı zamanda iyi umutlar vaat etmesi daha sonra yoldan çıkması Fransız Devrimi’nin gidişatına benzetilmiştir.

Yazar ayrıca kitaptaki Elizabeth karakterini doğumunda ölen, hiç görmediği annesiyle özdeşleştirmiş ve eserini annesine gizli bir ağıt olarak kaleme almıştır.

Kitap bir insanın yeni bir şey yaratma hırsı ve merakıyla birlikte başlayıp daha sonra olayların içinden çıkılamayacak bir hale gelmesiyle devam eder.

Bir üniversite öğrencisi olan Victor Frankestein elektrik akımından faydalanarak kadavra parçalarından bir canlı meydana getirir. Adı olmayan bu canlı kitaptaki ismiyle sefil, yaratık, canavar ilk başlarda güzel hislerle yola çıksa da insanların onu hor görmesiyle yoldan çıkar ve insanlara zarar vermeye başlar.

“Sen kimsin” diye sorduklarında “o bana isim vermedi o yüzden bir ismim yok” der ve yaratıcısına “senden adalet, sevgi, içtenlik beklerken, Adem’in olmam gerekirken cennetten kovulmuş meleğe benzedim” diyerek içine düştüğü durumu anlatmaya çalışır.

Kitabı okuyana kadar ve bu zamana kadar ki duyumlarımdan dolayı Frankestein’i yaratılan canavar zannetmiştim meğerse yaratıcısının adıymış. Burada bir hayal kırıklığı yaşadım ve bu zamana kadar gözümde canlandırdığım şeylerin tersi olmasına üzüldüm.

Kitabı çok büyük heveslerle okumaya başlamıştım ama sonradan bana yavan gelen bir çok tarafı oldu. Bunlardan bir tanesi; hikayenin karmaşık ilerlemesiydi.

Bazı karakterler var ama yok arasındaydı ve kitabın bir yarısında ortaya çıkarken diğer yarısında isimleri bile geçmiyordu. Mesela Victor Frankestein’in kardeşi Ernest. Babası öldüğünde o yaşıyordu ve bir daha onunla ilgili bir şey söylenmedi öldü mü yoksa hayatta mı canavar onu da mı yok etti öğrenemedim.

Kitap diğer kitaplardan farklı olarak tam olarak bir düşünceye inanmamıza ve birini haklı kılmamıza engel oluyor. Mesela canavar;
Yaratılmış ama bir adı yok, insanlarla iletişim kurmaya çalışıyor fakat görüntüsü yüzünden herkes ondan korkuyor, gidip yaşayabileceği ve güvenecek kimsesi yok, kendi benzeri yok. Üzülüyorsunuz haklı buluyorsunuz ama bir yandan da yaptığı şeyler yanlış geliyor, savunmak istemiyorsunuz.

Ayrıca Mary Shelly’nin bu eseri yazarken iki filozoftan etkilendiği söylenmektedir. Bu filozoflardan ilki Londra’daki biyo-elektrik galvanizmi yoluyla insanı canlandırmada birçok kamuoyu girişimde bulunan Giovanni Aldini’yken diğeri, insan hayatını uzatmak için kimyasal yollar geliştirmeyi destekleyen Johann Konrad Dippel idi. Fakat Shelly bu isimlerden ve deneylerinden hiçbir şekilde bahsetmemektedir.

Büyük ikilemlerle okuyup bitirdiğim ve almak istediğim tadı tam olarak alamadığım bir kitaptı. Yine de böyle gotik korku, bilim kurgu gibi türlere ilgisi olanların okuyup beğenebileceği bir kitap olduğunu düşüyorum. Okumak isteyen herkese şimdiden iyi okumalar. Kitapla kalın. :)