Güzelliğin gizemi, yaşamın gizeminden aşağı değildi; güzelliğin ve hayatın yapı taşları iç içe geçmişti. Kendisi de aynı anlaşılamaz dokunun bir parçası olarak, gün ışığı, yıldız tozu ve nice harikadan yoğrulmuştu.
Beni kendim için istemedikleri ortada, çünkü özde hala eskiden istemedikleri insanım. Beni başka bir şey, benim dışımdaki bir şey, aslında olmadığım bir şey için istiyorlar. O şey ne, söyleyeyim mi? Kazandığım takdir. Bu takdir ben değilim ki. Takdir, başkalarının zihninde yer alyor.
İyiden iyiye kafası karıştı. Umutsuzca açlık çekerken kimsenin onu yemeğe çağırmadığını hatırladı. Yemek davetlerine o zaman, açlıktan güçsüz ve baygın düştüğü, zayıflayıp eridiği o günlerde ihtiyacı vardı. Çözülmez çelişki buydu işte. İhtiyacı varken kimse ona yiyecek vermemişti; şimdi yüz bin öğüne yetecek parası varken, canı yemek bile çekmezken, bir sürü insan onu yemeğe çağırıyordu. Ama neden? Hiç adil değildi bu; ne yapmıştı ki? Değişmemişti.