Kitabın kendisi adeta bir 'inceleme' zaten..
Bu kitap Clamence adındaki bir avukatın kendini yargılarken, " içimdeki ben'den sende de var.." mesajıdır.
Albert Camus modern toplumun ikiyüzlülüğünü bir süre saygın bir mevkiye konumlandırdığı karaktere bir liman kenti meyhanesinde ardıç rakısı eşliğinde kendi kendine girdiği monolog bir diyalogla itiraf ettiriyor.
Clamence itiraflarını sıraladıkça yazar da harika bir kurgu ile okuru 'kendi düşüşü' ile başbaşa bırakıyor aynı zamanda..
O bir varoluşçu, insanı işliyor her defasında. Emil Michel Cioran nın da dediği gibi "o ikinci sınıf bir yazar olamayacak kadar büyük.." Tüm tavırları ile ele aldığı 'insan' bir kitabında asosyal ama hikâyeye damga vuran belirgin bir karaktere bürünürken bir başka kitabında oldukça sosyal ama silik ve zavallı bir kişiliği başarıyla taşıyabiliyor.
Her defasında insanın iç dünyası ile toplum içindeki tavırları arasındaki zıtlıklar kitaplarının ana temasını oluşturuyor yazarın.
Bu kitapta da öyle; erdem arayışının bencil tavırların verdiği hazla yürüdüğünü sanan derin yanılgı ana temamız; insanların çaresizliklerinden haz fırsatı arayan bir kişiliğin içindeki, gerçek insanla 'beslediği insan' arasındaki kavga,
Yükseklere yanlış yerden ulaşan ilkel benliğin zirveden kayışı..
Clamence bir zamanlar egosunu beslediği insanı yükselten ihmallerin, içindeki gerçek insanın eteğine yapışan vicdan ağırlıkları olduğunu adeta itiraf ederek, okuru kendi vicdan ağırlıkları ile başbaşa bırakıyor..
Okuduğunuzda, altını çizeceğiniz 'kendinize ait yaraları' mutlaka bulacaksınız, bundan emin olabilirsiniz.
İyi okumalar dilerim..