Ebû Zerr (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bana şöyle dedi: "Kardeşini güler yüzle karşılamaktan ibaret bile olsa hiçbir iyiliği küçük görme!" (Müslim, Birr 144)
"TİLKİ GÜNLÜĞÜ"YLE TANIŞMA ve AHMED BERKÎ...
(...) Tilki Günlüğü’nden ilk defa 1990 yılı ortalarında haberdar olduk. İBDA Mimarı, “Nokta” dergisine verdikleri ünlü mülakatta, bu isimli bir eser hazırladıklarını, “yüzyılımızın topoğrafya haritası”nı çıkaracaklarını belirtmişlerdi. Yâni, yüzyılımıza âit herkesin ve her şeyin hâlinin hakikatin hakikatine göre izahını yapacak, eğrisini doğrusunu gösterecek bir eser… Bu yönlü bir beklenti içine girmiştik. 1991 yılının Eylül ayında KİP Lokalinde verilen bir resepsiyonla Tilki Günlüğü’nün birinci cildi okuyucu karşısına çıkınca, doğrusunu isterseniz, neye uğradığımızı bilemedik. Ben, neler hayâl etmiştim, tam olarak söyleyemem ama, herhâlde eseri görünce, zavallı hâlimin nasıl tuzla buz olduğunu tahmin edersiniz… Büyük bir heyecanla elime aldım, okumaya çalıştım. Ama bu Türkçe değil mi? Türkçe… O hâlde neden ilk sayfasıyla son sayfası arasında -biraz mübalağayla- tek kelimesini olsun anlayamıyorum? Daha önce gördüğüm hiçbir esere benzemiyordu da ondan… İBDA Mimarı’nın sözleriyle ilk karşılaştığım daha genç bir yaşımı hatırlıyorum: “Allah’ım, bu insan sözü olamaz!..” Böyle aşırı bir şaşkınlık geçiriyordum. Neyse ki, bazı tevafuklar imdadıma yetişti ve eseri benim için -anlamasam bile- olağanüstü cazib kılmaya yetti. **Tilki Günlüğü’nde beni ilk sarsan şey, tarihler oldu. Niçin 17 Ağustos 1990 tarihinde başlıyordu? Bu tarihin benim için özel bir anlamı olmasıyla bir ilgisi var mıydı? Hani Faust’ta Faust ile Margarit’in karşılaşma sahneleri vardır ya; daha doğrusu Faust’un Margarit’i görme sahnesi… Tutulma, çarpılma, sendeleme; öyle bir şey… Öyle bir şey uyandırdı bu tarih bende; ve ardı sıra başka tarihler… Bilirsiniz, Tilki Günlüğü’nün birinci cildi 17 Ağustos 1990 tarihinden başlar ve tarih olarak iki yönde ilerler: Birincisi, geriye doğru, bazen 1983’e
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Reklam
Ey hayat, bana ölümü çok görme!
Sayfa 498 - Kırmızı Kedi
Edebiyat
… Her gün, her saat, direnişlerinle, tavırlarınla, sıvışmalarınla kendini rahatlatacaksın, ama onun varlığını arzulaman uyuşturucudan daha güçlü olacak. Kendini aldatma! Senden tek istediğim bu. Kafanı istila edecek ve özlemden asla kurtulamayacaksın. Ne aklın, ne de senin en kötü düşmanın olacak zaman işe yarayacak. Yalnızca onu yeniden görme düşüncesi hayal ettiğin gibi, korkuların en müthişini, terk edilme korkusunu yenmeni sağlayacak… hem onun tarafından, hem de kendin tarafından terk edilmeyi… Yaşamın bize dayattığı seçimlerin en inceliklisidir bu.
"Önünüze çıkan her türlü engele karşı kendi içinizde teselli bulabilirsiniz. Hayatı idrak etmeye çabalayan özgür ve derin düşünce, saçma dünyevi kaygıları tamamıyla hor görme; işte bu iki şey, insanın daha yükseğini göremeyeceği iki lütufdur."
Sayfa 33 - Çehov, Anton. Altıncı Koğuş. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2021. 19. Basım.·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
"Kitlelerin inançları her zaman dini bir form alır. Bir güce körü körü bağlanma, onun emirlerine sorgusuz sualsiz itaat etme ve bu inançları paylaşmayanları düşman görme... Bu yönüyle kitleler her zaman dindardır."
Kapı Yayınları
Alıntı
Reklam
Reklam