"Yürüyorum dediği, durmanın ta kendisiymiş. düş gibi bir şey yani... koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut, varamadığın kadar büyür. sen bakarsın ışıltıyla. ileriye uzanırsın (uzanmak istiyorsun), uzandıkça da kolların uzar babam uzar... gene de boşluğu avuçlarsın hep; düşünü düş yapan boşluğu..."
"Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı."
“Bütün dualarım onun için; hayallerimin karşısına onun görüntüsünden başka kimseninki çıkmıyor, etrafımı saran dünyadaki her şeyi onunla bir ilgisi varsa görüyorum.”
Ey şefkatiyle annelere sevgi bahşeden! Bu girdabın cefası ağırdır.
Hayret girdabına düştük kaldık, hasret suyunun oluğuna düştük. Sudaki çocuk gibi şaşırıp kaldık. Istıraptan el ayak çırpıp
duruyoruz.
Ey yolunun çocuklarına şefkat gösteren, kerem et, suyuna gark olan şu biçareye bir bak!
Yanıp yıkılan gönlüme merhamet et... Kereminle ve lütfunla suyumuzun önündeki engeli kaldır!