Rahatlık ve güvenlik, yaşlılığın asıl ihtiyaçlarıdır: Yaşlılıkta bu yüzden her şeyden önce para sevilir – eksilen güçlerin yerine. Yanı sıra aşkın zevklerinin yerine yemek yemenin zevkleri geçer. Görme, seyahat etme ve öğrenme ihtiyacının yerini öğretme ve konuşma ihtiyacı alır. Fakat çalışma, müzik, hatta tiyatro sevgisini koruması yaşlı insan için bir mutluluktur.
Sonradan görme insanlar maymun gibidir, maymun becerikliliği vardır onlarda; yukarıda görür insan onları, tırmanırken çevikliklerine hayran kalınır ama doruğa ulaştıklarında artık yalnızca ayıp yerleri gözükür.
Resmi Görüş:
İslam Çağdışı
Yönetim böyle bir kanaate sahipti.
Özellikle Melik Ekber'de böyle bir fikir gelişmişti. Ona ve çevresindeki kuklalara göre: "... Şüphesiz İslam milleti ilk defa göçebe ve ümmî bir toplum olarak teşekkül etmiştir; dolayısıyla artık ileri ve medeni bir durumda olan toplumları ıslah edemez. Yani İslamiyet; okumuş, ilerlemiş ve modern hale gelmiş, teşkilatlı toplumların dini olamaz."
Yine o devletin nazarında: Peygamberlik, vahiy, yeniden dirilme, mahşerde toplanıp hesap görme, cennet ve cehennem gibi kavramlar da gerçek olma niteliğini kaybetmişti. Hatta bir alay mevzuu olmuştu.
Kur'an'ın ilahi kelam olması şüpheli idi. Vahiy denen olay ise, aklen imkansız bir şeydi. Ölümden ve haşirden son-ra sevap ve günahın karşılığı olarak insanlara mükâfat verilmesi yahut azab edilmesi de, yine onlara göre şüpheli bir inançtı.
Ekber'in düşünceleri arasında şu da vardı: "Muhammed-'in (aleyhissalatü ve's-selâm) peygamber oluşundan beri "bin" sene geçmiştir. O'nun getirdiği dinin ömrü ve eceli de bu kadar-dır. İslamiyet artık bu devirde neshedilmiş, hükmü kaldırılmıştır. Bunun için de yeni bir din ile değiştirilmesi gerekmektedir."
Bu görüş, sadece hükümdara ait bir düşünce olarak kalmayıp, bu iş için görevlendirilen propagandistler vasıtasıyla da halk arasında yayılmaya çalışılıyordu.
Ekber'in durumu böyleyken, maiyetindeki idareciler ve emri altındaki halkı da haliyle bu inançları benimsemeye başlamıştı.
İnsanlar, hükümdarları gibi, Hz. Peygamber'in "Mirac" mucizesini açıkça imkânsız sayıyor ve bunu akla aykırı buluyorlardı.
Bazı hususlarda Hz. Peygamber'in şahsiyetini, özellikle "çok evliliğini" tenkid ediyorlardı.
Artık insanlar, yönetim cephesinden gelen telkin sebe-biyle olacak "Ahmed", "Muhammed" ve "Mustafa" gibi kelimelerden nefret
Açlıktan kırılan bir adamın yiyecek gördüğünde gözlerinin özlem ve arzuyla parlaması gibi özlem ve arzu dolu bakışlarla parladı gözleri. Omuzlarını bir sağa bir sola sallayıp yalpalayarak attığı uzun ve fevri adımlarla masaya yaklaştı ve kitapları sevgi ve şefkatle eline aldı.
sızlanan, talepkâr ve saldırgan çocukları 'şımarık' ve 'üstüne fazla düşülmüş" olarak görme eğilimi taşırız ve bu özelliklerinin genellikle onun fazla şeye sahip olmasından ya da kendisini fazla iyi hissetmesinden değil, ihtiyaçlarının karşılanmamasından ve potansiyellerinin keşfedilmemesinden kaynaklandığını fark etmeyiz. Bir çocuğun iyi yürekli, verici ve empatik olabilmesi için ona öyle davranılması gerekir.