Gönderi

Puan vermedi·189 syf.··
2018 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2018 02:01
Fiziksel veya zihinsel engelli bir insanın herhangi bir başarı hikayesi ile karşılaştığımda kendime şu öğüdü veririm; 'Bu başarının normal olduğunu kabul et ama onu normalleştirme...' İlk bakışta kendi içinde çelişkili gibi duran bu ifadeyi biraz daha açmakta fayda var. En kalabalık kişisel gelişim seminerlerinden tutun da mahalle kahvesindeki ya da yemek masasındaki en sıradan sohbetlere kadar herkesin bildiği, inandığı, doğru kabul ettiği klişe tespitler vardır; insan çalışırsa başarır, insan isterse, onu hiçbir engel durduramaz, her şey seninle başlar, başarmanın yolu kendi içindedir, just do it!... Bu sloganvari motivasyon cümlelerinin gerçek hayatta bir karşılığının olup olmadığını kontrol etmek için sıfırdan bir laboratuvar kurmaya, deneyler yapmaya gerek olmadığını biliyoruz. Engelli olsun ya da olmasın, tarih boyunca sayısız insanın yazdığı başarı hikayeleri var karşımızda... Evet, insan kendisiyle barışıksa, ne yapmak istediğini biliyorsa, hedefleri varsa, Tanrı'nın ya da insanların ona verdiği imkanlar ölçüsünde 'başarı'ya ulaşabilir. Tabii başarı dediğimiz şey özneldir. Bir bebeğin halının üzerinde attığı ilk adım da, bir astronotun Ay'da attığı ilk adım da bir başarı hikayesidir... Çünkü başarı, kendinize koyduğunuz hedefe ulaşma eylemidir. İşte buradan hareketle, engelli olsun ya da olmasın her insanın başarı hikayesini normal karşılamak gerekir. Şimdi Christy Brown üzerinden engelli bir insanın başarısını neden normalleştirmememiz gerektiğini ele alalım. Doğuştan beyin felci olan ve sol ayağı dışında vücudunun hiçbir uzvunu yönetemeyen, ayrıca konuşma zorluğu çeken, yani bedenini yönetemediği gibi kendini de ifade edemeyen bir insan var karşımızda. Başarı kriterinden gittiğimiz için şu soruyu C. Brown için de sormamız gerekiyor; Hayata bu parkurdan başlayan birisi için başarı hedefi ne olmalıdır? Bu soruya, aşağı yukarı şu cevapları sıralayabiliriz: * Kısa vadede, yönetebildiği sol ayağını geliştirerek başkalarına olan bağımlılığın bir bölümünden kurtulabilmek. * Ufak tefek dertlerini anlatabileceği seviyede kendine ait bir dil geliştirmek. * Orta vadede belki sol ayağı yardımıyla çatal-kaşık gibi bazı cisimleri tutmak ve kendi başına daha fazla iş becerebilmek. * Dış dünyadan tamamen soyutlanmış bir hayat yaşayamayacağı için belki okumayı öğrenmek. * Uzun vadede, tüm tıbbi yardımları alarak bedenindeki ölü kasları biraz olsun canlandırmak, iletişim dilini olabildiğince geliştirmek, tekerlekli sandalyesi ile ev içerisinde ve dışarıda kimseye ihtiyaç duymadan hareket edebilmek vs. Sıraladığım bu maddeler, sağlıklı insanların engelli bir insandan ortalama beklediği başarı hedefleridir. Kaldı ki bu liste yine iyimser bir listedir. Çünkü Brown dünyaya geldiği andan itibaren annesi dışında çevresindeki insanlar ona bu kadarını bile layık görmemişler. O halde bugün tüm dünyanın tanıdığı, yazar, şair ve ressam olarak bilinen, iki kitap yazan, onlarca resim çizen, kitaplarından biri Hollywood tarafından filme uyarlanan Brown'un bu başarısı normal midir? Onun bu otobiyografik romanını okuduğumuzda, onu tanıdığımızda, hayat mücadelesine tanıklık ettiğimizde bu başarının normal olduğunu görebiliyoruz. Peki 'bu durum normalleştirilmeli mi' sorusuna gelince, her 'sağlıklı' insan, eğer varsa, kendi başarı hikayeleri üzerinden bunun yanıtını kolayca verebilir. İşte sağlıklı bir insanın kendi hayatındaki çıkmazlar da tam bu noktada karşımıza dikiliveriyor aslında... Günümüzde kendini 'mutsuz' olarak ifade eden pek çok bireyin, bu mutsuzluğunun derinlerinde bir başarı hikayesine sahip olmaması yatmakta. Sağlıklı ama hedefi yok... Sağlıklı ama yaşam enerjisi yok. Sağlıklı ama dünyaya bir tuğla koymak için mecali yok... C.Brown gibi görünür değil, görünmeyen engellere sahip. Engelleri doğuştan gelmiyor, yaşadıkça kendi kendine ortaya çıkıyor. Her yenilgi, engel duvarına bir sıra daha taş diziyor. Sağlam bacakları var ama yürümeye, koşmaya engelli. Sağlam elleri var ama üretmeye engelli. Sağlam bir beyni var ama düşünmeye engelli. Peki bedeninde bir organı, işlevini yerine getiremediği için hareket edemeyen insanla, organları çalışır durumda olmasına rağmen hareket edemeyen insanlar arasında ne fark var? C. Brown, kendi somut engellerini aşıp başarıya ulaşırken, soyut engellerine takılıp yerinde sayan insanları karşımıza aldığımızda, hala C. Brown'u engelli olarak nitelememiz gerçek bir haksızlık değil mi? ------------------------------------ İşte bunları sorgulayıp durdum, Sol Ayağım'ı okurken... Kitapla ve kahramanıyla ilgili hiçbir bilgim olmasaydı ve biri bu kitabı alıp önüme koysaydı, muhtemelen kitabın yazarının Gheorghe Hagi veya Alex de Souza olduğunu düşünürdüm:) Christy Brown, bana sadece futbolun değil, edebiyatın da muhteşem sol ayaklılara sahip olduğunu gösterdi. Bu kitabın başka bir özelliği daha var. İçinde bir değil iki yaşam öyküsü taşıyor. Tabii bunu görebilmek için biraz da o gözle bakmak gerekiyor. Diğer yaşam öyküsüne gelince, en az ilki kadar okunası, ilginç, sıra dışı ve akıllara durgunluk verir cinsten... Hatta keşke Brown o öyküyü de ayrıca kaleme alıp ayrı bir kitap olarak yayımlasaymış dedim içimden. Belki bunu o da istemiş ama kısacık ömrü bunun hayata geçmesine mani olmuştur, kim bilir? Kitaptaki diğer yaşam öyküsünün kahramanı C.Brown'un annesi Bridget Brown... Bugün Christy hakkında şu satırları yazabiliyor, onun bu muhteşem yaşam öyküsü hakkında konuşabiliyorsak bunu en az Christy kadar annesine de borçluyuz. Hayatı boyunca 22 defa çocuk doğuran bir kadından bahsediyoruz. Bu çocukların bazıları hayatta kalıyor, bazılarıysa ölüyor. Ortancası ise bildiğiniz gibi engelli geliyor dünyaya... Eğer bir hamilelik kariyerinden bahsedeceksek, işte o kariyerin zirvesine bu harika kadını koymalıyız bence:) Tabii bu ailenin geçimini sağlayan duvarcı ustası babanın da hakkını teslim etmek lazım. Ancak Christy'nin yaşam öyküsünün mimarı, şüphe götürmeksizin annesi... Daha doğduğu andan itibaren, çevredekilerin negatif telkinlerine aldırış etmeden çocuğunu sahiplenen, ona okumayı öğreten, en imkansız isteklerini dahi büyük bir olgunlukla karşılayan ve Christy'nin hayallerini gerçeğe dönüştürmek için her adımı atan bu anne, her türlü övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Kitabı yazılsa bir solukta okunacak, filmi çekilse göz kırpmadan seyredilecek bir yaşam öyküsü... Özellikle 'Annemin yaptığı ev' adını taşıyan kitabın 10. bölümü, en severek okuduğum bölüm oldu. Eğer Adile Naşit'in 'Bizim Aile' filminde canlandırdığı Melek karakterinin, iki gün önce veda ettiğimiz Münir Özkul'un canlandırdığı Yaşar Usta karakterinin, hatta o filmdeki tüm ailenin Dublin versiyonunu görmek isterseniz, kitabın 10. bölümünü daha dikkatli okuyun derim:) Bu kitabın incelemesine başlarken 'Bakın ne zor hayatlar var, halinize sık sık şükredin' teması üzerinden özellikle gitmek istemedim. Hatta mümkün olduğunca kaçtım bu yoldan... Çünkü şükretmek bana göre sadece bunu lafzen dile getirmekten ibaret değildir. Şükretmek bir farkında olma halidir. Neye şükrediyorsanız, o şeyin bir lütuf olduğunun farkındasınız demektir. Ancak benim nazarımda farkındalık, eyleme dönüştüğü andan itibaren anlam kazanır. Eğer yarın bir hesap günü olacaksa ki ben inançlı bir insan olarak olacağına inanıyorum, Allah bana, 'Ben Christy Brown'a sadece sağlam bir sol ayak verdim. O da bununla tüm insanlığa faydası olacak iki kitap yazdı, sana ise çok daha fazlasını verdim. Peki sana verdiklerimle sen ne yaptın' diye sorduğunda cevap olarak; 'Verdiklerin için sana sürekli şükrettim' demenin bana hiçbir şey kazandırmayacağını düşünüyorum. Ve ayrıca, inançlı ya da inançsız olalım, bu sorunun hesap gününe bırakılmadan tam da hayatın ortasında kendi kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri olduğunu düşünüyorum; Sen ne yaptın? Herkese keyifli okumalar dilerim...
Sol AyağımChristy Brown · Nemesis Kitap · 201794,8bin okunma
··2 alıntı·
4 +1'leme
·
18bin Gösterim
39 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kitabı daha önce okumuş ve bedensel engelli olarak söyleyebileceğim tek şey ne kitap ne de ana fikir daha güzel anlatılamazdı teşekkürü bir borç bilirim... Kahramanlara gelince elbette babamızda kahramanımız ama engelli olarak annemiz süper kahramanımız. hayatımı babama olduğu kadar en çok anneme borçluyum. Toplumda bir yer edinebildiysem, özgürsem bu ailemin sayesinde inanmasalardı başaramazdım...
Necip G.
Gönderi Sahibi
Gül hanım çok teşekkür ederim, bu güzel yorumunuz benim için çok değerliydi... Yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum. Benim bir bedensel engelim yok ama şunu biliyorum ki ben de her insan gibi bir engelli adayıyım. Bu anlamda aile desteğinin öneminin hem bu kitaplardan hem de yakın çevremdeki engelli dostlarımdan dolayı farkındayım. Ne mutlu ki, siz de bu anlamda önemli bir destek görmüşsünüz ailenizden. Onlar gerçekten de ifade ettiğiniz gibi hayatın içindeki süper kahramanlar... Tekrar teşekkür ederim vakit ayırdığınız için... Keyifli okumalar dilerim...
Bu siteye Necip Hocam geldi geleli incelemelerin kalite ortalaması da epey arttı. İçerik olsun öznel yorumlarınız olsun emek verildiği çok belli. Ayrıca futbola olan ilginizi de kitabın türü fark etmeksizin incelemelerin arasında 1 ya da 2 kelimeyle görüyor olmak da güzel bir detay oluyor. :) Kısa, orta ve uzun vadede belirttiğiniz hedefler ve " Ve ayrıca, inançlı ya da inançsız olalım, bu sorunun hesap gününe bırakılmadan tam da hayatın ortasında kendi kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri olduğunu düşünüyorum; Sen ne yaptın?" sorusunu sorguladığınız kısım bence incelemenin en güzel yerleri. Ben "ne yaptım" sorusunu geleceğin her an geçmişe döndüğü şimdiki zaman tünelinde "ne yapacağım" sorusunun "ne yaptım"a dönüşmeye başladığı anda "ne yapıyorum" sorusuna kanalize ediyorum. Yani aslında geçmiş zaman kipiyle kullandığımız bir soru yaşadığımız ve yaşıyor olacağımız bütün zamanlara da etki edebiliyor bir bakıma. Bundan dolayı sorduğunuz soru aslında sadece geçmişimizi sorgulamayı değil aynı zamanda yaşayacağımız bütün bu hayatı ve Allah'a inanan bizler için öbür hayatın farkındalığını sağlıyor. Çok teşekkürler bu siteyi her geçen gün daha da kalitelendirip, okumayı ve yazmayı teşvik ettiğiniz için. Elinize sağlık...
Necip G.
Gönderi Sahibi
Oğuz (artık Oğuz'sun ve bu yüzden çok mutluyum:) öncelikle çok çok teşekkür ederim düşüncelerin için... Senin bakış açın, benim için çok değerli... Kalite konusunda bir şey söylemek benim açımdan yanlış olur ama emek harcama noktasında evet, bunu büyük bir keyifle yapıyorum. Çünkü burayı hem seviyor hem de çok faydalı buluyorum. Yeter ki uygun vaktimiz olsun... Burası aynı zamanda yoğun bir yaşam koşturmacasının arka bahçesindeki bir sığınak ya da terapi merkezi gibi geliyor bana:) Benim için bir diğeri de, senin de dikkatli gözlerinden kaçmayan futbol:)) 'Ne yaptım' bölümüne geniş bir bakış açısı getirmişsin. Bu soru, her versiyonuyla birbirini tetikleyen bir soru. Geçmişiyle yüzleşen, ister istemez bugünüyle ve yarınıyla da yüzleşiyor. Ya da yüzleşmeli diyelim... Eğer insanın bu soruyu kendine soracak cesareti yoksa, işte bu tür kitaplar belki bir kıvılcım olabilir diye düşünüyorum. Ve bu soruyu sormak için tüm üst ve alt kimliklerden bağımsız olarak sadece insan olmak yeterli... Hem katkın için hem de bu sitede olduğun için bir kez daha teşekkür ederim. Sevgiyle...
Bu müthiş yorum için tebrik ederim sizi. Bu kitap için yazılabilecek en güzel yorumu yazmışsınız. Mrs. Brown ile benzer durumda olduğum için bu kitabı objektif okuyamadım, okuyamam da. Benzer derken sadece biraz sol elini kullanabilen, artık konuşabilen, desteksiz oturamayan ama hayatından oldukça mutlu, sevgi dolu ama hiç mi hiç gayreti olmayan bir oğlanın annesiyim. Kitabı okuduğumda önce kendimi sorguluyorum ben yeteri kadar iyi bir anne değilim, olsaydım şimdi çok daha iyi konumda olurdu on yıl oldu şeklinde...
Necip G.
Gönderi Sahibi
Öncelikle çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. Kitabın sizde çok daha farklı bir etki bıraktığına eminim. Annelik ve kendinizi sorgulama kısmına gelince, bu konuda sizinle empati kurabilmem imkansız. Ancak yaşadığınız bu tecrübeye rağmen sevgi dolu ve mutlu bir evlat yetiştirmişsiniz. Eminim, oğlunuzun üzerinde çok büyük bir emeğiniz var. Ve devam eden bir hayat... Bu bile sizin her türlü övgüye layık bir anne olduğunuzu gösterir bana göre... Umarım zamanla daha farklı gelişimlere de tanık olursunuz... Tekrar teşekkür ederim... Sağlıcakla kalın...
Necip sen ne kocaman yürekli bir adamsın dostum. Bunu söylememe bile gerek yok belki ama söylemek de güzel :) Çok güzel noktalara temas etmişsin. Ben de kısaca birkaç şey söylemek isterim yorumlarınla ilgili. Her şeyden önce ,fiziksel engelli bir insanı böyle bir engeli olmayan birinin tam olarak hatta nerdeyse hiç anlayabileceğini düşünmüyorum. Biz olsa olsa küçük tahminlerde bulunabiliriz. Şu dünyada herkesin farklı bir imtihanı var elbette. Ayrıca şu da var ki , böyle bir mecburiyete düşen engelli kişiler de eğer engelli olmasaydılar belki de diğer engelsizlerin pek çoğu gibi rahatlarına düşkün bir şekilde yaşayacaklardı. Yani kimse kimseyi tam olarak bilemez. İmtihan demişken aklıma zaman zaman gelen bir konuyu da paylaşayım. Yusuf peygamberin Züleyha ile olan imtihanı hani. Mesela bu konuda herkes Yusuf peygamberi över takdir eder de şunu hiç düşünür mü ki eğer Yusuf peygamber o kadar yakışıklı olmasaydı bu kadından veya diğer kadınlardan gelen ahlaksız teklifleri bu kadar kolay reddedebilir miydi? Elbette Allah tarafından gönderilip peygamber olması sebebiyle günahtan uzak durması gerektiği kısmının hakkını teslim ederek bunu görmezden gelmeden söylüyorum. Diyelim ki günümüzde benzer durumu yaşayan iki erkek düşünelim, biri yakışıklı olsun biri de pek olmasın. Yakışıklı olanın sürekli yeni seçenekler bulmasına karşın yakışıklı olmayanın belki hayatında karşısına sevgili olarak çıkabilecek 1-2 kişiyi reddedebilmesi kolay mıdır diğeri kadar ? Uzattım biraz ama aklıma bunlar geldi. Son olarak şükür bahsini de çok güzel anlatmışsın. Bu konuyla ilgili benim duyduğum en güzel söz Cüneydi Bağdadiye ait, onunla bitireyim. "Şükür, Allah'ın sana verdiği nimetler aracılığıyla onun istemediği şeyleri yapmamandır" Misal kulağın şükrünün dedikodu dinlememek olması gibi. Bu böyle uzayıp gider. Teşekkürler tekrar bu güzel ve faydalı inceleme için :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Osman çok ama çok teşekkür ederim bu güzel düşünceleri paylaştığın için... Konu bir yandan hassas ama diğer yandan da bizi alıp farklı farklı yerlere götürebiliyor. İmtihan konusu da bunlardan biri... Burada benim fikrim kısaca şöyle olur; eğer ortada bir engellilik durumu, bir fakirlik, bir yoksunluk veya benzeri bir şey varsa, 'işte bu insanın imtihanı da bu' deyip geçiyoruz. Ancak bir saniye bile bizim imtihanımızın ne olduğunu düşünmüyoruz. Yani çoğu insanın algısında imtihanı fark etmek için bir farkındalık olması gerekiyor. Eğer standart bir hayatımız varsa, sağlığımız yerindeyse sorun yok... Bu noktada Hz. Ömer'e isnad edilen bir sözü yinelemek isterim: 'Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin' Bu söz tek başına konuyu özetlemeye yeter de artar diye düşünüyorum... Değerli katkın için tekrar çok teşekkür ederim... Selam ve sevgilerimle...
İyi dilekleriniz için ben teşekkür ederim.
Reklam
Bana kızanlar oluyor incelemelere saldırıyorsun ya da prim yapmaya çalışıyorsun diye. Hâlbuki ne saldırı niyetindeyim ne de prim yapmaya çalışıyorum tek arzum sevdiğim bu alanı korumak. Sizin bu incelemeniz, benim nazarımda site adına değerli bir katkı ve ben bu katkıyı teşvik etmeyi kendime borç biliyorum. Prim derdinde ya da onların ifade ettiği gibi ego sahibi olsam bu minvalde bir davranışta bulunmam herhalde. Günlerdir saldırı halinde olan bu arkadaşlar umarım halis amacımın farkına varırlar. Eline sağlık hocam keyifle okudum.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Anıl Hocam çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için... Başımıza ne geliyorsa, sevgiden geliyor:))) Burayla ilgili düşüncelerinizi çok iyi anlıyorum. Bunu da ifade etmiştim sizin sayfanızda... Elimden geldiğince sizi eleştiren insanlarla da empati kurmaya çalışıyorum. Biz fikirleri özgür bırakırsak bir şekilde sitedeki her okurla bir orta yolda buluşacağımıza inanıyorum. Ancak bu yol bazen düz bazen de virajlı olarak karşımıza çıkıyor ve çıkacaktır da... Yine de kitaplarla iç içe insanlar olarak, bu sürecin altından başarıyla kalkmak zorundayız diye düşünüyorum. Eğer biz okuyan insanlar, bu kadarını başaramazsak, toplum olarak daha büyük sorunları nasıl çözebiliriz ki? Selam ve sevgilerimle...
Necip bey sizin incelemelerinize ilk denk gelip takip ettiğim zaman çok şaşırmıştım nasıl bu kadar az takipçisi olabilir diye, ama katılma tarihinizi göz önünde bulundurmamışım henüz bir haftalıktınız:) Bütün övgülere ek olarak, maddeleme halinde yazmanız düşünce akışınızı aktarmada çok profesyonelce. Elinize, emeğinize sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Nesrin hanım çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için... Ben iki aydır aktif bir şekilde sitede vakit geçirmeme rağmen hala her gün çok kuvvetli yeni kalemlerle ve fikirlerle karşılaşıyorum. Zamanla birbirimizi keşfediyoruz buradaki okur dostlarımızla... Buraya bir kitap incelemesi yazarken olabildiğince haber veya içerik yazarken kullandığım dil ve yazım tekniklerinden kaçmaya çalışıyorum. Sonra dönüp yazdıklarımı okuduğumda bazen tam olarak kaçamadığımı görüyorum:) Habercilikte okunma kolaylığı açısından uyguladığımız belli başlı teknikler vardır. Bol paragraf kullanımı, maddelemeler, sade bir dil, kısa cümleler bunlardan bazıları. Oradaki alışkanlıklarımı zaman zaman buraya da taşıdığım oluyor:) Ancak genel olarak beğenmenize çok sevindim gerçekten de:) Güzel düşünceleriniz için tekrar teşekkür ederim. Sevgilerimle...