"Bir eser yaratmak, başkalarının hayallerini, acılarını, duygularını cebe indirmektir." dedi Nila Wahdati. Belki de tam olarak "Ve Dağlar Yankılandı“nın özüydü bu söz.
Kabil'de gözlerini açan bir adamın; coğrafya kaderdir lafını sonuna kadar yaşadığı hayatında, önce Paris'e oradan Amerika'ya göç yolculuğunun eseri "Ve Dağlar Yankılandı."
Bir kitabı okumadan önce yazarını iyi tanımak, kitabı daha anlamlı yapar. Üstteki yaşam öyküsü kitabın yazarı Khaled Hosseini'ye ait Peri ve Abdullah'ın hikayesi sanarsınız en başında. Halbuki Sabır ile başlar hikâye; Pervane ve Masûme'yi anlatır. Oradan şöför ve day! Nebi'ye; oradan Süleyman ve Nila Wahdati'ye, hiçbir ilgisi yokken karşı komşunun çocuklarını ve İdris'i.. Hepsini tek tek ele alır kitap.. Çünkü Afganistan; dağılmış ve savrulmuş hayatların evidir.Her bir hikâye sizi can evinizden vurur. Bir bütünlük ararsanız kitabın baştan elli sondan elli sayfasında bulursunuz fakat arada geçen her bir hikâye apayrı bir kitap aslında.Ve Dağlar Yankılandı; yalnızca bir hikâye değil, kendi hayatını yazıya döktüğü bir roman.. Kitaba böyle bakınca daha anlamlı oluyor her şey.
Bambaşka hayatları bir çırpıda okumak, hepsinin ölümünü görmek, yaşamlarını baştan sona taramak; "bak işte ömür bu su gibi geçiyor" dedirtti bana defalarca.
Kitabın yazıya dökemediğim bir büyüsü vardı. Peri ve Abdullah'ın, birbirine aşık iki kardeşin, hayat şartları yüzünden ayrılığını anlatıyordu. Ama arada onlarca hayatı okudum. Bambaşkaydı ve sonu hem mutlu hem içe dokunarak bittiğinden gözyaşlarımı tutmam imkansızdı.
Kendi hayatıydı işte Khaled'in. Daha fazla gerçeklik
aramıyorum.
Okumalısınız.