Burak

Burak
@guesswhosback
why do we fall, Bruce?
8/10
·287 syf.·
2026 5. kitabı
Jar, insanın içine yavaş yavaş işleyen, bitirdiğinde de kolay kolay çıkmayan hatrı sayılır kadar iyi olan bir ilk roman. Kemal Varol’un dili zaten başlı başına samimi ama bunu ilk romanında bile hissettirmesi, derinleştirmesi, kendisinin çok net başarısıdır. Romanın en çarpıcı yanı, insanın iç dünyasını çok doğal bir şekilde yansıtması diyebilirim aslında. Abartı yok, süslü cümlelerle göz boyama yok. Her şey olduğu gibi, hatta bazen can acıtacak kadar da çıplak. Karakterler kusurlu, kırık, ama bir o kadar gerçek. Biraz kitabın konusundan bahsedecek olursam: 1980 darbesinden sonra, Doğu’da hayalî bir kasaba olan Arkanya’da geçiyor hikâye. Bir gün kasabaya kimsenin tanımadığı iki yaşlı adam geliyor ve iki ayrı meyhanenin bahçesine yerleşir. İki huysuz ihtiyar (İçli Halil ve Rahatsız Kamil), aralarında nedeni tam olarak açıklanmayan derin bir kin besliyorlar ve biz bu kinin nedenini, birbirinden bağımsız olarak anlatılan hikayelerle anlamaya çalışıyoruz bu süreçte. Beri yanda, kasabada yaşayan insanları tanıyoruz. “Her şey zehir gibiydi, ama hayat yine de akıp gitti.’’
JarKemal Varol · İletişim Yayınları · 2019639 okunma
Reklam
8/10
·184 syf.·
2026 4. kitabı
Oldukça besleyiciydi. Bu kitapta Eriş, kelimelerin ve kavramların tarih içindeki yolculuğunu anlatıyor. Yani bir kelimenin bugün kullandığımız anlamına nasıl geldiğini, hangi dillerden geçtiğini, kültürler arası dolaşırken nasıl değiştiğini inceliyor ve gerçekten hiç sıkılmadığımı söylemek isterim. Akademik bir dil yerine daha sohbet havasında, merak uyandıran bir üslupla yazılmış. Yani dilbilim kitabı gibi ağır değil. Sık sık altını çizdiği konu da dilin sandığımızdan çok daha hareketli bir yapı olduğuydu. Kelimeler göç ediyor, anlam değiştiriyor, bazen daralıyor bazen genişliyor. Bir kelimeyi kullandığımızda aslında farkında olmadan yüzyıllık bir tarih de taşımış oluyoruz diyor. Kitapta: • Türkçedeki bazı kelimelerin kökenleri • Batı dillerinden gelen kavramların serüveni • Aynı kökten çıkıp farklı anlamlara evrilen sözcükler • Kültür, tarih ve dil arasındaki ilişki gibi konular ele alınıyor. İlginizi çekerse tavsiye ederim.
Babil Kulesi KitabıMahir Ünsal Eriş · Kafka Yayınevi · 2023205 okunma
8/10
·332 syf.·
2026 2. kitabı
Mutluluk İhtimali, Doğu Almanya’da (DDR) Berlin Duvarı yıkılmadan kısa süre önce doğan Stine’in gözünden üç kuşaklık aile hikâyesi. Anne-baba, büyükanne-büyükbaba derken, Nazi geçmişinden GDR rejimine, birleşme sonrası kapitalizmin yarattığı kimlik enkazına kadar her şeyden bahsediliyor kitapta. Ağır, depresif ve ciddi bir kitap. Sindirerek okumakta fayda var. Gerçekten geçmişten kurtulabilir miyiz, yoksa onu sadece başka bir isimle mi yaşamaya devam ederiz? Romanın en güçlü yanı, politik olanı kişisel olanın içine dahiyane bir şekilde yerleştirmesi. Büyük tarih anlatılarının (İkinci Dünya Savaşı, Nazi Almanyası, Berlin duvarı, Sosyalizmin Berlin’deki etkileri..) arasında kaybolan çocukluk, ebeveynlik, suçluluk ve suskunluk duyguları çok sade ama derin bir dille aktarılıyor. Evet ağır ağır ilerliyor ama her paragrafta düşündüren bir kitap aynı zamanda. Gürültülü değil; tam tersine sessiz ve içe işleyen bir anlatımı var. Özellikle kuşak travmaları ve kolektif hafıza üzerine okumayı sevenler için etkileyici bence. Bir de kitapta; Doğu Almanya’da büyüyen bir kuşağın travmalarının ve bastırılmış geçmişlerinin Batı Almanya’da büyüyen çocuklara göre daha yoğun olduğunu öğrendim. Berlin Duvarı’nın yıkılması her şeyi “özgürleştirmiş” gibi görünse de aslında farklı bir bakışla, geçmişin gölgelerinin, o insanların hayatlarında yaşamaya devam ediyormuş. Hafif spoiler; küvet bölümünü okurken tüylerim ürperdi, üzüldüm ve o bölümün üzerine çok düşündüm. Anne Rabe burada aile içi şiddeti, annenin sadistçe cezalandırma yöntemlerini ve çocuğun çaresizliğini öyle çıplak, öyle detaylı anlatıyor ki, "bu gerçekten yaşanmış mı?" diye bir sorguladım kendimi ve sonra zaten kitabın otobiyografik özellikler taşıdığını hatırladım. O bölümden biraz bahsetmek istiyorum kabaca şöyle: Stine ve
Mutluluk İhtimaliAnne Rabe · Livera Yayınevi · 2025105 okunma
8/10
·128 syf.·
2026 3. kitabı
Oldukça komik ve sarkastik bir kitap bitirdim. Kadınların Nesi Var?, İngiliz yazar ve çizer Jacky Fleming’in mizahi amaçla yazdığı ince ama etkisi büyük bir kitap. Bu kitapta Fleming, tarih boyunca erkek düşünürlerin kadınlar hakkında ortaya attığı “bilimsel” iddiaları ti’ye alıyor diyebiliriz aslında. Kitaptaki çizimler harika, mizah oldukça keskin ve oldukça dokundurucu şekilde de aktarılmış. Yüzyıllarca kadınların geri bırakılmasının sebebinin “yetersizlik” değil, sistematik olarak dışlanmaları olduğunu açıkça ortaya koyuyor Jack Fleming ve ayrıca cesurca şunu ima ediyor; meğer mesele yetersizlik değil, engellenmekmiş.
Kadınların Nesi Var?Jacky Fleming · Desen Yayınları · 2017677 okunma
8/10
·160 syf.·
2026 1. kitabı
Beni Bekleyen Bir Dağ Biliyorum farklı bir eser, kitap baştan sona metaforlar üzerinden akıyor: bizi beklediği söylenen o dağ, yalnızca fiziksel bir engel değil; kişinin yüzleşmekten kaçındığı korkuların, ertelenmiş hesaplaşmaların ve olgunlaşmanın belirtileri ile bu metaforlar kitabın sonuna kadar devam ediyor. Yazarın sade bir anlatımı var fakat cümlelerin yoğun anlamlar içerdiğini söyleyebilirim. Hikaye anlatımının biraz daha arka planda kaldığı bu kitapta, bizlerdeki o sabrediş, kendini tanıma ve süreç sonundaki kabullenmeyi başarılı olarak aktarmış aslında. Spoiler Alert- Hikayede, iki baş karakter Saray ve Aydın’ın birbirlerine olan aşklarının bir nehrin gözünden nasıl aktarıldığını okuyor olacaksınız. Bu yönden bir aşk hikayesi de sayılabilir. Başka duyguların işin içine girmesiyle olayların farklı bir yöne evrilmesi kitabın sürprizi oldu benim için. Benim çok beğendiğim bölümler ise Aras ve Amstel nehirlerinin kendi gözlerinden aktarılan bölümler oldu.Aras biraz daha geçmiş, içe kapanıklık, aidiyet duygularının ağır bastığı, doğa ile daha iç içe kalan bir temsil iken, Amstel’in yabancılaşan mekanda, şimdiye dair, kim olduğuna dair, modern şehir yaşamının acımasızlığına dair yaptığı betimlemeler etkileyici oldu. İçsel kopukluğu, yalnızlığı, kalabalıklar içinde tek başına olma halini, kimlik sorgulamasını o kadar net veriyor ki durup bir kere düşünme ihtiyacı hissediyorsunuz. Kitabın sonlarına doğru bu iki nehir arasından bizi bekleyen dağa doğru ilerliyoruz aslında. Nehirler birer eşik mekândır, dağ, bu iki deneyimin ardından yüzleşilecek son duraktır diyerek sonlanıyor hikaye.
Beni Bekleyen Bir Dağ BiliyorumSholeh Rezazadeh · Dedalus Kitap · 2025462 okunma
Reklam