“İşte o gün emre uyup zavallı biçareleri kılıçtan geçiren İstankos, hayatının geri kalanında, atların toynakları altında ezilen çocukları, kendisini onlara siper eden anaların parçalanmış bedenlerini ve aksakalı mızrak darbeleriyle kızıla boyanmış yaşlı dedelerin donuk bakışlarını hiç unutamamıştı.”
“Yine dünkü gibi birdenbire, en ufak bir geçiş olmadan kendini mutluluğun, huzurun, onurun doruğundan umutsuzluğun, öfkenin ve aşağılanmanın uçurumuna atılmış hissetti. Yine herkes ve her şey iğrenç gelmeye başladı.”
Sayfa 779 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Levin