Sen hiç korktun mu albayım?
En başta kendimden korktum, içimde ele geçirmeye çalışıyor.
Ayşegül var albayım beni bırakmıyor, o olmasa belki kömür kokan bir mahallede sarı sokak lambaların aydınlattığı dar bir sokakta kesin karlı bir kış gecesi cesedimi bulmuşlardı. Görenler tanımazdı, tanıyanlar ilgilenmezdi. Saatlerce orada öyle kalırdım.
Ben gidiyorum albayım, sonu belli olmayan bir karanlığa gidiyorum. Sonra duruyorum bekliyorum, korkuyu bekliyorum albayım korkuyu
"şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim," dedi: "gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda."
Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmaya devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.
Bazen kendime soruyorum bu karmaşık paradoksun içinde anlaşılmamam benim sorunum değil miydi? Peki anlaşıldığım durum da ne olucaktı, yine de anlaşılmayacak mıydım?