“Dünyanın en güzel aşk hikâyesi.”
Louis Aragon
Cengiz Aytmatov'un dünya çapında tanınmasına vesile olan eseridir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen hikayenin baş kahramanı Cemile. Tüm köyde ki diğer kadınların gibi Cemilenin de eşi de cephededir. Güçlü ve çalışkan bir karaktere sahip olan Cemile cepheye erzak taşıma görevine alınır. Cemile, eşinin küçük kardeşi ve Daniyar adında savaştan yaralı dönen bir asker ile. Olaylar Küçük kardeşin gözünden anlatılır o da yengesine hayrandır, onu kıskanır, sahiplenir çok sever. Daniyar ise hiç konuşmayan içine kapanık bir karakterdir. Hikayede ki aşkı ne kadar güçlü ve masum bulsam da bir anlamda yasak aşka çıkıyor sonuçta o yüzden tam anlayamadım. Ama yazarın kalemi, betimlemeleri o kadar güzeldi ki. Bir oturuşta bitilebilecek eserlerden. Aşkın dışında yine savaşın insanları ne derece etkilediği gözler önüne seriliyor.
İnsanlar savaşmadan yaşayamaz mı ?
Okuma serüvenim boyunca Türk dünyasının önemli yazarlarından olan Cengiz Aytmatov okumamış olmama o kadar üzülüyordum ki. Beni uzun süredir takip edenler bilir John Steinbeck hayranıyımdır. Amerika Edebiyatının o buhran dönemini sanatla bizlere sunmuştu. Cengiz Aytmatov da aynı şekilde savaşın duygusunu, getirdiği krizi, açlığı iliklerimize kadar işletiyor. Bazı satırlarda boğazım düğümlendi gözlerim doldu. Savaşın, acının satırları.
Tolganay ve ailesinin Kolhozda (Tarım üretim kooperatifi) ailecek çalışmasıyla süren hayatlarının bir gün savaşın başladığı haberinin alınmasıyla kurulu düzenleri yerle bir olur. Köyde yaşayan erkekler bir bir savaşa çağırılır. Tolganayın eşi ve çocukları da çağırılınca Kolhozda ki idare ona geçer. Köylünün savaşla beraber çok zor günler geçirmesi, kendinden önce askerlerin yiyecekleri için çalışması o kadar etkileyiciydi ki. Tolganay ve gelininin zorluklarla mücadelesini ve bir olmasını elinizden bırakmadan okuyacaksınız. Tolganayın yaşananlara rağmen çok güçlü bir duruş sergilemesi takdire şayan. Toprak Ana'nın son sözleriyle keyifli okumalar.
Durun! Kan dökmeyin!. şimdi de tekrar ediyorum: Ey dağların, denizlerin öbür tarafındaki insanlar, siz ki mavi göğün altında yaşıyorsunuz, savaş neyinize gerek? Ben toprağım, bana bakın! Ben her biriniz için aynıyım ve siz de benim gözümde eşitsiniz. Benim için önemli olan sizin sözleriniz değildir. Ben sizin dostluğunuza muhtacım, çalışmanıza, beni işlemenize! Saban izine bir çekirdek, bir tohum tanesi atın, size yüz katını vereyim, küçük bir fidan dikin kocaman bir çınar vereyim!
Gerçek mutluluğun da bir rastlantı sonucu olmadığını, yaz yağmuru
gibi birden bire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek
mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış
açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı..