Biliyorsunuz ki Hakan Günday'ın “Zamir” adında yeni romanı ekim ayında okuyucu ile buluştu. Bende bir Hakan Günday hayranı olarak yeni çıkan eseri okumadan kitaplığımda son kalan, bir çok kere elimin gittiği hatta başlayıp yarım bıraktığım “Ziyan” kitabının yorumu ile sizlerleyim. Yer altı dünyasını seviyorsanız hiç durmayın derim. O kadar kaliteli Türkçe, o kadar kaliteli bir hayal gücü ki hayranlığım kelimelere sığmaz muhakkak yazarın kalemi ile tanışmalısınız. Benim elimden bırakma sebebim konusu askerlikle alakalı olmasıydı.
Konusunda gelir isek askerlik nedir, neler hissettirir cinsiyetiniz farklı olsa dahi sonuna kadar hissediyorsunuz. Hani asker psikolojisi diye bir terim vardır toplumumuzda kabaca tahmin edebiliyordum ama bu denli ağır olabileceğini tabi ki de tahmin etmemiştim. Yeri geldi bende nöbet tuttum, soğukta döndüm öyle bir yolculuğa çıkarıyor ki bizleri yazar tüm duyguları okuyucuya geçiriyor. Kitabın ilk sayfası Mustafa Kemal Atatürk'ün kar üzerinde uzandığı bir resim ve “Gazi, Dikmen sırtlarında dinleniyor. 12 Şubat 1921” satırları ile başlıyor. Başında konu askerlik gibi görünse de sonunda öyle bir bağlıyor ki müthiş bir duyguyla kitabı elinizden bırakmanızı sağlıyor. Doğuda askerlik yapan askerimizin geçmişiyle bağlantısı. Atatürk'e suikast girişiminde bulunan Ziya Hurşit'in hayatını kendi hayatı gibi hatırlaması. Daha önce okuduğum bir kitapta yaşanılan travmaların nesilden nesille geçtiğini belirtmişti yazar. Ziya Hurşit'in suikast girişiminin baş karakterimize travma olarak kalması, 18 yaşından beri her gece rüyasında Atatürk'ü öldürdüğünü görmesi bu düşünceye bir örnek gibi geldi. Zor ama çok güzel bir eser.