Öztrak ailesi, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde bürokrasiden siyasete uzanan, dört nesildir devletin merkezinde yer almasıyla "siyaset hanedanı" olarak tanımlanan en dikkat çekici örneklerden biridir. Ailenin devlet içindeki bu uzun soluklu varlığı, hem devletin kurumsal yapısına olan etkileri hem de dönem dönem değişen ideolojik pozisyonları nedeniyle siyasi tartışmaların odağında yer almıştır. Ailenin devletle olan bağı, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanır. Faik Öztrak, Refik Saydam hükümetlerinde İçişleri Bakanlığı yapmış, uzun yıllar milletvekilliği ile Cumhuriyet'in "kurucu bürokrasisinin" önemli isimlerinden biri olmuştur. Ailenin "devletin asli unsuru" olduğu imajı, bu dönemde kök salmıştır. Ailenin ikinci kuşağı, farklı hükümet dönemlerinde ve farklı siyasi partilerde görev alarak aile isminin devlet kademelerinde kalıcı olmasını sağlamıştır: Orhan Öztrak: Gümrük ve Tekel Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı yapmıştır. Özellikle Adalet Partisi (Demirel dönemi) ile olan yakınlığı ve dönemin siyasi atmosferinde Ecevit karşıtı tutumuyla bilinir. Siyasi yelpazede sağa yakın duruşu, aile geleneğinde ideolojik bir esneklik olduğunun en sık vurgulanan örneğidir. Adnan Öztrak: TRT'nin ilk Genel Müdürü olmasıyla tanınır. Özellikle Türkiye’nin Kalbi Ankara belgeselinin yayınlanmasını engellemesi ve dönemin "ideolojik süzgeci" olarak görülmesi, ailenin devlet eliyle yayıncılık üzerindeki otoriter yaklaşımının bir sembolü olarak eleştirilir. İlhan Öztrak: Özellikle 1980 askeri darbesi ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevini üstlenmiş olması, ailenin askeri ve sivil bürokrasi ile kurduğu "uyumlu" ilişkinin bir parçası olarak değerlendirilir. Ailenin günümüzdeki temsilcisi Faik Öztrak, kariyerini önce ekonomi bürokrasisinde, ardından aktif siyasette
Siyaset
Bu da böyle bir düşüncee..
Sordu bana: "Sendeki kusurlar neler?" Ona döndüm, baktım ve dedim ki: "Görmüyorum." Tekrar sordu: "Hiç mi kusur görmüyorsun? Nasıl yani, kimse kusursuz olamaz. Çok mu bencilsin?" Sordum: "Kusur olarak gördüğün şeyler neler? Vücudundaki yara izleri, çatlaklar, yüzündeki beğenmediğin şekil ya da bozukluklar, ya da sana öyle gelen şeyler mi? Yoksa yaptığın hatalar, geçmişin ve keşkelerin mi? Bunları mı kusur olarak görüyorsun?" "Yani evet," dedi, "kimse kusursuz değildir. Herkesin hatası vardır, herkesin beğenmediği bir noktası vardır." "Bende yok," dedim ona, sonra devam ettim: "Olsa da ben sizin kusur olarak gördüklerinizi kusur olarak görmüyorum. Hepsi benzersiz, eşsiz ve değerli şeyler. Eğer kendime bu değeri ben vermezsem, günün birinde karşıma çıkan rastgele insanların hepsine kendimi değersiz görme ve beni kullandırtma hakkı vermiş olacağım. Neden böyle bir şey yapayım ki? Neden kendimi yüzde yüz sevme hakkını kendimde görmeyeyim?"dedim O da bana, "Ama bu şekilde yalnız kalacaksın," dedi. "Biriyleyken yalnız kalmak mı, yoksa tek başınayken kendinle bir olmak mı?" diye sordum. Üstüne de ekledim: "Zaten beni olduğum gibi sevmeyeceklerse hiç sevmesinler daha iyi. Çünkü ben de karşımdaki insanın kendinde kusur gördüğü her detayı seveceğim." N
Duygu ve Düşünce
Reklam
Beni hor görme kardeşim Sen altınsın, ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz Sen gümüşsün, ben sac mıyım? Ne var ise sende bende Aynı varlık her bedende Yarın mezara girende Sen toksun da ben aç mıyım? Öldür nefsini ölmeden / Aşık Veysel
Edebiyat
KÜÇÜK BİR TEFSİR DENEMESİ
Kur'an-ı Kerim'in 106. Suresi ‘Kureyş Suresi’dir. Surenin ilk iki ayeti genelde şöyle tercüme edilir: “ Kureyş´e kolaylaştırıldığı, evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için…”Bu ayetin meali hep böyle aklımda kalmış, hiçbir zaman bu kolaylık ve mahiyeti hakkında yani orijinal hâli olan “ilâf ” kelimesi üzerinde durmamıştım. İslam âlimleri Kureyş suresinin girişini anlayabilmek için ondan önce gelen surede zikredilen olaya ve Bakara suresinde geçen Hz. İbrahim’in duasına dikkat çekmişlerdir. Sure, Fil Olayı’nı anlatan sureden yani Fil suresinden sonra gelir. Burada iki surenin bir bağlantısı vardır. Burada âlemlere Kâbe’nin, Kâbe’nin sahibinin yanında ne kadar değerli olduğunun mesajı verilirken Kureyş’e özel hatırlatmada bulunulur. Zira Fil Hadisesi Kureyş için özel bir anlam ve önem oluşturan birçok hadiselere sebebiyet vermiştir ki bu da Kureyş’in gelecekteki o özel konumu ve oradan neşet edecek "Kutlu Nebi" için bir hazırlıktı. Fil vakası Kureyş için bir dönüm noktasıdır. İşte tam burada surenin anahtar kelimesi ortaya çıkar: "İLÂF" Genelde “alışkanlık, alıştırma, ünsiyet” gibi sözlük anlamlarıyla çeviri yapılır ve ayet tercüme edilir ama buradaki anlamı çok daha özeldir bu kelimenin. Çok daha derin. Kaynaklar der ki bu zamanla oluşan bir alışkanlık anlamı değildir. Arapların “tallif” dedikleri şeyden farklı bir bağlamı vardır bu kelimenin. Yani alışma, alıştırma anlamı dışında bir anlam söz konusudur bu bağlamda. Kur'an bazı kelimelerin, sözlük anlamının dışında, bazı özel (ıstılahî) anlamlar yüklenmesini sağlamıştır. Hikmet, şehit,
Din
"Yine bana, yine beni sev.Hasretim olma, güzel.Görme ayazları, nazlı baharları.Yine beni, yine bana gel. "
1000Kitap
Başkalarını kendi aynanda görme. Mevlana Celaleddin-i Rumi
1000Kitap
Reklam
Reklam