Sadece hasta olsam iyi, açlıktan ölmek üzereyim; evet, böyle giderse açlıktan öleceğim. Yerde uyumanın yani sıra haftalardır günde iki frankla geçiniyorum. Korkunç bir durum
Dükkan sahibi kızıl saçlı bir Yahudi'ydi, müşteri görünce öfkeden kuduran, had safhada itici bir adam. Haline bakan, dükkanına gelerek ona hakaret etmişiz sanırdı. "Merde!" diye bağırırdı. "Yine mi sen? Burayı aşevi falan mı sandın?" Son derece de düşük ücret öderdi. Yirmi beş şiline aldığım ve hemen hiç kullanmadığım bir şapka için beş frank vermişti, kaliteli bir çift ayakkabı için beş frank, gömlekler için parça başı bir frank. Satın almak yerine takas etmeyi yeğlerdi ve karşısındakinin eline lüzumsuz bir nesne tutuşturup onu kabul etmiş gibi yapma huyu vardı. Bir keresinde yaşlı bir kadından kaliteli bir palto aldığını ve eline iki tane beyaz bilardo topu tutuşturup kadın itiraz edemeden onu itekleyerek kapı dışarı ettiğini görmüştüm
Maddi gücüm yetseydi Yahudi'nin burnunu memnuniyetle kırabilirdim
Yaklaşık üç hafta bu şekilde yaşadım. Kırık yedi frank kısa sürede tükendi ve İngilizce derslerinden kazandığım haftalık otuz altı frankla elimden geldiğince geçinmek zorunda kaldım. Tecrübesizliğim yüzünden parayı iyi kullanamadım ve bazen tüm gün aç kaldığım oldu. Böyle zamanlarda giysilerimin bir kısmını satıyordum; onları küçük poşetlerde otelden gizlice çıkarıp Rue de la Montagne St Geneviève'deki bir eskici dükkanına götürüyordum.