Ebû Hüreyre"den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah, suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”
(M6543 Müslim, Birr, 34)
Empati ile, birinin hissettiğinin aynısını
hissetmek kapasitesini kastetmiyorum. Bu sempatidir. Sempati oldukça popülerdir, ancak bana göre fazla önemsenmektedir. Empati ile yumuşak,anlayışlı bir şekilde davranınayı kastetmiyorum. Bu destektir.
Destek de oldukça değerlidir ve önemsenir.
Öyleyse empati ne?
Empati diğer insanların düşünce ve güdülerinidoğru bir şekilde kavrama yeteneğidir, öyle ki insanlar "Evet, işte bu
tam benim geldiğim yer" diyeceklerdir.
Bu sıradışı bilgiye sahip olduğunuzda,diğer insanların hareketleri hoşunuza gitmese de niçin öyle
davrandıklarını kızmadan anlayıp kabul edebilirsiniz.
Hatırlayın, öfkenizi yaratan aslında kendi düşünceleriniz, diğer kişinindavranışı değil. Şaşırtıcı şey şu ki; diğer kişinin niye öyle davrandığınıanladığınız anda, bu bilgi sizin öfke üreten düşüncelerinize bir sınır koyma eğilimine giriyor.
Peki empati sayesinde öfkeyi ortadan kaldırmak o kadar kolaysa,
niye insanlar her gün birbirlerine kızıyorlar?
Yanıtı şu, empatinin kazanılmasızordur. İnsan olarak bizler kendi algılarımızla donatılmışız ve otomatik olarak insanların yaptıklarına anlamlar yüklüyoruz. Diğer insanın kafasının içine girmek çok çalışma gerektirir ve çoğu insan bunun
nasıl yapılacağını bile bilmiyor.
Sizi kişiler arası zorluğa sokan kurallar genellikle zarar verici gözükmezler.
Aksine, çoğunlukla oldukça ahlaklı ve insani dururlar. Son
zamanlarda, evliliklerin yüzde 50 - yüzde 50 olması gerektiğine inanan
Margaret adında bir kadını tedavi ettim. Her eş diğeri için eşit derecede
davranmalıydı. Bu kuralı tüm insan ilişkilerine uyguluyordu. "Ben
insanlar için güzel şeyler yapıyorsam, onlar da karşılık vermeliler. "
Buradaki sorun nerede? Kesinlikle mantıklı ve haklı geliyor kulağa.
Bu bir çeşit Altın Kural'dan dönmek. Bununla ilgili yanlışlık şurada.
Evlilik de dahil olmak üzere, insan ilişkilerinin, çok nadiren kendiliğinden
"karşılıklı" olduğu inkar edilemez bir olgudur; çünkü, insanlar
farklılardır. Karşılıklılık/karşılıklı ilişki geçici ve doğasında sabit olmayan
bir idealdir; ancak uzun süreli çaba sayesinde buna yaklaşılabilir.
Bu karşılıklı oybirliği, iletişim, anlaşma ve gelişmeyi içerir. Anlaşma ve
çok çalışma gerektirir.
Margaret'in sorunu, bunu fark etmemiş olmasıydı. O, karşılıklılığın
varsayılan bir gerçeklik olarak varolduğu bir masal dünyasında yaşıyordu.
Ortalıkta kocası ve diğerleri için iyi şeyler yapmak için dolanıyordu
ve sonra onların karşılığını bekliyordu. N e yazık ki, bu tek taraflı anlaşma bozulmuştu; çünkü, diğer insanların onun karşılık ödenmesini
beklediğinden haberi yoktu.
Örneğin, yerel bir yardım örgütü birkaç ay içinde işe başlamak üzere
maaşlı bir yönetici asistanı için ilan vermişti. Margaret bu işle çok ilgilendi
ve başvurusunu gönderdi. Sonra, zamanının büyük bir bölümünü
örgüt için gönüllü çalışmalara harcadı; diğer çalışanların onu beğenerek
karşılık vereceğini, ona saygı d uyacağını, yöneticinin de işi kendisine vererek
karşılık göstereceğini bekliyordu. Gerçekte, diğer çalışanlar hiç de
sıcak bir şekilde tepki vermediler. Büyük
Haksızlık ya da adaletsizlik algısı, tamamen olmasa da çoğunlukla
öfkenin en büyük nedenidir. Aslında, öfkeyi, size haksızlık edildiği
inancınızla birebir örtüşen bir duygu olarak tanımlayabiliriz.