Kaynaklar:
Shakespeare, Confesio Amantis adlı eserde yer alan John Gower'ın Apollonius (Pericles) of Tyre adlı öyküsünü kullanır. Gower, Yunan halk öyküsünü genişletmiştir. (1390'lar)
Shakespeare, Laurence Twine'in The Pattern of Painful Adventures adlı kısa romanından da bazı ayrıntılar alır. (1576)
Shakespeare, oyunlarını izleyicilerin beklentilerini karşılayacak şekilde kurgulamıştır. Bir trajedi izlemeye, gelen insanlar oyunun sonunda bir ölüm tablosu görmeyi; bir aşk hikâyesi veya komedi izlemeye gelenler ise evlilik ve kavuşmalar
görmeyi beklemiştir. Pericles oyunu da bir istisna değildir.
Bu oyunda Shakespeare esas kahramanı eşinden ve kızından
ayırır ve oyunun sonunda birbirlerine kavuşmalarını sağlar.
Pericles, Akdeniz'in bir kıyısından diğerine denizleri aşar ve oyunun sonunda kavuşmanın keyfini tam olarak yaşayabilmek için hayatın "sonu gelmeyen fırtınasına” göğüs germek zorunda kalır.
Ayrıca John Gower, popüler bir şair ve öykü anlatıcısıdır. Shakespeare onun Yunan öyküsünü yeniden anlatmasından faydalanır ve Gower'ı oyunda anlatıcı yapar.
hizliresim.com/PqHJoC
(John Gower)
Eşinin ve kızının öldüğüne inanan Pericles bilincini tamamen
kaybetmenin sınırına gelir. Shakespeare izleyiciden Pericles'in
''üç ay boyunca hiç konuşmadan durmasını” hayal etmesini ister. Baş kahraman duygusal olarak tükenmiştir. Keder onu bir
seyyaha donüştürmüştür. Helicanus saçı sakalı birbirine karışmış Pericles'i göstermek için bir perdeyi çektikten sonra şunları söyler:
''Güzel bir adamdı,
Ta ki felaket, bir ölümcül gecede,
Onu bu hale getirene kadar.''
(s. 92)
Eşinden ve kızından ayrı düşen Pericles toplumdan elini ayağını çeker.
Pericles'in kızı Marina'yla kavuşması etkileyici bir andır. İkisi,
baba ve kız olduklarını yaklaşık yüz dizelik bir kısımda aşama aşama fark eder. Marina, kendisinin de onunkine eşit olabilecek bir "keder” yaşadığını anlatarak başlar. Oyunun bu noktasına kadar izleyiciler her iki karakterin de yaşadığı talihsizliklerin farkında olacaktır. Ayrıca Pericles'in kızının
öldüğüne inandığını da bilecektir. Marina'nın ilk sözlerini dinledikten sonra Pericles dramatik ironiyle yüklü bir monologda özel düşüncelerini izleyiciyle paylaşır:
''Istırabım çok büyük,
Ağlayacağını gidecek sonunda. Sevgili karım
Bu hanım kız gibiydi, ve böyle biri
Olabilirdi kızım: aynı kraliçemin geniş alnı;
Endamı tıpatıp; sihirli değnek gibi dimdik;
Öyle gümüş sesli; gözleri mücevher gibi
Ve öyle zengin kaideli; yürüyüşü tıpkı Hera;
Beslediği kulakları aç bırakan ve konuştukça
Daha da acıktıran onları. Nerede yaşıyorsun?''
(s. 95)
Pericles'in kızını tekrar görme arzusu çok belirgindir, ama
Shakespeare gerçeğin açığa çıkarmasını geciktirerek izleyicinin bu anı görme arzusunu artırır. Yaptıkları her konuşmayla baba-kız olduklarını anlamaya daha çok yaklaşırlar. Pericles, Marina'nın adını öğrenince tanrıların onunla alay ettiğinden korkar; annesinin onu doğururken denizde öldüğünü öğrenince "en ender rüyayı" gördüğüne inanır. Sonunda gerçekleşen kavuşma, okuyucuya (veya izleyiciye) olay örgüsünü hatırlatma İşlevi de görür:
''Babam kral beni Tarsus'ta bıraktı,
Zalim Cleon, hain karısıyla
Beni öldürmeye kalkışıncaya kadar;
Tuttuğu alçak tam beni öldürecekken
Korsanlar gelip beni kurtardı; Midilli'ye
Getirdiler beni. Ama, soylu efendim,
Nereye varmaya çalışıyorsunuz? Niye ağlıyorsunuz?
Galiba beni sahtekar sanıyorsunuz: hayır, gerçekten;
Ben Kral Pericles'in kızıyım,
Eğer Kral Pericles hala yaşıyorsa.''
(s. 98)
Marina öyküsünün anlamını henüz fark etmemiş olsa da, Pericles daha o konuşmasını sürdürürken ağlamaya başlar. Annesinin adının Thaisa olduğunu doğruladığında, babası kesin olduğunu düşündüğü bilgiyi onunla paylaşır:
''Kutlu olasın! Kalk; sen benim evladımsın.''
(s. 99)
Pericles, Shakespeare'in en güzel ya da en büyük oyunlarından
biri değildir elbette, ama en 'tatlı' oyunudur: Tadı basitliğinden
ve hatta, biraz abartacağım ama, demokratlığından
gelir: trajedilerdeki büyük olaylar karşısında büyük ruhsal
sarsıntılar geçiren ve bunları bize ifade eden, her biri trajik
kahraman olmayı hak edecek kadar büyük ve zengin birer
karakter olan oyun kişileri burada yerlerini, yine kral,
kraliçe, prens, prenses filan ama, sonuçta 'gariban' kişilere
bırakırlar. Burada kahramanlar artık kahraman değillerdir:
isteyen, hata yapan, yoldan çıkan, günah işleyen, bunların
karşılığında varını yoğunu kaybeden, acı çeken, ceza çeken,
çile çeken ve ders alıp yola gelen kişilerdir: Hepsi esasen birer
küçük adamdır. Burada, ilk kez, hatalar küçük, hatta
gündelik, ama cezalar büyüktür. çünkü burada tanrılar iş
başındadırlar, günahları cezasız, çileyi ödülsüz bırakmazlar:
Kimsenin başına sebepsiz yere bir felaket gelmez; çocuklar
ana babalarının günahını çekerler, ama o sürede Tanrılara
(ya da Tanrıçalara) olan bağlılıklarını korur, onlara olan
inançlarını kaybetmez, onların gücünden ve amacından şüphe
etmezlerse onlar da sonunda (mesela, Marina gibi, 14 yıl
içinde) eski güzel hayatlarına kavuşurlar.
Pericles gerçekten de, Hamdi Koç'un Önsöz'de dediği gibi (Bir önceki paragrafta) Shakespeare'in en ''tatlı'' oyunu. Gerek kavuşma sahnesiyle olsun, gerekse acıyla tutuşan sahneleriyle olsun, duygusal bir oyun; ve şüphesiz Pericles oyunu zayıf bir kurguya sahip fakat Shakespeare bu oyunla bize dehasının yaşlanmaya karşı olan direncini ve basit şeylerden de güzel bir oyun oluşturabileceğini gösteriyor. Ne diyor William GoldingSineklerin Tanrısı'nda:
''En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır.''
Pericles oyunu ''büyük'' bir düşünce olmasa da şu ana kadar okuduğum Shakespeare oyunlarının en duygusal (Ve tabii en ''tatlı'') olanı; onun için özel bir yere sahip kulliyatın içerisinde.
Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar.
KAYNAKÇA:
1- Shakespeare Kitabı
2- Pericles Önsöz, Hamdi Koç
PericlesWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018894 okunma