Friedrich Hölderlin Fransız İhtilâli'nin yaktığı özgürlük ateşinin her ulustan olanların yüreklerini tutuşturduğu bir çağda yaşadı. Rönesans'tan sonra, insanoğlunun kendi bireyliğinin bilincine en güçlü biçimde vardığı çağ olan bu çağda yaratıcı insan da yaratıcılığının önündeki bütün engelleri kaldırmak peşindeydi. Bu doğrultuda olmak üzere Hölderlin de yaşıtları olan öteki dahiler gibi hiçbir zaman sürekli bir iş tutmadı. İyi bir öğrenim görmüş olmasına karşın, kendisine ömür boyu "güvenilir" bir gelir sağlayacak bir meslek yerine, evlerde özel ders vermeyi yeğledi. Hedefi, yazmasına zaman ayırmasını engelleyebilecek bütün durumlardan kaçmaktı.
Stefan Zweig 'ın Kendileriyle Savaşanlar başlığı altında toplanan biyografik denemeler dizisinde yer alan "Hölderlin" denemesinin hemen başında belirttiği gibi, tüm görkemini gençlere borçlu olan 19. yüzyıl, aynı zamanda da gençlerini sevmeyen bir yüzyıldı. (Shelley, Keats, Byron, Novalis, Kleist, Lenau, Puşkin, Büchner ve Hölderlin gibi)
Doğayla kendini birleştiren, doğaya açılan, doğadan kendi iç evreninin derinliklerine inip oradan türlü türlü sesler getiren, Alman şiirinde özel bir yeri ve önemi olan Friedrich Hölderlin şiirlerinde doğa konuşur. Onun derin doğa sevgisini.. doğanın içinde yitişini anlamak için şiirlerini okumak yeterlidir. Diğer taraftanda insanın içini kemiren, acı veren, yüreğini yakan, sürekli bir üzüntü de göze çarpan bir özellik iken gene de neden acı çektiğini, duyduğu bu derin/yıkıcı duyduğu üzüntüyü kartlarını açarak önümüze koymuyor. Empedokles 'in çevirmeni İsmail Zeki Eyüpoğlu bu duygu karmaşası içinde bırakan durum için Fuzuli 'yi andırdığını söylüyor önsözünde.
Gelelim... Empedokles kimdir/necidir?
Sokrates öncesi düşünürlerinden biridir. MÖ. 490 yıllarında Sicilya'da "Agrigentum" kentinde bulunan "Yunan Kolonisi"nde yaşamış; davranışları, yaşayışı, "siyasi olarak aktif oluşumu(demokrasi)" oldukça dikkat çekmiştir. Ölümünü bir "masal niteliği" gibi görünse de bununla ilgili rivayetler mevcuttur.
• Bilginin doğal güçleri denetlemek için anahtar olduğunu, bilgisiyle insanların rüzgarları durdurabileceğini, yağmur yağdırabileceğini ve hatta ölüleri Hades ülkesinden geri getirebileceğini ileri sürmüştür. Bu düşünceleri nedeniyle kendisinin büyücü olduğu söylentisi ortaya çıkmıştır. Ülkesinin yasalarına, tanrılarına, gençliğe karşı yıkıcı, yoldan çıkarıcı tutumlarda bulunuyor düşüncesiyle yurdundan sürülmüştür. Başka bir deyimle cehaletle kokuşmuş pulları dökülesice büyük balık, pırıl pırıl parlayan taze balığı yutuyor! Ve rivayete göre (masal niteliği taşıyan) Etna yanardağının içine kendini atıyor. Diğer rivayete göre ise 60 yaşında Yunanistan'da öldüğü yönünde.
Empedokles "su, rüzgâr, ateş, toprak" ile birlikte türlü ilkeleri arasında iki ayrı ilke daha vardır. Bunlar "Sevgi" ve "Tiksinme"dir. Sevgi birleştirici, tiksinme ayırıcıdır. "Evrende karşıtlar çarpışır," der. Düşüncelerini "Arınmalar" ve "Doğa" adlı şiirlerinde belirtmiştir. bu iki şiirin asılları toplamının yaklaşık 5000 mısradan oluştukları tahmin edilmektedir. Doğa Üzerine adlı şiirin yaklaşık 2000 dizeden meydana geldiği tahmin edilir. Bu dizelerden yaklaşık 350 mısra ve parçacık günümüze kalmıştır.(wiki)
"Vaktiyle ben oğlan, kız çalı oldum.
Kuş oldum, denizden sıçrayan dilsiz balık oldum."(s.17 Empedokles/Doğa - Hölderlin ve Empedokles Üzerine)
Friedrich Hölderlin 'in, Empedokles 'in bu düşünceleri ve 'doğa'sı yüzünden kendine çekmesi/yakın buluyor olması pek tabii anlaşılabilir iken, buna şunu da ekleyebiliriz: Friedrich Hölderlin 'in Hyperion ya da Yunanistan'da Bir Yalnız ve Hyperion I kitabının temel öznesi anayurdu olan Yunanistan'a hasretidir, Empedokles ise yurdundan sürülmüştür, geri dönememiştir.
"Düşünen bir varlık olarak biz insanlar" nereye dönersek dönelim, nereye gidersek gidelim tükenmez çelişkilerle, çatışmalarla karşı karşıyayızdır. Böyle durumlarda ise kendi benliğimiz ön plandadır. Bu durumlar insana belirlilik ya da belli tutuma iter hatta baskı bile yapar. İşte diyor İsmail Zeki Eyüpoğlu; "Empedokles 'te bu nitelik kendini gösteriyor."
Baskılara, itmelere, ezmelere rağmen düşünür: bilgisinden, inancından sapmıyor, yön değiştirmiyor, doğanın düzeni içinde kendisine verilenden kopmuyor/kopartılamıyor. Hölderlin'in gençliğinde ona verilen eğitim onu hiçbir şekilde içinde gelişmekte olan doğa eğiliminin yönünü değiştirmiyor. O küçük bir anlamda da olsa biraz Empedokles idi.
Friedrich Hölderlin 'in şiiriyle bitirelim geceyi...
NE ZAMAN Kİ GÖKYÜZÜNDEN.
Ne zaman ki gökyüzünden bir haz yağmuru
Boşanır, içleri sevinçle dolar insanların,
Öyle ki, başlarlar şaşmaya
Bir gördüklerine, yüceye, hoşluğa :
Nasıl sevimlidir o zaman kutsal şarkı!
Nasıl da ezgilerle güler yürek doğruya,
Belki bir resim olup çıkmıştır mutluluk...
Başlarlar patikada koyunlar bir sıra
Oluşturmaya, günbatımının ormanlarına
Doğru. Çayırlar ise, onca yeşil bir örtüye
sarınmış, genellikle karanlık bir ormanın
Yakınlarında rastlanan türden
Çalılıklar gibidir. Orada, çayırlarda
Koyunlar da vardır. Çevreye serpilmiş
Çıplak yüksekler gibi zirveler ise,
Kaplıdır meşe ve ender çam ağaçlarıyla.
Ve orada, nehrin yoldan geleni neşeyle
Baktırtacak kadar hareketli dalgalarının
Kıpırdandığı yerde, yükselir dağın
zarif silueti, bağlarla birlikte.
Gerçi dimdik iner merdivenler
Çiçek açmış meyva ağaçlarının yükseldiği,
Ve yaban güllerinin kokusunun direndiği,
Gizli menekşelerin göverdiği yere;
Ama su sızar damlalarla aşağıya ve yumuşak
Bir hışırtı duyulur orada bütün gün boyunca;
Gelgelelim neresi varsa etrafta,
dinlenir ve suskundur öğlen sonrasında.
Deliliğin Arifesinde s.26/27 Yapıkredi Yayınları