selim koç

selim koç
@grabowski
Marx'a göre, cinsiyet ilişkisine bakarak "insanoğlunun bir bütün olarak gelişme düzeyi. . . değerlendirilebilir". Ona göre "erkeğin kadınla ilişkisi insanın insanla ilişkisi içerisinde en doğal olanıdır. Bu açıdan da insanın doğal davranışının ne ölçüde insani olduğunu da açığa çıkarır".Kadının kurtuluş hareketi bizim toplumumuzda cinsiyet ilişkisinin kadının bir nesne olarak kullanıldığı ve her iki tarafı da pek tatmin etmeyen eşitsiz bir biçim arz ettiğini gösteren sayısız delil ortaya koymuştur. Tahmin edileceği gibi bu ilişkiyi tarif eden özellikler kapitalist yaşamın her alanında gözlemlenebilir. Eşitsizlik, insanların birbirlerine nesne muamelesi yapması ve karşısındakilerin biricik ve kişisel özelliklerini göz önüne almaksızın bir örnekmiş gibi davranması, ve bunların sonucunda ortaya çıkan genel bir hüsran duygusu Marx'ın tarif ettiği yabancılaşmanın önde gelen özellikleridir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çünkü, sosyalistim diyen toplamlarda görülen endüstrileşme, kapitalist toplumlarda görülen endüstrileşmenin yukardan beri saydığım bütün sakıncalarını aynen getirmiş, ya da korumuştur. Elli şu kadar yıl süren onca uygulamadan sonra bugün bilinen odur ki, kendilerine sosyalist diyen endüstrileşmiş ülkelerde de, işin görülmesi, tıpkı kapitalist endüstri ülkelerinde olduğu gibi işçiyi ahmaklaştıran küçük üniteler halinde yürütülmekte, yöneticilerle uygulayıcılar birbirinden tamamıyla ayrı kategoriden insanları oluşturmakta, bu insanlar arasında basbayağı sınıfsal farklar ve ayrıcalıklar bulunmakta, tüketim artışının işgücü düzeyinde tutulmasına dikkat edilmekte, çevre kirlenmesi sorunları aynen görülmektedir. Bu müthiş saptamayı yapan adamdır işte Radovan Richta! Çekoslovaktır, bilim adamıdır, “ sosyalist” Çekoslovakya’da yaşamıştır, ya da yaşamaktadır. O da sosyalist, sosyalistliğine kimsenin de bir itirazı olmamıştır. Richta, saptamasını, besbelli şöyle bir gözleme oturtuyor: Sosyalizm uygulamasının ilkin endüstrileşmiş değil de geri kalmış ülkelerde gerçekleşmiş olması, (herkesin de bildiği gibi Marx aksini bekliyordu bunun), bu ülkeleri acele sanayileşme süreçlerine itmiş, Rusya dahil olmak üzere, hemen hepsi bu süreçleri endüstri alanında ilerlemiş kapitalist ülkelerden almıştır. Şu halde, onun deyimiyle endüstri kapitalizminin temelini oluşturan şey aşılmadıkça, bu üretimin ana çizgileri sosyalist toplumlarda da aynı kalacaktır.”
Biraz sonra Sultan Vahdettin hükümeti onu ölüme mahkûm etti. Fakat bütün bunlar onu yıldırmadı.Azmini sarsmak şöyle dursun, o her gün artan bir irade ile, her gün yeni yeni atılmalarla millî amaca, önüne geçilmez bir hızla yürüdü. Önüne çıkanları yıktı, devirdi ve ezdi. Atatürk büyük dava sıralarında Çankaya’da küçücük bir ev içinde, kör ışıklı bir lamba altında çalışırdı. Altında, ikide bir bozulan, külüstür bir otomobil vardı. Bir gün Ankara istasyonunda, şimdi Cumhurbaşkanlığı özel kalem dairesinde, öğle yemeği olarak önümüzde ekmek peynirle, biraz da kirazdan başka birşey olmadığını iyice hatırlıyorum.
Padişahçı sav (tez) bu açıdan oldukça kesin konuşmaktadır. Anadolu’da Kurtuluş Savaşı verilsin diye M. Kem al’in bizzat Padişah Vahdeddin’ce görevlendirildiği ileri sürülmektedir. N.F. Kısakürek’e göre Vahdeddin, Ulusal Savaşımı yürütmesi için M. Kemal’i gizlice görevlendirmiş, bunun için de kendisine bir “hattı hümayun” ile oldukça çok para vermiştir. Dolayısıyla Anadolu’da ulusal direnişi başlatma ilk düşüncesi Sultan Vahdeddin’indir. Dahası bu savaşım için M. Kem al’i bizzat padişah “ ikna” etmiştir. Kadir Mısıroğlu’yla T. Mümtaz Göztepe de aynı doğrultuda düşünürler. Ortak görüşleri şöyle: “ Sultan Vahideddin, ufukta beliren korkunç tehlikelere karşı Anadolu’da bir direnme hareketi düşünüp, bunu tepesindeki işgal güçlerine karşın en dikkatli bir biçimde planladı. Bu cümleden olarak yaverlerinden M. Kemal Paşa’yı geniş yetki ve olanaklarla donatarak Anadolu’ya gönderdi. İşte, yakın tarihimizde ‘Milli M ücadele’ adı verilen Türk - Yunan Savaşı ve onun sonucu olan zaferin gerçekleşmesini sağlayan hareketlerin en önemlisi budur. Bu da Sultan Vahdeddin’in eseridir. Ancak bu büyük, fakat talihsiz padişahın sonradan ‘Kuva-yı înzibatiye’nin kurulması ve bilinen ‘fetvaların ortaya çıkması gibi M.Kemal Paşa ve O ’nun giriştiği savasımın aleyhinde görülen kimi davranışlarda bulunduğu görülmüştür. Fakat bunların birincisi düşmanın gözünü boyamaya- yönelik uyarlamaydı. İkincisi ise bizzat düşman baskısının eseri idi. mısıroğlu’nun “ Sultan Vahideddin’in kişiliği ve döneminin olaylarını tam bir Türk ve Müslüman duyarlılık ve ölçüleriyle” incelediğini ileri sürdüğü Hüseyin Hilmi
İktidarının doruğunda bulunan Attila'nın yerinde başka birisi olsaydı, muhteşem libaslar içinde gezer ve altın-gümüş içinde yüzerdi. Lakin Attila böyle yapmadı, sadeliği severdi. Elçilik arkadaşlariyle birlikte ilk defa Priskos'u huzuruna kabul ettiği zaman, Attila alelade tahta koltukta oturuyordu ve İkamet ettiği çadır da herhalde fevkalade bir şey değildi. Hiçbir tarafta ihtişamdan eser yoktu . Kendisine, başkentinde layikiyle işlenmiş aşhap bir saray yaptırdığı hakikattı. Lakin bu şaşaalı muhitte hükümdar Attila herhangi adi bir Hun kadar sade yaşardı. Misafirlerine gümüş tabaklar içinde çok çeşitli yemekleri ikram ettiği halde, kendisi tahta bir tabak içinde sadece et yemeğiyle yetinmiştir . Priskos, Attila'nın diğer hususlarda ölçülü olduğunu itiraf eder. Misafirlerin önüne çok miktarda altın ve gümüş kadehler koymuşlar. Attila ise tahta bir kupa kullanmıştır. Giyimi de tamamen sade imiş ve ancak temizliğiyle dikkati çekermiş. Ne kılıç kayışı ne de barbar biçimindeki çarığının bağı ve hatta atının gemi, diğer " İskitlerin" ki gibi altın, kıymetli taşlar ve kıymetli eşya ile alabildiğine süslenmişti.