Hiçbir şey yapmamanın bokunu çıkarmakta benden daha ileriye gitmiş pek az insan olacak. Medeniyete geri dönmeyeceğim lan! Hazır orada dikilmiş duruyorken bağırmaya başlıyorum. Ben hem kral hem de başbakanım, halkıma nutuk atıyorum: "Sevgili yurttaşlarım. Sizi sevmiyorum. Kendinize bir çekidüzen verin. Aklınızı başınıza toplayıp bu kadar akıllı olmaktan vazgeçin. Ve siz sağcılar, Allahın cezası köpeklerinizden bir kurtulun hele. Yüzünüzdeki o kendinizden hoşnut gülümsemeyi silin, artık takasa başlamak zorundasınız. Bisiklete binmek. Bu devran dönecekse, deliler gibi bisiklete binip takas yapmalıyız. Ağaçların arasından esen rüzgarın, çayırlardaki çiçeklerin sahibi kim? Teletabiler cehennemde yanmalı, kahretsin ipin ucunu kaçırmadan bir yeni yıl nutku armak için çok sarhoşum ama Lovenskiold, ormanı halka geri vermelisin çünkü onun asıl sahibi sen değilsin. Kimse ormanların sahibi olamaz.
İnsan birdenbire kendini tanıyamaz oluyor. Beden kendini yabancı ve korkmuş hissediyor. Alışkın olduğun o hal ve sahip oldukların birden itici gelmeye başlıyor ama zırt diye başka biri de olamıyorsun; çoktan iş işten geçmiş, sandığından da fazla. Allahın cezası iş işten geçmiş. Sağcı adam kadar zavallı görünmesem de onunla aynı gemideyiz. Ama kim bilir.
Şu inkar edilemez, 19.yüzyılda cinselliğe ilişkin olarak benimsenen bilimsel söylem, yalnızca görülmemiş saflıklar değil aynı zamanda sistematik gafletler de içermiştir; görme ve duymayı reddetme gibi. Ancak - ve temel nokta da budur- bu ret, tam da dışavurulan, mutlaka söylenmesi istenen şeylere ilişkindir. Zira, bilmezlikten gelme, ancak hakikatle temel bir ilişki çerçevesinde mevcut olabilir. Gerçeği savuşturmak, onun yolunu kesmek ve simasını değiştirmek... Bunların hepsi son kertede geriye doğru bir hareketle, temel bir bilme talebine çelişkili bir biçim vermek için geliştirilmiş kısmi taktiklerdir. Kabul etmeyi istememek de yine hakikati istemenin beklenmedik bir hareketidir.