İnsan...
İnancına da kalbindeki aşkı kadar, yanındaki namusu kadar, cebindeki parası kadar sahip çıkmalıdır.
İnancını başkasına kaptırmamalıdır.
Kendi inancının öznesi kendisi olmalıdır.
"Biz dünya malını kullanırız ama Allah rızası için al diyorlar, Allah rızası için alıyoruz. Öteki geliyor, Allah rızası için ver diyor, Allah rızası için veriyoruz. Alırken de, verirken de elimizi bile sürmüyoruz."
Abdülkadir Geylani hazretleri burada iki ayrı sevap kazanıyor. Hem sadaka sevabı, hem de talebesinin gönlünü almak, onu sevindirmek sevabı.
Elbette senin şahsi yani bireysel menfaatinin, müslümanların genel menfaatleri yanında kıymeti olamaz.
Çünkü bir kenara çekilip abdest almayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı, zikir etmeyi herkes yapabilir. Fakat makamı ile müslümanlara hizmet etmeyi herkes yapamaz. İşte bunun için artık senin yanına gelemiyorum.
Bazı araştırmaların kendisini dindar bir şahsiyet olarak göstermeleri çabasına rağmen şu mükaleme Talat Paşa'nın zihniyet yapısını yansıtmaktadır.
O, bir gün en yakın dostlarından Abdülaziz Mecdi Efendi'ye şöyle demişti: "Hocam, düşünüyor bir türlü karar veremiyorum, sen ne dersin Allah aşkına mason mu kalayım, Bektaşi mi olayım? Mecdi Efendi de kendisine: " Paşam, bence bunların ikisine de lüzum yok, ama mutlaka birini tercih etmek lazım geliyorsa, Bektaşiliği seçin, zira Bektaşilik bir Türk tarikatıdır." demişti.
Ancak iş devletlerarası bir önem kazanıp aleyhimize pek geniş propagandalara kapı açılmaya başladıktan sonra Talat Bey sorumluluğun tek başıma üzerinde kalmasından ürkmüş ve tehcir işini Sadarete yazıp bir Meclis-i Vükela kararı aldırmıştır.