10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 86. kitabı
#papatyalararasında #lianacincotti tarafından kaleme alınırken sevgili @martiyayinlari yla biz okuyucalara sunuluyor. Pembiş eser kapağıyla nahif bir görüntü ortaya çıkarırken içeriğiyle içimi ponçik yapmayı başardı. Tasarım son sınıf öğrencisi yirmi iki yaşında genç kızımız Daisy dört yıl önce lise balosunda duygularını açtığı ve reddedildiği en yakın arkadaşı yakışıklı gencimiz Levi ile cafede tesadüfen karşılaşır. Levi ona kız kardeşinin düğününe sahte sevgili rolü ile gelmesini teklif eder. Bu teklifi reddedemeyen kızımız bir anda kendini duyguları ve yaşanmışlıkları arasında sıkışmış halde bulur. Dört yıl önce yaşananlar tekrara mı düşecek? Yazar akademisyen Levi acaba Daisy'e ilgi duyacak mı derken kitabın sonuna gelmişim. Yetişkin içerikli olmaması hoş, sıkmayan sade bir eser. 316 sayfa akıp giderken eserin bize vermek istediği mesaj net : "Hayatta yanlış anlaşılmalar olabilir, insanlara kendini açıklama fırsatı tanınmalı." Tavsiye ederim, reklam değil. ~ "Beraber geçirdiğin vaktini sana hiçbir zaman yeterli gelmediğini fark ettiğinde aşık olduğunu anlarsın. Onun hakkında öğrendiğin her şey senin için birer hazine haline gelir, ne kadar kusurlu olursa olsunlar. Onun etrafındayken ellerin terler ve konuşurken kelimeleri karıştırırsın. O da sana aşıksa, bunlar onun sana daha çok aşık olmasına sebep olur"
Papatyalar ArasındaLiana Cincotti · Martı Yayınları · 202647 okunma
4/10
·480 syf.··
2026 11. kitabı
Veyl Kötülerin Şehri, fikir olarak beni heyecanlandıran ama okudukça potansiyelini kullanamadığını düşündüğüm bir kitap oldu. Kitabın konusu aslında oldukça ilgi çekici suçluların toplumdan tamamen dışlanıp özel bir ada hapishanesine gönderildiği, burada işledikleri suçlara göre renklere ayrıldığı ve her bölgenin kendi öncüsü tarafından yönetildiği bir sistem kurulmuş. Katiller, hırsızlar, kaçakçılar ve diğer suçlular aynı adada kendi düzenlerini oluşturuyorlar. Ana karakter Yekta ise bir Gri yani suçunun ne olduğu kesinleşmemiş, neden burada olduğunu bilmeyen ve hafızasını kaybetmiş bir karakter. Kâğıt üzerinde bakıldığında oldukça güçlü bir distopya fikri var ne yazık ki kitap bu fikrin derinliklerine inmeyi tercih etmek yerine çoğu zaman romantik ilişkilere ve karakterler arasındaki çekişmelere odaklanıyor. En çok adanın kendisini merak ettim bölgeler arasındaki güç savaşlarını, öncülerin politik hamlelerini, insanların nasıl hayatta kaldığını, bu düzenin nasıl işlediğini görmek istedim. Çünkü yazarın kurduğu dünya buna son derece müsait. Fakat hikâye ilerledikçe bunların çoğu arka planda kalıyor ve yerlerini karakterler arasındaki flörtleşmeler alıyor. Oysa bu kadar ilginç bir evren varken sayfalar boyunca imalı konuşmalar, laf sokmalar ve romantik gerilim okumak bana büyük bir fırsatın kaçırılmış gibi hissettirdi. Dünya ile karakterlerin birbirine uymaması bize anlatılan yer katillerin, suçluların ve şiddetin kol gezdiği bir ada hapishanesi. İnsanların sürekli ölüm tehdidi altında yaşadığı söyleniyor. Fakat karakterlerin davranışları çoğu zaman bu dünyanın ciddiyetini yansıtmıyor. Özellikle bazı sahnelerde kendimi bir distopya değil de romantik gençlik romanı okuyormuş gibi hissettim. Sürekli birbirine laf atan, imalı konuşan, gereğinden fazla rahat davranan
Veyl - Kötülerin ŞehriFatma Şamata · Artemis Yayınları · 2025495 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
Bir insanı tanımak istiyorsanız onun geçmişiyle gerçek hikayesini bilmelisiniz! Hırs ve Esaret @_nehir.güzel Doktor Ekin kariyeriyle göz dolduran, bir psikiyatrist, ünlü bir iş insanının kızıyla evli ama eşinin ailesinden hak ettiğini düşündüğü saygıyı bir türlü göremiyor, yazdığı kitap da tutmuyor, Dr. Salih egitim hayatı boyunca ona hem dostluguyla hem de maddi manevi desteğiyle hep yanında olmuş, Ekin bunun bile farkında değil kendine şefkati yok, değersiz hissiyle kendimi sevemiyorum itirafıyla hırslarına da yenik düşmeye meyilli narsöçist birbkışilık, eşinın de evi terketmesi olayları tetikliyor. Erhan, baba siddetıyle büyümüş, lisedeyken bir kazada babasını kaybediyor, anne yatağa mahkum, yardımsever komşu Mehtap ın Erhan' a bir kitap hediye etmesiyle yazma yeteneğini keşfediyor, onu yazmaya teşvik eden de Dr. Ekin çünkü Mehtap onu psikolojik tedavi görmesi için Ekin' in calıştığı hastaneye yatırıyor, tedavinin sona yaklaştığı bir dönemde Erhan hayatını kaybeder. Bu şaibeli ölümü araştıran Komser Tuna kanıtları bulmasıyla bir puzzle gibi parçalar yerine oturacak. İlk kez sevginin yüreklerini kıpırtattıği kaderleri ayni iki genç insan Funda ve Erhan, her ikisine sevgiyle yaklaşan Ekin in de asistanı Şule, öğrendiği sırlar mı terastan atılarak hayatını kaybetmesine sebep oldu, Erhan' ın odasının kameranın kör noktasına denk gelmesi, ayni kamerada Şule' nin terastan düşmesinde de görüntü kaydetmemiş. Salih'in hayatı boyunca sahip çıktığı Ekin' i çözmesi, peki vicdanının sesine kulak verebilecek mi? Kanıtlar tek bir kişiyi işaret ediyor okurken bunu biliyoruz ama satranç tahtasında ilerleyen taşlar yerine Komiser Tuna sayesinde oturacak? Yazardan okuduğum ikinci kitaptı, psikolojik ve polisiye türü kaleme alan
Hırs ve EsaretNehir Güzel · Çınaraltı Yayıncılık · 20269 okunma
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,381 okunma
Puan vermedi·88 syf.·
2026 64. kitabı
Kitap çok kısa olmasına rağmen bir insan ömrünü anlatıyor. Olay örgüsünden çok atmosfer, yalnızlık ve Amerikan mitolojisi üzerinde durulmalı hatta bence asıl konu yalnızlık ve yası dönüştürme hikayesi.. aslında bir “büyük tarih içinde kaybolmuş küçük insan” hikâyesi. Robert Grainier ne kahraman ne de tarihe yön veren biri. Bir işçi, bir emekçi. Ama onun yaşamı boyunca Amerika inanılmaz bir dönüşüm geçiriyor: Demiryolları yayılıyor, ormanlar yok ediliyor, sanayileşme hızlanıyor, modern dünya doğuyor. İlginç olan şu: Grainier bütün bu değişimlerin ortasında olmasına rağmen onları anlamlandırmaya çalışmıyor. Sadece yaşamaya çalışıyor. Bence Johnson burada şu soruyu soruyor: Tarih kitaplarında yer almayan insanların hayatları daha mı değersizdir? Romanın cevabı açıkça “hayır”. Eşini ve kızını kaybettikten sonra Grainier’in yaşadığı yalnızlık sadece fiziksel değil, varoluşsal. İnsanlarla aynı dünyada yaşamasına rağmen onlardan giderek uzaklaşıyor. Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri, Johnson’ın bu yalnızlığı dramatize etmemesi. Ağır ağıtlar yok. Büyük duygusal patlamalar yok. Sadece sessizlik var. Bu yüzden etkisi daha güçlü. Kitaptaki kurt-kadın anlatısı özellikle tartışmaya açık. Bunun gerçeküstü bir olay olarak okunacağı gibi Grainier’in yas sürecinin bir yansıması olarak da okunabilir. Bu belirsizlik metni zenginleştiriyor. Roman boyunca insanın doğayı “fethetme” çabasını görüyoruz. Demiryolları, ağaç kesimleri, yerleşimlerin büyümesi… Ama doğa hiçbir zaman tamamen yenilmiyor. Yangın sahneleri bunun en güçlü örneklerinden biri. İnsan ne kadar ilerlerse ilerlesin doğa karşısında kırılgan kalıyor. Ardından hemen filmini izlemiştim. Film ile kıyaslamazsam olmaz. :) Özellikle görüntü dili kitabın sessizliğini iyi yakalamış. Karakter çok az konuşuyor.
1000Kitap
Tren DüşleriDenis Johnson · Holden Kitap · 2025276 okunma
Sinemada Estetik
7/10
·128 syf.··
2026 223. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 22:10
Kitap, sinematografik açıdan yani senaryo, kamera, kurgu, ışık, ses, görüntü vb. bileşenlerin seyircide uyandırdığı estetiğin, duygusal tepkilerin felsefi açıdan yorumunu izah etmeye çalışıyor. Bir manada saha çalışması niteliği taşıması ve sinemaya felsefi gözle bakması açısından bilgi birikim isteyen, ardına düşülecek pek çok konu barından bir eser. Teknik anlamda ilgi duyanların daha çok seveceği türden.
Sinemada EstetikMario Pezzella · Dost Kitabevi Yayınları · 20068 okunma