• gördüklerimiz ve bildiklerimiz arasındaki ilişki hiçbir zaman tam olarak çözümlenmez. her akşam güneşin battığını görürüz. dünyanın güneşe arkasını dönüyor olduğunu biliriz. ne var ki bu bilgi, bu açıklama, hiçbir zaman gördüklerimizi tam olarak karşılamaz.
    ***
    /the relation between what we see and what we know is never settled. each evening we see the sun set. we know that the earth is turning away from it. yet the knowledge, the explanation, never quite fits the sight./
  • Ama polise sorarsan ben bir canavarım. Yüzlerine tükürdüm, tenhada yakalayıp eşşek sudan gelinceye kadar dövdüm, rüşvet, döviz kaçak­çılığı ve randevuevi işlettiklerini bildiğimi, bunları er geç yazacağımı söyledim. Birinin dişlerini döktüm, birini merdivenden atmak için fırlattım. Kolu kırıldı. Hepsi bu işte. Haksızlığa, hakarete dayanamıyorum. Türk Siyasî Tarihi’nin işkence görme rekorunu kıra­cak kadar zulüm görmeme budur sebep! Ama hepsi, hepsi seni bulduğumdan beri boş, manâsız ve yazık. Seni sevmenin büyüklüğü başımı döndürüyor. Kalbim çatlayacak handiyse. Önünde diz çöker, önce parmaklarını, avuçlarını, sonra sonra, hüngür hüngür, yüzünü, saçlarını öperim.
  • Gördüğün ne olursa olsun ve ne denli az olursa olsun, senin görme eylemin onun kendi kendisini geçersiz kılmasına yol açıyor.
    Elias Canetti
    Sayfa 17 - Payel Yayınevi
  • Baltasar savaşta sol elini kaybetmiş bir askerdir, Lizbon'dan kendi şehri Marfa'ya dönerken, halk mahkemesine tanık olur. Cadılıkla suçlanan bir kadının kararı verilmektedir. Bu esnada cadı olduğu iddia edilen kadının kızı Blimunda ile karşılaşır, o günden sonra hiç ayrılmamak üzere elleri birleşir. Aynı gün Peder Bartolomeu Lourenço ile de tanışan Baltasar, Peder'in dev projesi uçan ilk alet olan Passarola'nın yapımına dahil olur. Baltasar'ın gücü ve iş yapma yeteneği, Blimunda'nın gözün gördüğünün ötesini görme gücü ve Peder'in üstün araştırma çabası birleşir. Öte yandan yıllarca beklediği veliahta kavuşan kral Mafra'ya manastır yaptırma sözünü tutmak için gerekli talimatları verir. Bu inşaatın yapımı uzadıkça inşaatta çalışan kişi sayısı artmaktadır. Baltasar'da bir süre manastır yapımında çalışır. Passarola'nın uçtuğunu ve manastırın bittiğini bu üçlünün hangisi görebilecektir?
    José Saramago yine harika bir kitap yazmış konuşma çizgilerinin olmayışı düz metin gibi devam etmesi -ne kadar alışık olursam olayım- bir süreliğine beni zorlasa da kendimi romanın akışına bırakınca nasıl bittiğini anlayamadım.
  • Kitabı okumaya başladım, kendimden bir şeyler bulmaya da başladım. Hiçbir şey hissetmemek, hiçbir duygudan haz almamak ve kibar budalası olup, kötülükleri bastırması, tam anlamıyla beni yansıtıyordu.

    Kötülükleri ne kadar çok bastırırsan, o kadar çok hissizleşmeye başlarsın. Cahit Zarifoğlu'nun dediği gibi; "İnsan, bastırdığı duygunun esiri olur." Bu da hayattan zevk almamaya başlamana sebep olur. Kötülükler karşısında dik bir duruş kâfi, kaçmaya lüzum yok.

    Burjuva sınıfındasın tamam da, kötülük yapmak gelip çatarsa? Ya bir kötülük yapmak zorunda kalırsan, yani bir hırsızlık ya da ilgi tuzağına düşüp, onurunu zedelemeye çalışanlar olursa? İşte bunlar sayesinde hislenme gerçekleşiyor, hayatta oluş ortaya çıkıyor.

    Burjuva sınıfından olup, kendini yalnız hissetmek. Alt tabaka insanınlar tarafından dışlanmak ya da onurunun zedelenmeye çalışılması, kitabı son derece etkili kılıyor. Bir gün içinde gerçekleşen iki kötülük üzerinden ortaya çıkan ve mutululklara vesile olan olaylar silsilesi ve yeni bir "ben" ortaya çıkışı da çok iyiydi.

    Kitapta burjuva sınıfı ile alt tabaka konusundaki bağlantılı eleştiri, insanı insan olarak görme mevzusu kitabı etkileyici kılıyor. Hatta kitabın son sayfaları tam da kişisel gelişim havasında.
  • Doğuştan kör olmak farklı bir şeydir. Gören gözlerle hayata başlayıp sonradan görme yetinizi
    kaybetmek farklı bir şey. İkisinin verdiği hissi hiçbir zaman bilemeyiz. Eğer gören gözlere sahipsek.
    Öyle 3-5 saatliğine gözleri siyah bezlerle bağlayıp da empati kurmaya benzemez bu işler. Siz 3-5
    saat yaşarsınız öyle ama o insanlar ölene kadar yaşamak zorundalar. Bazı zamanlar Tanrı'ya karşı
    "neden o insanları öyle yarattın" diye isyan ettiğim olmuştu. Bir bildiği vardır elbette ama onun
    bildiğini ben bilmediğim için haddim olmayan bir cüretkarlık göstermiştim. Biz normal
    olduğumuzu sanan insanlardan farklı olan diğer insanlar için de aynı şeyleri hissetmiştim tabi ki.
    Nasıl bir açıklama getirilebilir bilemiyorum. Allah onları da öyle imtihan etmeyi uygun görmüş
    demeyle de çözülmüyor sorunlar. Yine de sadece şunu biliyorum; geçmişte ne yaptıysak karşılığı
    olarak bugün onları yaşıyoruz. Bugün yaptıklarımız da yarın yine karşımıza farklı şekillerde
    çıkacaktır. Eğer dünyada yaptığımız kötülüklerin karşılığını er ya da geç bu dünyada
    görebiliyorsak demek ki yukarda veya yerin altında, bu dünyada veya başka bir dünyada, ama
    mutlaka bir yerde de yaptıklarımızın sorumluluğunu kabullenmek zorunda kalabileceğimiz bir yer
    var. Görme yetilerini sonradan kaybeden insanların hikayesini okuyoruz burada. Hani öyle "yazar
    burada gözleri gören biri olarak, şöyle iyi yansıtmış körlüğü, böyle iyi yansıtmış" demicem. Çünkü
    bazı duyguları yaşamış biri olarak biliyorum ki, hiçbir zaman yaşamadan bilemeyiz. Kitapda
    yansıtılan en iyi gerçekliklerden birisi bence insanların, insanlığını ne kadar çabuk
    kaybedebildikleri. Hareketlerimizi kontrol mekanizması olmayınca ne kadar da çabuk
    hayvanlaşabiliyoruz. Kendi hayatımıza baktığımızda da bu öyle değil mi aslında. Kimsenin
    görmediği zamanlarda nasılız, gözlerin üzerimizde olduğu zamanlarda nasıl. Olabilir, 24 saatin
    24'ünde de kibar olmak mümkün değil. Ama bu hikayede farklı bir şeyler var. Sadece kendi
    grubunu sahiplenerek diğer insanlara karşı büyük bir acımasızlık içerisinde olmak ve katı bir
    vahşilik göstermek. Aynı durum gerçekte başımıza gelse insanların ve hükümetlerin farklı bir
    durum içerisinde olacaklarını zannetmeyin. Aynılarını belki de daha fazlasını yaşamak zorunda
    kalabiliriz. İyi biliyorum çünkü. Hep söyerdim insanlığımızı kaybetmemeliyiz diye. Artık öyle
    söylemiyorum. Sadece kendinizi ve ailenizi korumanın yollarını bulun ve mümkün olduğunca
    insanlardan uzak durun. -eğer böyle bir durum başımıza gelirse diye- Bazen de maddi körlük
    manevi körlükten daha az zararsızdır. Öyle ki manevi körlüğün ne denli zararlı olduğunun en
    güzel örneklerini ülkemizde görüyoruz. Sanırım uzunca bir süre daha görmeye devam edeceğiz.
    Eğer tarihi meraklıysanız lütfen İran Devrim Tarihini okuyun. Her şeyin nasıl başladığını görünce
    şok olacaksınız. Afganistan'ın geçmişini görünce ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Size
    bahşedilen özgürlüğün ama her türlü özgürüğün kıymetini bilin. Ve onu savunmak için
    mücadeleden korkmayın. Tarihde bizi her zaman esir almaya çalışmış milletler olmuştur.
    Kendilerine içeride yardımcılar da bulmuşlardır. Ve bulmaya da devam edeceklerdir. Gözleri
    görmeyenden değil, kalpleri görmeyenden korkmalı. Malcolm X bir defasında şöyle demişti;
    "Birini ayıplamakta acele etme. Senin geçtiğin yoldan geçmemiş ve senin kadar hızlı düşünemiyor
    olabilir. Unutma sen de bir zamanlar şimdi bildiklerinden habersizdin."
  • John Berger ile yapılan BBC televizyon dizisinden 7 deneme yazısıyla “Görme Biçimleri" ortaya çıkıyor. İlk basımı 1972 yılında, Türkçe ilk basımı ise 1986 yılında yayınlanıyor.
    Denemelerde resimlerin zenginleştirmesiyle sanata ve reklama bakış açısını değiştirecek, görünenin ardındakini görmemizi sağlayacak akıcı bir kitap.